Bir sivil toplum kuruluşu olan ve her çeşit önyargıdan uzak olmaya özen gösteren platform, bu değişik konularda üzerinde mutabakat sağlanılan fikirleri kamuoyuna deklare ediyor. Böylece ilgililer o konuda Türkiye entelektüellerinin bu mevzulardaki son görüşlerini öğrenmiş oluyorlar. Platform bu sene de 1-3 Temmuz tarihleri arasında Erzurum’da toplandı. Konu “Yeni bir çağın eşiğinde; eğitimde yeni arayışlar”dı.
Genel olarak platform çalışma düzeni, esas konunun alt başlıklarını bir gün boyunca komisyonlar halinde görüşüyor, sonra komisyonlar toplanarak genel kurulu oluşturuyor ve genel kurul, komisyonlarda mutabakata varılan maddeleri tekrar bir gün boyunca müzakere ediyor ve oylama ile çoğunluğun kararları maddeler halinde platformun o konusu ile ilgili sonuç bildirisi haline getiriliyor, sonra da gerek tartışmacıların konuştukları tüm fikirleri gerekse bu maddeler kitap halinde yayınlanıyor. Bütün Abant platformlarına katılan birisi olarak gerek bundan önceki toplantılar gerekse ve özellikle bu toplantıdan edindiğim izlenimlerimi kamuoyuyla paylaşmak istedim.
Bir kere bu platform, özellikle katılımcılar yönünden olmak üzere platformu izleyenler ve medyadan takip edenlerce çok büyük bir kazanım sağlamıştır. Zira Türkiye’de bir sivil toplum inisiyatifinin öncülük ettiği bir organizasyonla birbirine çok zıt fikirdeki insanlar, aynı konuyu kendi aralarında şiddete başvurmadan tartışabileceklerini görmüşlerdir, göstermişlerdir. Siyasi fikri ve dünya görüşü ne olursa olsun her bir katılımcı şunu görmüş ve öğrenmiştir ki, her bir fikrin yanlış tarafları olabileceği gibi mutlaka doğru tarafları da vardır. Bu fikirler, dikkate alınmak zorundadır ve kendi aramızda bunların bir açı ortayını bulmak zorundayız.
Ben şahsen, ilk toplantılarda bir konu üzerinde konunun uzmanlarından biri fikrini çok iyi ifade ettiği zaman herhalde en doğru fikir bu diye düşünmüştüm. Hemen ardından başka biri, aynı konuyu farklı yönleriyle izah edince, bu sefer bu fikrin ötekinden daha makul olduğunu düşünmeye başladım. Sonra diğer fikirlerin de aynı değerlere sahip olduğunu görünce, benim neslimin Türkiye’si olarak nerelerde hata yaptığımızı daha iyi anladım. Zira sadece ak veya sadece kara yoktu, gri sahalar da vardı. Hatta gri sahalar çoğunluktaydı. Bu gerçek, seneler önce anlaşılmış olsaydı o günkü gençler birbirlerini öldürmeyecekler ve bu gri sahalarda bir ortak payda bulabileceklerdi.
Kavga Etmeden Tartışmak…
Benim gibi diğer katılımcılar da bu gerçeği gördüler ve anladılar ve ilk zamanlardaki tartışmalar esnasındaki tansiyon, zamanla düşmeye başladı. Hararetli tartışmalardan sonra dışarıda katılımcılar, güle oynaya birbirlerine şaka yapmaya bile başladılar. Yani entelektüellerimiz bir konuyu kendi aralarında kavga etmeden tartışabileceklerini gördüler, gördük ve öğrendik. Bu, Türkiye için, gelecek nesiller için çok büyük bir kazanımdır.
Platformla ilgili ikinci konu ise bu şekilde bir kazanım haline gelmesi arzu edilen entelektüellere has bir davranış örneği idi. Entelektüel, tarif edilirken şöyle denir: Düşündüklerini rahatlıkla başkalarına ifade edebilen ve fikirlerinin arkasında durabilen insan. Maalesef günümüz Türkiye’sinde halen bu özelliği tam kavrayabilmiş değiliz ve gereğini de yerine layıkıyla getirebildiğimiz söylenemez. Diğer toplantılarda da olmak üzere ve fakat özellikle bu toplantıda aşikar bir şekilde gözlemlediğim ve şahit olduğum manzara yukarıdaki tarifin neredeyse tam tersi bir manzaraydı.
Bir kere, ben dahil, konusu aylar önceden belli bir mevzuya bir iki istisna dışında hiç hazırlanılmadan gelinmişti. Eğitim gibi, insanlık var olduğu günden beri insanlığın en önemli konularının başında gelen bir mevzu işlenecekti. Bu mevzuda, geçmişte kimler, hangi milletler, hangi konularda ve nasıl bir eğitimle başarıya ulaşmışlardı? Başarısızlıklarının altında hangi sebepler yatıyordu? Bunların bu iyi ve kötü tecrübelerinden biz bugün nasıl istifade edebilirdik, etmeliydik?
Halihazırda genel anlamda dünyada başarıya ulaşan ve uygulanmakta olan eğitim modelleri neydi ve bunu nasıl yapıyorlardı? Bu başarılı metot sahiplerinin gelecekle ilgili plan ve projeksiyonları nelerdi, ne düşünüyorlardı? Gerek kitaplarda, gerek eğitimle ilgili periyodik dergilerde, gerekse internette bunların hepsi mevcuttur.
Maalesef biz entelektüeller bunları gözden geçirerek, imbikten geçirerek günümüz Türkiye’sinin eğitimle ilgili problemlerine böyle bir bakış açısıyla bakıp yeni çözümler, daha rasyonel yaklaşımlar sergileyemedik, sergileyebilirdik bu bizim görevimizdi. Bunu layıkıyla yaptığımız kanaatinde değilim; ama gelecek nesillerin bizi bundan sorumlu tutacağı kanaatindeyim.
Belki her konuyla ilgili herkes o anda bir şeyler söyleyebilir, söylendi de. Fakat mevcutla ittifa dunhimmetliktir (var olanla yetinmek en düşük hedeftir) diye bir kaide vardır. Eğer biz, bir problemle ilgili sadece o anda aklımıza gelen fikirleri söylüyorsak, daha önceden bir hazırlık yapmamışsak, bu çok büyük bir eksikliktir. Belki yine işe yarayan fikirler olabilir; ama doğru olanı önceden o konuyu çok iyi inceleyip araştırdıktan sonra fikirlerini söylemektir.
Bu alt başlıkta ikinci ve daha vahim bir konu ise şudur: Toplantı aralarında katılımcılar, gerek kendi aralarında, gerek medya ile mülakatlarında ve gerekse medyadan gelen katılımcıların kendi sütunlarında ‘şunlar tartışılmadı, bunlar tartışılmalıydı, şöyle tartışılmalıydı, şu konulara değinilmeliydi’ şeklindeki yaklaşım ve davranışlara şahit oldum. Bu katılımcılar bu değerli fikirlerini komisyonlarda dile getirip fikirlerini savunabilirlerdi. Genel kurulda bu fikirlerini tekrar dile getirebilirlerdi. Böyle yapmayıp dışarıda bu şekilde bir davranış biçimi entelektüel bir davranış değildir. Pek tabii olarak fikirlerini komisyonlarda ve genel kurulda dile getirdikten ve arkalarında durduktan sonra, dışarıda diledikleri gibi konuşabilirler, sütunlarında diledikleri gibi ele alabilirlerdi, buna kimsenin bir diyeceği olmazdı.
Ben, bu işi düşünen, planlayan ve organize edenleri kutluyorum. Onlar sahneyi ve tüm imkanları hazırlamışlar. Bu oyunu oynamak ve bir neticeye ulaştırmak aktörlere yani katılımcılara, yani entelektüellerimize kalmıştır.
Netice olarak bir ülkenin gelişmişlik endekslerinden olan sivil toplum kuruluşlarının mevcudiyetleri ve faaliyetleri, gerçekten o ülke için çok önemlidir. Bu faaliyetlere katılan konunun uzmanları entelektüellerin katkıları kaçınılmaz ve gereklidir. Entelektüellerin de bu sorumluluğun gereğini yerine getirmeleri büyük önem taşımaktadır. Bundan dolayı da bu sorumluluğun sadece mevcut bilgilerini aktarma değil, fakat onlarla birlikte geniş bir bakış açısıyla geçmişi, hali ve geleceği kuşatması ve bunları ifade etmeyi çekinmeden başardıkları gün ülkemiz geleceği daha bir güvenle bakacaktır, ümit ediyoruz, bekliyoruz.








