Özgürlük ve Düşmanlık

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Özgürlük ve Düşmanlık

Fikir ve ifade özgürlüğü, demokrasinin olmazsa olmazlarından biri. Ne var ki her özgürlük gibi suiistimale ve istismara açık. Bugün bütün dünyada tartışılan konulardan biri de bu. Hakaret etmeden, insanların onuruyla oynamadan, iftira ve kara çalmadan fikirlerin, inançların ifadesi özgürce nasıl yapılacak? Kimi gazetelerin, kimi yazarların, kimi yayın editörlerinin, kimi televizyonların tetikçilik yapmasının, medyayı bir silah olarak kullanmasının önüne nasıl geçilecek? Bu sınır nasıl belirlenecek?

Fethullah Gülen hareketini ele alalım. İçinde olanlar için bu hareket; toplumumuzun hayırlarda yarışması, milli ve manevi değerlerimize bağlı nesiller yetiştirilmesi, diyalog ve hoşgörü esas alınarak sosyal ve siyasî bir mutabakat aranması, dolayısıyla hem ülkemizde hem de dünyada huzur ve barışın sağlanması gayesine yönelik. Türkiye’de ve dünyada milyonlarca insan iyi niyetle, samimi gayretlerle bu hareketin içinde yer alıyor.

Şüphesiz bu tespiti kabul etmeyen, herkes ve her hareket için duyulacak endişe ve kaygılar taşıyanlar olacaktır. Fikir ve eleştiri çerçevesinde tenkitler, uyarılar yapanlar çıkacaktır. Ama burada aslolan, suizanna değil, hüsnüzanna dayanmaktır. Değilse, körü körüne bir harekete, bir partiye, bir camiaya düşmanlık yapmak toplumsal barışı değil, kavgayı ve kaosu istemektir. Bunun da demokrasi talebiyle alâkası yoktur.

Bu mânâda kimse “düşünceyi ifade özgürlüğü” kalkanının arkasına sığınamaz.

Şöyle diyenler çıkıyor mesela: “Hani Fethullah Gülen hoşgörüden yana bir insandı? Söylenen her şeye de tahammül göstersin…” Konu Sayın Gülen’in şahsıyla ilgili olsa, adım gibi biliyorum ki Sayın Gülen, bunu yapanlara hakkını helal eder ve geçer gider.

Ama mesele Sayın Gülen’in şahsıyla, nefsiyle ilgili değil. Bu hareketin içindeki milyonlarca insan, içeride ve dışarıda milletimize ümit aşılayan, milletimizi yeniden ayağa kaldıracak bir diriliş hamlesinin heyecanını yaşıyor. Sayın Gülen’in şahsında yıpratılmak istenen bu samimi heyecan, bu güzel harekettir. Ve bu insanlar işte bu yüzden “millete ait bir meselede hoşgörülü olunamaz, zira böyle bir hoşgörü zulüm olur” diye düşünüyorlar. Tıpkı banka hortumlayanlara, milletin ahlâkına saldıranlara, aileyi darbeleyenlere hoşgörülü olmanın zulüm anlamına geldiği gibi.

Şahıslarımıza ait meselelerde hepimiz hoşgörülü olabiliriz. Hakkımızı helal edebiliriz. Lakin toplumun hakkı ve geleceği söz konusu olduğunda hoşgörüyü kimse savunamaz.

Yeri gelmişken iki konu hakkında düşüncelerimi de ifade etmek isterim.

Bazıları, “siz hoşgörü diyerek, diyalog diyerek din ve milletle ilgili her değeri, dinamiği dinamitliyorsunuz ve falanların dümen suyundan gidiyorsunuz…” diyorlar. Suizanna dayalı bu suçlamaların hiçbiri bir belgeye, olaya dayanmıyor. Mesnetsiz bu iddialar masum insanların kafasını bulandıracağı, onların günaha sevk edebileceği, müminler arasında nifak sokacağı için büyük vebal getirir.

Bazıları da, “şimdi hoşgörü diyorsunuz; ama fırsat elinize geçtiğinde şöyle edeceksiniz, böyle yapacaksınız…” diyerek acımasız suçlamalarda bulunuyorlar. Vehimlerle, aslı astarı olmayan beyanlarla beslenen paranoyalara karşı, bugüne kadar kim ikna edici olmuştur? Yurtdışındaki okullar, yurtiçindeki eğitim kurumları uluslararası başarıları ile ortada iken, daha ne yapmalı ki bu insanlar kendilerini ifade etsinler? Sevgi, dostluk, barış, diyalog, hoşgörü demeyip ne demeliler?

Azim, sebat ve kararlılıkla yola devam etmenin dışında bir alternatifleri var mı?

Share:

More Posts

Send Us A Message