Yarın, ülkemizin, Avrupa’nın, İslâm coğrafyasının ve dünyanın geleceği açısından çok önemli bir gün. Çünkü Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyeliği, bu birliğin doğasını değiştireceği gibi, Avrupa’nın tarih sahnesine etkili bir güç olarak çıkmasını sağlayacak.
Bir İslâm ülkesi, Hıristiyan ülkelerden oluşan birlikteliğin asli bir unsuru olacak. Bir kültürler ve medeniyetler buluşması gerçekleşecek.
Bu buluşma, Türkiye’yi, Türk dünyasını, Ortadoğu’yu, Avrasya’yı etkileyecek. İnsanlık için yeni bir dönem, yeni bir mevsimin başlangıcı bu.
Böylesine büyük bir proje elbette tereddütler, kaygılar, tartışmalar, karşılıklı suçlamalar ile karşı karşıya kalacak. Nitekim bugün hem ülkemizde, hem de Avrupa’da özellikle kamuoyunda yaşananların anlattığı da budur.
Tarihî dönüm noktalarında toplumu etkileyen önderlerin kanaatleri büyük önem arz eder. Günümüzde kamuoyu ve onu etkileyen sivil toplum hareketleri, yönetimlerin kararlarında son derece belirleyicidir. Türkiye’de halen en yaygın ve etkili sivil toplum hareketi Fethullah Gülen hareketidir. Gülen’in, belli merkezlerden yürütülen planlı saldırılara maruz kaldığı dönemlerde bile toplumun yüzde 85’inin desteğini aldığı görülmüştür.
Bu hareketin, hasımlarına en fazla rahatsızlık veren özelliği de dinamizmi ve aksiyonudur. Nazariyenin hayata geçmesi, bütün bir toplumu kucaklaması ve diriltici solukların birlik, dayanışma, hizmet, eğitim, medya, diyalog ve hoşgörü alanlarında yeni ümitler ve heyecanlar uyandırması artık dünyanın dikkatini çekmektedir. Örnekleri kendinden bir hareketin, bütün bu özellikleriyle Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğindeki tavrı, kanaati, desteği elbette çok önemlidir.
3-4 Aralık’ta Brüksel’de Avrupa Parlamentosu’ndaki Abant Platformu toplantısına, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı olarak Sayın Fethullah Gülen’in bir mesaj gönderme gereği duyması, özellikle de bu mesajında altını çizdiği hususlar bir ölçü niteliğindedir.
Gülen, dört önemli noktanın altını çizmektedir:
1) 20. asrın başındaki en kritik ve tarihî dönemeçte Atatürk, tercihini millet iradesinin ifadesi olan Cumhuriyet’ten yana koymuştur. Atatürk’ün gösterdiği “muasır medeniyet” hedefi, bugün, Avrupa Birliği ile yeni bir ufka ermiştir. Milli varlığımızın 85 yıllık çizgisi sapmaya uğramadan devam etmektedir.
2) AB üyeliği hedefi bir devlet politikasıdır. AB reformları, önceki hükümetlerle başlayıp bugünkü hükümetle zirveye ulaşmıştır. Her kurum ve kuruluşun gösterdiği gayret takdirle anılmalıdır.
3) Özellikle, AB yolunda bir engel teşkil ettiği yönündeki iddialara rağmen Türk Silahlı Kuvvetleri’nin tarihî rolü ve desteği unutulmamalıdır.
4) Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliği, Avrasya’nın kalbinde bir “Barış Adası” olarak rolünü, tahayyüllerin ötesinde güçlendirecektir. Avrupa Birliği’ne girmiş bir Türkiye, İslâm dünyası ile Batı arasında köprü kurma fonksiyonunu da başarıyla ifa edecektir. Avrupa Birliği’nin, bunun bilincinde olarak 17 Aralık’taki zirvede Türkiye’nin Avrupa’daki yerini sağlamlaştıracak bir karar vermesi beklenir.
Görüldüğü gibi Sayın Gülen bu mesajıyla iki büyük barışı da tavsiye etmektedir: Devlet-millet barışması ve medeniyetlerarası barış. Gülen’in Avrupa Birliği üyeliğimizi onaylamasının ne anlama geldiği, ileride daha iyi anlaşılacaktır.
Kalp ameliyatı geçiren çok değerli dostum, arkadaşım, kardeşim Ali Bulaç’a Allah’tan acil şifalar dilerim. Sizler de dualarınızdan eksik etmeyiniz.








