“Ne Pahasına Olursa Olsun Türkçe Öğreneceğim”

Home » Türkçe » Basından » Haberler » “Ne Pahasına Olursa Olsun Türkçe Öğreneceğim”

Türkiye, çağdaş bir ülke olmak için yola çıkalı çok uzun zaman oldu. Dağılan bir imparatorluğun acıları üzerine kurulan Cumhuriyet’imizin çağdaşlık yolundaki yolculuğunun belki de en ayırt edici özelliği onun, eğitime, öğretmene ve barışa yaptığı vurgu ve bu yolda verdiği çabaydı. 24 Mayıs – 3 Haziran arasında 5.’si gerçekleştirilen “Uluslararası Türkçe Olimpiyatları”nı görmek, bir anlamda, aradan geçen bunca yılda bu ümit ve çabaların boşa gitmediğini görmekti. Dünyanın her yerinden, farklı ırk ve dinlerden gelen, konuşan, yazan, şarkı söyleyen 550 pırıl pırıl çocuk Türkçe yarıştı, Türkçe ümid etti, Türkçe sevindi, Türkçe güldü… Bu çocuklardan dördüyle (Boşnak, Sırp, Romen, Avusturyalı) sizin için konuştuk. Onların Türkçe’ye, Türkiye’ye ya da Türk öğretmenlerine dair sözlerini kendi vurgularını koruyarak veriyoruz.

Hande Ekşioğlu: Kristina ilk önce seni tanıyalım mı? Kimsin, nereden geliyorsun, nerede okuyorsun?

Kristina B.: Adım Kristina, Romanya’dan geliyorum. Romanya’da Türk Okulu’nda Lise 2 de okuyorum.

HE: Ne zamandır Türkçe öğreniyorsun?

KB: Üç yıldır Türkçe öğreniyorum. Ve tabiî ki ilerletmek istiyorum Türkçeyi. Bunun için gece gündüz ve bol bol çalışıyorum. Gerçekten çok çalıştım, çok çaba gösterdim. Gayret ettim.

HE: Türkçe öğrenme hevesin nasıl başladı?

KB: İlk defa 2000 yılında Türkiye’ye geldim. Annem ve babamla gelmiştim. İlk geldiğim sırada Türkiye’yi o kadar sevmiştim ki… Sonra Türkçe öğrenmeye karar verdim.

HE: Çok küçüktün herhalde?

KB: Evet çok küçüktüm. Ama hâlâ hatırlıyorum. Benim bir defterim vardı. Küçük bir defterim; ona Türkçe kelimeleri yazıyordum. Mesela ailemle öğle yemeğine gidiyorduk, orada kapıda “kebap” yazıyordu ben de bunu defterime kaydediyordum ya da “eczane” yazısını okuyor hemen onu da yazıyordum . Yani çok küçük yaşlarda başladım Türkçeyi öğrenmeye.

HE: Ailen neden bir Türk Okulu’nu seçti?

KB: Aile dostlarımızdan birisi eğitim müfettişiydi… Bize telefon açarak dedi ki “Türk okulunu seçin, çok güzel, çok mükemmel eğitim veriyorlar. Gidin görün.” Biz de ertesi gün hemen Türk okuluna gittik. Gerçekten ben de onu (Türk okulu) görür görmez öyle hayran kaldım ki… Başka okullardan çok farklıydı. Her yerde ödüller ve diplomalar vardı. Öğretmenler arkadaş gibiydi. Gördüğüm kadarıyla her şey çok mükemmeldi. O zamana kadar hiç böyle harika bir okul görmemiştim… Annem babam da çok etkilenmişti. Yani şunu demek istiyorum, bizim okulumuz çok başarılıdır. Sayısız olimpiyat ödüllerimiz vardır.

HE: Üniversitede ne okumak istiyorsun?

KB: Ben hukuk okumak istiyorum. Zaten annem yargıç, babam avukat. Bana onlar yol gösterecekler daha kolay olacak bu durumda.

HE: Peki yarışmaya katılırken nasıl bir hazırlık süreci geçirdin?

KB: Biz Romanya olarak takım halinde katıldık. Ve güzel bir takımız. Temsilcimiz de benim öğretmenimdi zaten. Onunla çok iyi anlaşıyoruz, dostluk bağları var aramızda. Yalnızca öğretmen öğrenci bağlılığı yeterli değil, aynı zamanda dostlar, arkadaşlar olmalıyız. Zor anlarımda bana çok yardım etti, destek oldu. Mesela hazırlık çalışmaları sırasında bir ara çok ümitsizdim; o kadar insan arasında nasıl başarılı olabilirim, diye. Öğretmenim beni teselli etti ve bana destek verdi. Ve bu beni mutlu etti. Bana kol kanat oldu her zaman.

HE: Yarışmayla ilgili anlatmak istediğin bir anın var mı?

KB: İlk geldiğim gündü… Bilmiyorum nereye gelmiştik. Salondaydık. Bütün öğrenciler kayıt olmak için müracaat ediyorlardı. Yani Olimpiyata katılmak için başvuruyorlardı. Ve orada bir kızla konuşmaya, sohbet etmeye başladık. Çünkü “ilk önce insan sonra yarışma” diye öğretildi bize. Fakat o kız aynı seviyede katıldığımızı öğrenince bana kaşlarını çattı, çok kötü baktı. Bu bana biraz hüzünlü geldi. Ama ona açıklamaya çalıştım. Niçin böyle yapıyorsun. Sonuçta biz dostuz. Bunun için bir neden yok, dedim. Sonra boş verdim onu. Bir hataydı. Biraz kötü bir hatıraydı. Ama bence sonunda anlamıştır ne demek istediğimi.

HE: Biraz da seni tanıyalım. Bize kendinden bahseder misin?

Anisa: Benim adım Anisa. Avustralya’dan geldim. Burası çok güzel.

HE: Nerede okuyorsun?

Anisa: Şule Koleji’nde.

HE: Neden ailen seni bu koleje gönderdi; bir fikrin var mı?

Anisa: Çünkü benim babam Türk. Ama ben hiç Türkçe bilmiyordum.

HE: Okula başlayınca ne hissettin?

Anisa: Okulun ilk günü çok korktum çünkü hiç Türkçe bilmiyordum. Konuşamadım, ağladım. Sonra okumaya alıştım. Şimdi bu beşinci yıl. Çok mutluyum burada olduğum için ve Türkçe konuştuğum için.

HE: Türkçen çok iyi. Yarışmaya nasıl hazırlandın?

Anisa: Şiirimi çok çalıştım.

HE: Bu şiiri sana kim seçti?

Anisa: Benim Ayten Hocam, Şule Koleji’nde Türkçe öğretmeni… O seçti, o öğretti hepsini bana. Hareketlerini de.

HE: Son olarak bu röportajı okuyanlara bir şey söylemek, bir hatıranı anlatmak ister misin?

Anisa: Evet, benim annem de Türkçe öğreniyor. Artık evde de Türkçe konuşuyoruz. Burada çok eğlendim ve çok mutlu oldum. Bugünü hiç unutmayacağım.

HE: Seni tanıyabilir miyiz?

İvana Bakaloviç: Benim adım İvana Bakaloviç. Sırbistanlıyım. İlk defa Türkiye’ye geliyorum. 5 aydır Türkçe öğreniyorum. Türkçe öğrenirken başlangıçta çok zorlandım. Ne pahasına olursa olsun Türkçe öğrenmeye devam etmeye karar verdim. Türkçe şarkı söylemeyi çok seviyorum.

HE: Şarkı kategorisinde mi katıldın?

İB: Evet. Şarkı söylerken kendimi çok iyi hissediyorum. Türk müziğini çok beğeniyorum. Candan Erçetin benim favorim. Onun şarkısı “Sevdim Sevilmedim”i çok seviyorum. Sürekli söylüyorum.

HE: Türkçe öğrenmeye nasıl karar verdin?

İB: Ben Türk müziğini çok sevdim ve Türkçe öğrenmeliyim dedim. Dilbilgisini çok seviyorum ama Türkçe dil bilgisi çok zor. Türkçe çok ahenkli ve çok güzel bir dil. Türkçeyi öğrenmek için gerçekten çok çaba gösteriyorum.

HE: Türkçe olimpiyatına kiminle hazırlandın?

İB: Öğretmenlerim ve Türkçe konuşabilen arkadaşlarımla çalıştım.

HE: Peki yarışma nasıl gidiyor?

İB: Yarışma güzel, anlatımlar güzel, sunumlar harika, her şey çok güzel. Ama ben geçemedim.

HE: İnanmıyorum, çok güzel konuşuyorsun oysa?

İB: Ben de inanamıyorum.(Gülüşmeler)

HE: Türkiye ve İstanbul’a ilk gelişin mi?

İB: Evet, ilk gelişim ve gerçekten İstanbul çok güzel. Eski ve çok değerli anıtlar var. Buralar gerçekten harika. Burada yaşadıklarımı unutamam. Her şey çok güzeldi.

HE: Seni tanıyalım biraz?

Esma Şenlik: Benim adım Esma, soy ismim Şenlik. Bosna Hersek’ten geliyorum. Sırbistan’da doğdum. Ben 15 yaşındayken Bosna Hersek’e yerleştik.

HE: Türkçeyi nerede öğrendin?

EŞ: Ben Türk Koleji’nde okuyorum. Son sınıftayım. Türkiye’den gidince mezuniyet töreni düzenlenecek. 9 Haziran’da inşallah… Türkçeyi çok seviyorum. Önceden de Türkçe biliyordum. Aslında Türkiye’ye ilk defa 2 aylıkken gelmişim. Annemler öyle diyor. Her sene geliyorum Türkiye’ye; çok seviyorum ülkenizi. Türk halkını çok seviyorum. Türkiye’ye ilk gelişimde Türkçe çok zor gelmedi çünkü daha önce Türk ailelerle karşılaşmıştım. İlginç bir dil gibi geldi. Öğrenmek istedim. Öğrendim ve öğrenmeye devam edeceğim inşallah. Bana göre Türk dilini evrensel dil haline getirmeliyiz. Dünyanın neresine giderseniz gidin mutlaka bir Türkle karşılaşıyorsunuz. Dünyanın her yerinde yaşıyorlar. Bu güzel bir şey. Bence Türk milleti sıcak ve onurlu bir millet. Türkler her zaman birlik içinde yaşasınlar.

HE: Kolejinizde hangi etnisitelerden öğrenciler var?

EŞ: Bosna’nın her tarafından gelen öğrencilerimiz var. Sırbistan’dan, Filistin’den, Kuveyt’ten…. Birçok farklı etnisiteden arkadaşlarımız var.

HE: Peki ilişkileriniz nasıl?

EŞ: İlişkilerimiz çok güzel. Bunda öğretmenlerimizin büyük payı var tabii ki. Öğretmenlerimizle arkadaş gibiyiz. Aslında yatılı bir okul benim okulum. Ben 3 yıl yurtta kaldım; bu da ilişkilerimizi olumlu etkiledi. Hocalarımız, babalarımız ve annelerimiz gibi oldular. Ve onlarla yaşarken birbirimize karşı daha anlayışlı olmayı öğrendik. Çok güzeldi her şey.

HE: Öğretmenlerinizle ya da Türkçe ile ilgili anlatmak istediğin bir hatıran var mı?

EŞ: Bizim okul gezimiz vardı bir ay önce. Bazı Avrupa ülkelerine gittik. Yurt müdürümüz bizimle geldi. Yurt müdürümüz, aynı zamanda bizim din öğretmenimiz. Onu çok seviyoruz. Çok sıcak bir insan ve biz de müdürümüz için özel bir şarkı besteledik. Sözlerini de biz yazdık. İsmi Zeynep. Zeynep Boşnakçada Zeyneba oluyor. Şarkımızın bir cümlesini söylemek isterim size: “Zeyneba bize gelin, yanımıza gelin ve her zaman yanımızda olun. Çünkü siz bizim eski aşkımızsınız.”

Share:

More Posts

Send Us A Message