İstihbaratçıların Ergenekon kapışması

Home » Türkçe » Basından » Haberler » İstihbaratçıların Ergenekon kapışması

Nazlı Ilıcak, “Her Taşın Altında The Cemaat mi Var?” adlı kitabında, bütün darbe dönemlerinde ‘cemaat’e karşı girişilen kara propagandalara dikkati çekiyor. Danıştay saldırısı, Hrant Dink cinayeti, Ergenekon davaları gibi yakın tarihin önemli olaylarına derinlemesine bakmak için Ilıcak’ın kitabı başvurulması gereken bir kaynak.

Usta gazeteci Nazlı Ilıcak’ın “Her Taşın Altında The Cemaat mi Var?” adlı kitabı sadece hafıza tazelemekle kalmıyor; en dikkatli gözlerden bile gizli kalabilen ayrıntıları yakalıyor. Son senelerin moda komplo teorisi malzemesi ‘cemaat’in 20 yıllık serüvenini yazarken, Hrant Dink davasına da farklı bir bakış açısı getiriyor. Dink’in katli, Danıştay cinayetiyle birlikte iddia edilen Ergenekon terör örgütünün suçüstü yakalandığı eylemler olarak sıralanıyor kitapta. Danıştay saldırısı yargılamalarını yanlış bir hamle ile Ergenekon mahkemesine kaptıranlar, Dink cinayetinde işi baştan sağlam tuttu. Aslında aynı savunmalar Danıştay için de yapılıyor fakat Dink cinayeti kadar başarılı olamıyor. Dink olayında suret-i haktan görünenler kafaları karıştırıyor. Bu bapta Nedim Şener’e en kapsamlı bölümü ayırmak gerekiyor. Şener, ön alarak kamuoyunu başarılı biçimde yönlendirdi. Bunu yaparken olağan şüpheli ‘cemaat’i ustaca kullandı.

Cemaat düşmanlığı değil, Ergenekon dostluğu

Nedim Şener ve arkadaşlarının derdi cemaat düşmanlığı değil, Ergenekon dostluğu. Bu dostluğu rahatlıkla yapabilmenin kılıfı cemaat karşıtlığı. Aynı listede aynı suçlamaya muhatap iki polis müdürü, biri sırma saçlı badem gözlü olurken, diğeri tukaka haline geliyor. Aralarındaki tek fark, birinin hasbelkader Ergenekon operasyonlarında görevli olması. Nedim Şener’in kitabını okurken, bıktırıcı tekrarları kötü bir yazarlık örneği sayabilirsiniz. Ama şuuraltı operasyonu olarak görmek daha doğru olur. Mesela aynı kişinin ifadesini defalarca okumak zorunda kalıyorsunuz. Başarılı bir yazar yeri geldiğinde değinir ve ekler bölümüne atıf yapar. Şener ise aynı cümleleri tekrar tekrar yazmaktan usanmamış.

Dink cinayeti tartışmaları istihbaratçılar arasındaki kuşak çatışmasını iyice görünür kıldı. Sadece Hanefi Avcı değil, Sabri Uzun da “kimse bana Ergenekon dedirtemez” çizgisinde duruyor. Ilıcak kitabının 17. sayfasında Uzun’un Fatih Altaylı’ya yazdığı mektubu alıntılıyor: “Sayın Altaylı, Türkiye’nin Ergenekon adını taktığı şeyle (asla terör örgütü demedim, demiyorum ve demeyecegim) 2001’de tanıştım, 2006’da tekrar karşıma çıktı. Bütün bunları yazan, toplayan geniş bir ekip var diye düşündüm.” Uzun’un cümleleri Hanefi Avcı’nın şu ifadelerine ne kadar benziyor: “Danıştay’a silahlı saldırı, Dink’in öldürülmesi, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı gibi olayların görünen bugünkü faillerinden başka, Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut deliller ve olayların oluş biçimine bakarak kimse beni ve makul birini ikna edemez. Bu iddialar zorlamadır. Ergenekon örgütünün varlığı konusunda yazılı belge, döküman, örgütsel faaliyet sayılabilecek bazı ilişkiler varsa da eylemleri konusunda hiçbir ciddi emare yoktur. Geçmişte Türkiye’de meydana gelen pek çok olayın (Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı, Rahip Santoro Cinayeti) Ergenekon tarafından gerçekleştirildiği iddia edilerek epey bir süredir uydurma tanık vs. aranmaya başlandığı net olarak görülüyor. Amacın olayları aydınlatmak değil, Ergenekon’la irtibatlandırmak olduğu açıkça ortadadır.”

Eski kuşak, Ergenekon’la ilgili şüphelerini kamuya mal etmeye çalışırken, yeni kuşak istihbaratçılar Türkiye’de derin devletin tasfiyesi için çalışıyordu. Bunu basit bir kuşak çatışması veya başarı kıskançlığı olarak görmek yanıltıcı olur. Yıllar boyunca bu illegal yapılarla birlikte yaşayıp görmedilerse beceriksiz, görmezden geldilerse işbirlikçi suçlamasıyla karşılaşma riski var.

Nedim Şener’in başarısı

Nedim Şener’in ‘başarı’ hanesine yazılacak şeylerden biri de Aydınlık’tan aldığı pasla yeni kuşak istihbaratçıları hedefe oturtması. Nazlı Ilıcak, basit ama gözden kaçmış bilgilerle Şener’in kurduğu denklemi dağıtıyor. Dink’in öldürüleceği ihbarı yapıldığı sırada İstihbarat Daire Başkanı’nın Sabri Uzun olduğu neredeyse unutuldu. Şener’in hedefindeki Ali Fuat Yılmazer, Ankara’da “C” şube başkanı. Yılmazer ve ekibinin görevi iller arasındaki istihbarat alışverişinin sağlanması. Yazışmanın muhatabına ulaştığını teyit ettikten sonra arşive kaldırmak dışında bir görevi yok. Bu yapılmış ve hiçbir evrakta Yılmazer’in imzası bulunmuyor. Zira o günlerde daire başkanı Uzun’la birlikte İran’da görevdedir. Hepsi bir yana “C” şubenin icra ve operasyon yetkisi olmaması örtbas ediliyor.

Şener’in hedefe oturttuğu istihbaratçılardan biri de Ramazan Akyürek. Sürece tek dahli, cinayeti bir yıl öncesinden ihbar eden Erhan Tuncel’i devşirerek istihbarata angaje etmek olan Akyürek, cinayet sırasında Trabzon’dan ayrılmıştır. Kafa karışıklığını önlemenin yolu şeffaf ve bütün görevlileri içine alan bir yargılamadan geçiyor. Dink cinayetine Jandarma teşkilatının dahlini öğrenmek için Adem Yavuz Aslan’ın Bi Ermeni Var kitabını okumak gerekiyor. Jandarma, daha iyi bir kaynaktan gelen bilgiyi örtbas ediyor; kimseyle paylaşmıyor, kayıtlara sokmuyor. Jandarma bölgesi olan örgütün merkezi Pelitli’yi valinin talebine rağmen polise devretmiyor. Polisin girişini engelliyor, aynı zamanda önleyici tedbirleri almıyor. (Bülent Korucu)

Share:

More Posts

Send Us A Message