Geçtiğimiz bir haftayı Türkçe şarkılar, şiirler, gösteriler şöleni içinde geçirdik. Kısa süre önce Örovizyon şarkı yarışması yapılmış ve orada Türkiye, İngilizce bir şarkı ile temsil edilmişti. Bu defa salonlar Türkçe şarkılarla, şiirlerle, gösterilerle çınladı. 100 ayrı ülkeden 500 çocuk Türkü söyledi, Türk sanat müziği okudu, pop müzik, arabesk okudu, halay çekti… Bahattin Karakoç’tan, Nurullah Genç’ten şiirler seslendirdi…
Farklı bir hadise var burada. 100 ayrı ülkeden 500 çocuk pırıl pırıl milli giysileri içinde Türkçe şakıyor…. Bir yanda Asya’nın en kuzey, en güney, en doğu, en batı ucu… Bir yanda Avustralya… Amerika… Avrupa… Afrika… Üç kıta değil bu, 7 kıtada bir bayrak dalgalanışı… Moğolistan, Kazakistan, Türkmenistan, Rusya, Makedonya, Mozambik… Gana… Beyaz, sarı, siyah… yaratılan her renk… Çocuklarla taşınan bir sevgi dili bu… Dünyayı kuşatmaya aday bir sevgi şenliği… Türkiye kaynaklı… Türkçenin küresel bir iletişim dili haline geliyor olmasının göstergesi… Bu oluşumda dil mi öne çıkıyor sevgi mi?
Türkiye çocukları izledi. Çünkü tüm Türkiye SMS’lerle oylamaya katıldı. Çocuklar konuşuldu evlerde, iş yerlerinde… Çocuklar evlerin bir parçası haline geldi. Ses tonlarıyla, jestleri, mimikleriyle… Türkçeye tutunan çocuklar bunlar… Türkçe konuşmaya özen gösterenler… Türkçeyi en güzel yaşatmaya gayret edenler… Her şey dil ile dile geldi ama sevgi öne çıktı bana göre… Aslında bu oluşumun temelinde sevgi var da onun için… Genç öğretmenler var ya hani… Ana babadan helallik isteyip yollara düşen… Geri dönmemek üzere yollara düşen… Öğretmenler var ya… “Sevdan olmasa…” şarkısı dillerinde olan… Onları ne götürdü oralara?
Bu işin mayasında sevgi var, hem, kulaçlamakla bitmeyecek derinlikte bir sevgi var… İşte bu bir hafta boyunca, Türkçe şakıyan çocukların gözlerindeki sevgi, o genç öğretmenlerin taşıdığı sevgidir. Sanki bu 100 ayrı ülkenin 500 çocuğu, öğretmenlerinin gözlerinden sevgi emmişler de kendi gözlerine taşımışlar gibi… Sanki dilleri konuşmasa gözleri konuşacak gibi… Şöyle bir soru üzerinde düşünebiliriz: Türkiye ne ihraç edebilir dünyaya? Bence bu sorunun net cevabı şu: Eğer sevgi yüklerse her şeyini ihraç edebilir?
İşte sevgi ile yüklü bir kültür ihracı… Al, yürekleri sevgi ile yoğrulmuş genç gönül erlerini, gönder şarka garba… Dilini dişini bilmediği diyarlarda sevgi infak etsinler, dil öğrensinler, dil öğretsinler… Belki bir süre öncesine kadar Gana nire, Türkiye nire, Mozambik nire, Türkiye nire diye sorabilirdik…
Bir süre öncesine kadar özbeöz kardeş Türkmenistan’da, Kazakistan’da, Kırgızistan’da ne var, bu bile meçhul olabilirdi bizler için… Ama işte Gana şuracıktaymış, bir siyah renkli çocuğun sımsıcak gözleri kadar yakın… Çekik gözleriyle Asya’nın çocukları ne kadar bizdenmiş. Mozambik’li, Sudan’lı çocuklara Bilal-i Habeşi evlatları kadar yakınmışız. Evrensel bir dostluğun mayasını katabilirmişiz bizler tüm coğrafyalara, tüm ülke insanlarına…
Türkiye bir süre öncesine kadar ithal ürünlerine doymuş bir ülke idi. Özellikle kültür ithali yapardı herkes… Televizyonlar; radyolar, kitaplar, dergiler… Evet, Örovizyonda İngilizce şarkı ile yarışmıştık…. Hatta “Türkçe ile ilim yapılır mı?” sorusunu sormuştu, üniversitelerimizi yöneten bir bilim adamı… Kendi içinde “Türkçe ile ilim olmaz” cevabı vardı kesinlikle… Bu toprakların kültür zenginliği konusunda en önce kültür adamları kuşkuya kapılmıştı… Ama işte, Türkiye türkü türkü, şarkı şarkı, şiir şiir taşınıyor dünyanın her bucağına… Bu, kendine güven duygusunun, sevgi ile buluştuğunda nasıl bir katlanmış enerji üreteceğinin göstergesi… Sevgi ile buluşmuş kendine güven duygusu evet. Mehmet Akif Ersoy, bundan 70 yıl önce hasret yüklü mısralar söylemişti:
“Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz.
Gelmişiz dünyaya insanlık nedir öğretmişiz.”
demişti. Belki de, bugün kıtalar ötesine sevgi taşıyan bu gönül yolculuğunu görse, sevinçten gözleri yaşarırdı.
Türkçe şöleni, hiç şüphesiz bir yol açıyor Türkiye’nin önüne… Sözünüz varsa, sevgi dolu yüreğiniz varsa, dağları, taşları aşarsınız. Size ses verecek yürekler bulursunuz. Taze, pırıl pırıl, hiç kir bulaşmamış yürekler bulursunuz. Bu hareket, on yılları geride bıraktı ve bugünkü ürünlerini gördü. On yıllar sonrasında ise çok daha görkemli meyvelerini verecek. Bu bütün dünya için bir sevgi ve barış yatırımı… Türkiye, bu gönül hareketine emeği geçen herkese şükran borçludur. 21’inci yüzyılın bu gönül seferberliğini bütün kalbimle selamlıyorum.








