16. Abant Platformu Toplantısından Notlar

Home » Türkçe » Basından » Haberler » 16. Abant Platformu Toplantısından Notlar

Dr. Şahin Alpay -Bahçeşehir Üniversitesi
Türkiye’deki laiklik

Laikliği herkes farklı algılıyor. Laiklik Türkiye’de bir efsane gibidir. Bu
model hangi amaçlara hizmet etmektedir, bunu düşünmek lazım. Cumhuriyetin
kurucularının bundaki amaçları neydi? Birincisi TC kurulduğu zaman Osmanlı’dan
devralınan milletlerden bir Türk milleti oluşturulmak istendi. Ama Osmanlı’da
farklı etnik ve dine sahip halklar vardı.

TC kurucularında pozitif bir laiklik vardı. Çöküşü dinde görüyorlardı ve eğer
ilerlemek ve kalkınmak isteniyorsa bilimsel verilere dayanan bilgilerle bunun
sağlanabileceğini düşünüyorlardı.

Türkiye’de dini azınlıklara yeteri kadar itina gösterilmemektedir. Bugün
Alevilerin yaşadıkları sıkıntılar ve özellikle başörtülülerin yaşadıkları bugün
gündemin ana maddeleri arasında yer alıyor. AKP’nin resmi politikalardan
ayrıştığı konu başörtüsü meselesidir. Yaklaşım farklı olmasına rağmen henüz bir
farklılık oluşturamadılar. İmam Hatipli ve Kur’an Kursları ile ilgili bazı
kısıtlayıcı önlemler alınmıştı. Bunları da AKP döneminde kaldırmak amacıyla
çalışmalar başlatıldı fakat henüz bir sonuç alınamadı. Din derslerinin zorunlu
hale getirilmesi konusunda yeni anayasa çalışmalarında yer verildi. Din dersi
seçmeli ama din kültürü dersi mecbur kılınmak istendi. Aleviliğin resmen
tanınması ile ilgili bazı adımlar atıldı ama henüz bir şey söylemek için erken. 

Dr. Seyfetin Abdülfettah

Türkiye Avrupa ve İslam ülkeleri arasında önemli bir köprü. Türkiye laik
Türkiye ve Osmanlı medeniyeti arasında da kalmış bir ülkedir. Bu bize her zaman
gri tablo sunuyor. Zaman zaman Doğu’ya ve Batı’ya yönelmek üzere politikalar
üretiliyor. Türkiye bir arada yaşamayı bilen bir topluma sahip. Laiklik içinde
radikal laiklik ve ılımlı laiklik arasında yaşama imkanı dahi var. Türkiye bütün
bu yaşananlar çerçevesinde önemli bir örnek sunmaktadır. AKP bu gri tabloyla
nasıl baş edeceğini iyi bildi. Cüzzi politikaların farkına varıp onları bir
araya getirmesini becerebilmiş bir ülke.

Dini özgürlüklerin laiklik çerçevesinde olabileceği gibi yanlış bir kanaat
var. Bu Batı kaynaklı bakış açısıdır. Özgürlük sadece kendileri tarafından
üretilmiş ve elde edilebilirmiş gibi bir hava estiriyorlar. Bizim kendi
medeniyetimizde bunun en güzel örnekleri vardır.

Mümtaz’er Türköne

Türkiye ve Mısır aynı süreci yaşadı ve aynı etkiler altında kaldılar. Yeni
yollarına bakarken de demokrasiden istifade etmeleri gerekiyor. İlk adımda bu
iki ülkenin medeniyetler diyaloğu şemsiyesinin altında yer almaları gerekiyor.
Bu nedenle demokrasiden elde edilen kazanımlardan istifade edilmeli. Türkiye’de
laiklik din ile devleti birbirinden ayırmak ve devleti millet karşısında
tarafsız bir konuma getiren bir ilke değil. Laiklik toplumu modernleştirmek,
Batı tipi bir topluma ulaşmak için kullanılan bir ilkedir.

Bugün İslamofobia nasıl artarak devam ediyor ve medeniyetler çatışması gibi
bir gidişata sürüklüyorsa, biz de kendi içimizde böyle bir sıkıntı yaşıyoruz.
Fransa’nın modası geçmiş dini ilklerden kurtulmak için kullandığı laiklik, bugün
bize sunulmuş durumda. Dolayısıyla laiklik bir tür İslam karşıtlığı haline
getirilmektedir. Mısır da farklı inançlara ait halklar yaşamasına rağmen uzlaşı
içinde yaşayabiliyorlar.

AKP ile birlikte Türkiye seçkinlerini değiştiriyor. Eski seçkinler miadını
dolduruyor ve yeniler başa geçiyor. Onlar da muhafazakar değerlerle kendilerini
ifade ediyorlar. 

Kültürel ve Siyasi açıdan İnsan Hakları
Dr. Pakinam Sharkawi

Türkiye demokrasiye geçişinde hızlı bir ivme kazandığını fark ettik.
Türklerin bu dönem içerisinde AB’ye ilgisinin arttığını fark ediyoruz. Halk ve
STK üyeleri insan haklarını takip ediyorlar, Avrupa ilkelerine dikkat ediyorlar.
Avrupa İnsan Kakları Mahkemelerinin kararlarına da dikkat etmelerini halkın bu
kararlara karşı ne kadar duyarlı olduğu şeklinde yorumluyoruz. İlk zamanlar bazı
konularda Türkiye’nin zayıf olduğu ve bazı ilkelere uymadığı belirtiliyordu.
Fakat AKP ile birlikte bir sıçrama yaşandı ve İnsan Hakları konusunda büyük bir
yol kat edildi.

2002’den günümüze baktığımızda ciddi bir gelişmenin yaşandığını görüyoruz.
Türkiye’nin sadece AB uyum yasaları çerçevesinde demokratikleşme konularının
dışında başka iç problemleri ve sıcak gündemi de vardı. Cumhurbaşkanlığı seçimi
bunlardan birisi. Türkiye buna rağmen büyük adımlar attı ve bu adımların AKP
dönemine denk gelmesi bir gerçek.

AKP döneminde hem içerde ve hem de dışarıda partinin aşırı bir radikal parti
olmadığı anlaşıldı. AB’nin Türkiye’ye güveni arttı.

Azınlıkların hakları ile kültürel hakları birbirinden ayırmak gerekiyor.
İnsanların kendi dillerinde eğitimlerinden, Anayasa içine dini eğitimi dahil
etmeyi de kapsayacak bir takım hakların verilmesi konularında da gelişme
yaşandı. Bu yapılanlar elbette büyük bir zaman alıyor. Yine de kısa bir zamanda
yapılmış oldu.

Doç. Dr. Mustafa Şentop

Hukuku, insan hayatının hemen her alanını kapması gerektiği şekliyle ele
almak gerekiyor. Batı’da hukuk dünya görüşünden müstakil bir varlığa sahiptir.
Hıristiyanlık bütün diğer semavi dinler gibi Ortadoğu’da zuhur etmiştir.
Hıristiyanlık Avrupa’ya geldiğinde Avrupa’da bir hukuk yapısı zaten vardı. Ve
müstakildi. Devletin ortaya koyduğu bir yapıdır. Hukuku yapan devlettir. İslam
dünyasında ise temel olarak dinden bağımsız algılanmaz. Hukukun kaynakları dinin
kaynaklarıdır.

Hukuk, din ve ahlak çerçevesiyle birlikle ifade edilir. Hukuk kurallarının
bir de ahlaki ve dini müeyyidesi vardır. Hukuk İslami dönemden veri devletten
ayrı olarak gelişmiştir. Temel esasları kitap ve sünnetten teşekkül etmiştir.
Dolayısıyla hukuku devlet kurmamıştır. Devletin vaz ettiği esaslar değildir.
Batı’da devletin hukuku yapması, insan hakları ve hukuk devleti gibi konularda
karşımıza çıkar. Biz devleti sınırladığımızda insan haklarından
bahsedebiliyoruz.

Türkiye’de Osmanlı’nın son dönemlerinde böyle bir hukuk vardı. Türkiye’nin
ilk kuruluş dönemlerinde bu algılayış kalktı. Ben sorun olduğu kanaatindeyim.
Türkiye’de bu tarihten itibaren eski hukuk algısı terk edilmiş ama yerine yeni
bir algılayış konulmamıştır ve arizi bir durum söz konusudur.

Bugün Türkiye’de insanlar yakalanmadıkları sürece suç işlerler, vergi
kaçırırlar. Çünkü hukukun bu alanları boştur. Bir hukuk algısı olmadığı için
kurallar mesnetsiz kalmıştır. Türkiye bugün yeni bir anayasa hazırlayabilecek
konumdadır. İç ve dış siyaset şartları, sivil toplum kuruluşlarının ilgisi de
yine aynı imkanı vermektedir. Bu süreçte hukuki bir paradigma problemi vardır.
Türkiye bunu aşmadığı sürece anayasa çalışmalarında da bir sıkıntı yaşanacaktır.

Hüseyin Gülerce

Türkiye gibi bir ülkenin AB sürecinde medeniyetler köprüsü olma gibi bir
durumundan bahsediyoruz. Türkiye üye kabul edilmezse bu köprüyü kaybettik mi
diyecekler? Sanki bu meseleler Batılılara ait bir meseleymiş ve biz de buna bir
şekilde ilişmek istiyormuşuz gibi geliyor. Biz kendi değerlerimizi yaşamak
konusunda bir sıkıntı yaşıyoruz. İstişare bizim temel adetimizdir. Batı’da
istişare yeteri kadar işletilmez. İstişare Allah’ın istediği bir usul olarak
bizde ailede, toplumda ve hemen her yerde vardır. Avrupa’da ise ağızdan çıkanın
hemen yerine getirilmesi gibi bir durum vardır. AKP bunu kırdı gibi ama hala
bazı sıkıntılar var. Bir diğer problem emaneti ehline verme. Biz demokratik
sistemlerden bahsederken hemen akraba ve yakınlarımızı mı kolluyoruz yoksa
gerçekten bu konuyu bilen kişiye mi veriyoruz? Dolayısıyla biz insan olduğumuz
için insana gereği gibi değer veriyor muyuz?

Batılı ülkelerde bazı liderlerin az da olsa oy kaybına uğramaları
durumlarında hemen istifa ediyorlar. Biz de değil az, neredeyse tamamen ortadan
kalkacak derecede az oy alanlar dahi halen devam ediyor. Bu önemli bir mesafe.

Bugün bizler aslında medeniyet köprüsü olalım derken kendi içinde
bulunduğumuz çıkmazları aşmamız gerekiyor. Bizler bugün Yunan’a veya Batılılara
“gavur” derken nasıl olacak da AB’ye üyeliğimizi konuşacağız. Hatta Arap
ülkeleri konusunda bile aynı sıkıntı var. Bunları önemli ölçüde başardığımızda
AB ile üyelik konusu da konuşulabilir.

Toplum-Devlet ilişkilerinde STK’ların rolü
Dr. İbrahim el-Beyyumi Gamen

STK’lar alanında Türkiye’de yaşanan tartışmalar birçok Arap ülkelerinde de
yaşanmaktadır. Türkiye cumhuriyeti’nin ilk yıllarında bazı kanunlar yapılıyor,
kararlar alınıyordu. O zamanlar bu konularda irade gösteriliyordu ama birisi
kalkıp da bunun tersini ifade edebilecek durumda değildi. Zamanla durum değişti
ve konular geniş bir zeminde tartışıldı ve farklı düşünceler ortaya çıktı. Bu
konuda Türkiye Mısır’dan daha demokrat.

Türkiye’de tarikatları da siyasi partileri de STK’lar olarak
adlandırabiliriz. Türkiye’deki partiler bizim partilerimizden çok farklı.

Dr. Heba Rauf İzzet

1999 depreminden sonra Türk ve Mısır toplumları arasında önemli bir
yakınlaşma oldu. Bu konuda STK’larımız da ciddi rol oynadılar. Vakıflar daha çok
STK çerçevesinde değerlendiriliyor. Bu yaklaşım Mısır’dakine yakın. Toplumda
azınlıklar var. Ama İslam’ın birleştirici özelliği vardır. Ancak anayasada bu
özelliğe vurgu yapılmadan insanlar eşit seviyede ele alındı. Bu alanda eğitim
bakımından da aynı şey geçerlidir.

Gerçek anlamda vakıfları göremiyoruz. Kimileri şirket gibiler. Kimi şirketler
ise vakıf adı altında bazı etkinlikler yürütüyorlar. Bu konuda ne kadar
samimiler bu biraz eleştiri konusu.

Toplumun hemen her alanını eşit seviyede ele almamız gerekiyor. Bazen
konuları incelerken kağıt inceler gibi inceliyoruz. Bu biraz ciddiyet gerektiren
bir durum. Bir kağıt inceler gibi incelenemez.

Seçimlerde bazı vakıf ya da derneklerin siyasi herhangi bir partiyi
desteklediğini görüyoruz bu tehlikelidir. Halbuki tamamen sosyal problemlerle
ilgilenmelidirler. Bazı STK’lar ufak gelirlerle bazı gelirler elde
edebiliyorlar. STK’lar özelleştirme çerçevesinde kabul edilmemeli, yoksa
şirketleşmiş olurlar.

Fehmi Huveydi

Vakıflar konusunda Batı devletleri Osmanlı’dan ciddi etkilenmişler,
faydalanmışlardır. Etkilenmişlerdir ve bizi geride bırakmışlardır.

Nihat Alayoğlu

STK’larda önemli bir konu, faaliyetlerin sosyal sorumluluk mu, Allah’ın
rızası için mi yürütüldüğü. Türkiye açısından bakıldığında STK’lar tarafından
yürütülen bir sosyal sorumluluk etkinlikleri var. İşadamları zaman, emek ve
paralarını bazı vakıf kuruluşlarına aktararak, devletin yetişemediği ama
insanlar için önemli olan bir projeye uygulama imkanı veriyorlar. Bu ancak
Allah’ın rızasını kazanmanın dışında başka türlü başarılamaz.

Türkiye’nin AB üyeliği: Avrupa ve Bölgesel açıdan bakış
Dr. Mustafa Elwi

Gündemimizde Gelecek ve Beklentiler. Bu aynı zamanda içinde tehlike de
barındırmaktadır. Geleceğe nasıl daha iyi bakabiliriz? Bu konuda bazı doğru ve
yanlışlıklar var. Burada dikkate almak istediğimiz bir konu, Türkiye’nin AB’ye
muhtemel üyeliği. Girerse ne olur, girmezse ne olur bunu iyi değerlendirmek
gerekir.

Eğer Türkiye AB’ye alınırsa, neler olur? Bu Türkiye’nin bölge ilişkileri ve
bölgedeki çatışmalara ne şekilde yansır. Gerek Arap İsrail ve gerekse ABD’nin
Irak’taki varlığına nasıl etti edecek, bunu etraflıca düşünmek gerekir. Son
yıllarda Arap ve Türkiye ilişkilerinde bir iyileşme var. Üyelik halinde bu
ilişkiler daha da gelişecektir. Son beş yılda yaşananlar bize ümit vermektedir.
Bu sadece politik alanda değil, hayatın diğer alanlarında da beklenen bir
gelişme. Türkiye’nin üyeliği halinde AB kültüründen daha etkilenmesi söz konusu.
Bu durumda kendi Doğu kültüründen biraz habersiz kalabilecek. Az da olsa bir
uzaklaşma yaşanabilecek. AB’nin bu zaman içerinde tavrı da değişecek. Bu konuda
Türkiye’nin üyeliği büyük etki yapacaktır. Sarkozy’den önceki ve sonraki
dönemlere baktığımızda Fransa’nın tavrında ciddi değişiklikler var. Dolayısıyla
ilerde ne olacağını şimdiden konuşmak anlamsız oluyor.

Türkiye AB’ye girdiği takdirde, İran ve Irak AB’nin komşusu olacaktır. Bu
stratejik bakımdan son derece önemli. Zira sınırda yaşanacaklara AB seyirci
kalmayacaktır. Türkiye’nin üye olması, kültürel bakımdan benzerlik taşıyan diğer
bazı devletlerin de üyelikleri konusunda bir umut doğuruyor. Fas bu ülkelerden
biri.

Türkiye’nin üyeliği halinde, diğer ülkelerle ilişkilerinin zarar görmemesi
gerekiyor. Türkiye’nin üyeliği durumunda AB ne bir Hıristiyan ne de kendine has
bir kulüp olarak değerlendirilecektir. Bu gerçekleştiğinde birliğe bazı
ülkelerin de üye kabul edilebileceği düşüncesi gelişecektir.

Bir diğer senaryo ise kabul edilmeme hali. Türkiye bu zamana kadar büyük
icraatlar gerçekleştirdi ve halen de reformlara devam ediyor. Bu AB’nin istediği
kriterler çerçevesinde yapıldı. Reddedildiği durumda Türkiye yönünü Asya’ya Orta
Asya’ya çevirecektir. Türkiye’nin iç yapısı da bundan ciddi etkilenecektir. Bu
red, Türkiye’yi aslında derinden üzecektir. Ortadoğu’daki bazı devletlerin
siyasi güçleri artacaktır. Fakat Türkiye’nin Doğu’ya yönelmesi halinde Ortadoğu
ve Asya’nın değeri ve etkisi artacaktır. Bir diğer etki dinler ve kültürler
arası diyalog çalışmaları ciddi zarar görecektir. Arap ülkelerindeki kimi
politik reformlara da olumsuz etki yapacaktır. Dolayısıyla AB’nin reformlara
destek verdiği kanaati kaybolacak ve inandırıcılığı kalmayacaktır.

Biz bölgesel ilişkilerimizi Türkiye’nin AB’ye üyeliği ya da reddedilmesi
konusuna göre belirliyoruz. Bizim içimizde kavmiyetçiliklerimiz vardı. Bunların
tekrar canlanmasını istemeyiz. Sosyal alanda dinin etkisi büyüktür. Bu
Türkiye’de de böyle Arap aleminde de böyle. İçerdeki bazı despot yöneticiler bu
gibi ilişkilere yeteri kadar önem vermeyebilirler. Osmanlı’nın son dönemlerinde
bunu çok iyi gördük. AB’ye üyelik meselesini laiklik üzerinden yorumlamak
gerekir. Şu an Türkiye’de gerçekleştirilen reformlar laiklik çerçevesinde
yapılıyor. Burada unutulamaması gereken halkın da Müslüman olduğu.

Yaşar Yakış

Bazı Müslüman ülkeler mesela Fas da AB’ye üyelik müracaatı yaptı. Ama
reddedildi. Mısır gibi ülkeler henüz müracaat etmediler ve etmeyi de
düşünmüyorlar. Burada bir endişe var. Avrupa’nın İslam dünyasına bakışının ne
olduğu yakından takip ediliyor. Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinin Müslüman
ülkelerce yakından takip edilmesi bu sebeptendir. AB’nin Türkiye üyeliğine
ilgisi başka bir açıdan da değerlendirilebilir. Eğer Türkiye’de hukuk devleti
oluşursa, Türkiye’deki Avrupalı şirketlerin çıkarları daha yakından takip
edilebilir. Bu sebepten dolayı Avrupa Türkiye’nin birliğe üyeliğine ilgi duyuyor
olabilir.

Prof. Dr. Eser Karakaş

ABD Ortadoğu’da var ve hep olacak. Üstelik uzun süre devam edecek. Önemli
olan ABD’nin ortağının kim olacağı. Eğer AB üyesi bir Türkiye, hukuk devleti
Türkiye ve istikrarlı bir Türkiye olursa bu ABD’nin bölgedeki destekçisi olacak
ve bu durumda İsrail’in etkisi azalacaktır.

Türkiye 2006’da AB’nin dayatmasıyla sağlıkla ilgili bazı kararları uygulattı.
Buna bir örnek olarak meyvelerin korunması amacıyla üzerinde bulunan bazı
kimyasal maddelerin azaltılmasını öngördü. Biz de ivedilikle bunu yaptık. Şunu
sormak lazım. Türkiye neden 2006’ya kadar bunu bekledi? İnsan sağlığına zararlı
bir maddeyi azaltmak için neden AB’nin dayatması gerekti? Bu soruyu araştırmak
lazım.

Share:

More Posts

Send Us A Message