Mehmet Gündem’in geçtiğimiz ocak ayında Milliyet gazetesinde yayınlanan “Fethullah Gülen’le 11 Gün” başlıklı dizi-söyleşisi, aynı adla kitaplaştı.
Gülen’in sağlık durumu sebebiyle 11 güne yayılan kapsamlı söyleşi, 22 bölümde yayınlanarak Türk basın tarihindeki en uzun söyleşilerden biri olmuştu. Alfa Yayınları’ndan çıkan kitapta, söyleşinin gazetede yayınlanan biçimine eklenen bölümlerin yanı sıra, Fethullah Gülen’in Sızıntı, Yağmur ve Yeni Ümit dergilerinde yayınlanmış başyazılarından bir seçki yer alıyor. Kitabın önsözü ise, Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz’a ait.
“Küçük Dünyam”dan, “Ufuk Turu”na; “New York Sohbeti”nden “Gurbette Fethullah Gülen”e kadar Gülen ile yapılan söyleşileri izleyenler, hepsinin bağlamsal bir değer taşıdığını da fark etmişlerdir. Bu yüzden Gülen’in, Mehmet Gündem’in neredeyse bir yıldır yaptığı ısrarlı tekliflere ancak geçen yılın sonunda cevap vermiş olması mânidar görünüyor. Dinlerarası diyalog, hoşgörü, Avrupa Birliği gibi kavramların sık sık sorgulandığı; Gülen’le ilgili intihal, ABD yandaşlığı, devleti ele geçireceği iddialarının zihinleri bulandırmak için yeniden ortaya atıldığı dönemde, “Fethullah Gülen’le 11 Gün”, tüm sorulara ‘açıklık’ getiriyor. Zaman zaman, Gülen hakkında öne sürülen, düşüncelerini örtük biçimde dile getirdiği ve asıl niyetini gizlediği yönündeki iddia, bu uzun söyleşiden sonra anlamını yitirdi aslında. Mehmet Gündem’in sorduğu her soruya -ki bunların arasında bugüne dek sorulmamışları da var- apaçık, herkesin anlayacağı biçimde cevap verdi Fethullah Gülen. Bu söyleşinin üzerinden hâlâ ısrarla polemik üretmeye çalışan varsa, iyi niyetinden kuşku duymak gerekir. Mehmet Gündem, giriş yazısında kendisinin de belirttiği gibi, hem Gülen’in sevenlerinin hem de onu tanımak isteyenlerin merak ettiği pek çok şeyi sormuş. “Fethullah Gülen’le 11 Gün”ü, tam da bu sebeple, iki biçimde okumak mümkün: Gülen’in kişiliği, düşünce evreni ve dünya sorunlarına bakışı ile onu tanımak için; ya da sadece sevenlerin duyumsayabileceği bir gurbet özlemini dindirmek için…
Fethullah Gülen’in, Şiilik meselesi, Amerika’nın Irak politikaları, Büyük Ortadoğu Projesi, terör, İran Devrimi, Alevilik ve Ruhban Okulu gibi konulardaki saptamaları, onun düşünce dünyasını tanımak için yeterince aydınlatıcı. Kaldı ki, Gülen’in, kendisi hakkındaki suçlamaları cevaplarken gösterdiği alçakgönüllülük ve tutarlılık her şeyi açıklıyor. Mehmet Y. Yılmaz da, kitaba yazdığı önsözde zaten, tüm soruları açık yüreklilikle cevapladığı için Fethullah Gülen’e teşekkür ediyordu. Mehmet Gündem’in çalışması, dileriz düşünme tembelliğine alışmış Türk basınını da harekete geçirir ve 22 gün süren bir söyleşiyi bugüne dek çoğunlukla yüzeysel, yararsız tartışmalarla gündeme getiren basın, bu kez kitaptaki kilit kavramları enine boyuna ve hakkıyla tartışır.
“Fethullah Gülen’le 11 Gün”, belli bir bütünlük gözetilerek seçilen başyazıların da eklenmesiyle, güncel bir Fethullah Gülen portresi haline gelmiş. Keşke yayınevi editörleri de, kitaptaki gereğinden fazla dizgi hatalarını denetlerken daha dikkatli olsaymış. Okurun, böyle bir kitapta daha özenli ve kusursuz bir baskı beklemeye, elbette hakkı var. Eğer “Fethullah Gülen’le 11 Gün”ü ‘Pırlanta Serisi’ne dahil edeceksek, ki öyle görünüyor, kitap orada, okunmayı bekliyor. Kimse, kimseyi tanımadan sevemez. Devleti ele geçireceği öne sürülen insanın ‘vasiyet’i her şeyi açıklamaya yetmez mi? “Arkadaşlar, idareye asla talip olmasınlar.” diyordu Gülen, sevenlerini, dünya saltanatının ve debdebesinin aldatıcılığına karşı uyarıyordu. Bu sözler çok şey ifade eder, anlayana elbet. Gülen’in, Türkiye’ye dönerse, “Ramiz Hoca’nın Üç Şerefli Cami’de imamlık yapan oğlu gibi” döneceğini söylemesi bile aslında, bu söyleşinin altında farklı şeyler arayanların bütün ‘tez’lerini çürütüyor. Fethullah Gülen’in sevenlerine gelince: Endişelenecek bir şey yok. Zaman, her şeyi yerli yerine koyuyor nasıl olsa… Vakti gelince bu şafak garipliği de biter. (M. İlhan Atılgan)








