Amerikalı ünlü ve zengin Howard Hughes, kirlenme korkusu yüzünden herkesten tecrit edilmiş bir hayat yaşar. Öyle titizdir ki sık sık banyo yapar. Ellerini ve yüzünü defalarca yıkar. Çevresindeki herkesi pis gördüğü için sonunda bir otel satın alır ve orada tek başına yaşamaya başlar. 1976’da kendini hapsettiği otel odasında ölü bulunur. Arkasında milyar dolarlık bir servet bırakan Hughes’in aşamadığı takıntıları yüzünden yüzü öyle değişir ki cesedi ancak parmak izlerinden teşhis edilir. Kendisini “Mükemmeliyetçi doğam yüzünden, hiçbir şeyin yarım yapılmasına veya hiçbir şeyi yarım bırakmaya tahammül edemiyorum.” diye tarif eden Hughes, o dönemde rahatsızlığının tedavisi olmadığı için takıntılarına yenilir.
Birçoğumuzun hayatına da Howard Hughes kadar olmasa da takıntılar yön veriyor. Ancak farkında değiliz. Aşılamayan alışkanlıklar, hayatı hem kendimize hem de yakınlarımıza zehir ediyor. Aslında takıntılarımızın temelinde vesvese yatıyor. İnsan neye hassasiyet gösteriyorsa vesvese, kişiyi o noktadan yakalıyor. Bir anlamda önem verilen şeye ya da karaktere göre şekilleniyor. Aşırı temizlik, düzen, eşya biriktirme, simetriye önem verme, kapıyı-ocağı kontrol etme bu tip davranışlardan sadece birkaçı. Mesela temizliğe hassasiyet gösteren kişi, bunu hayatının merkezine oturtur. Evini her gün ayrıntılı bir şekilde silip süpürür. Saat başı toz alır. Çocuğunun elini defalarca yıkar. Bunlar asıl yapmamız gereken işlerden bizi alıkoyuyorsa ve hayatımızı çekilmez hale getiriyorsa durup düşünmek gerek. Zira vesveselerimiz ilerledikçe takıntıya dönüşüyor. Bir süre sonra kendimizi ‘Obsesif kompulsif bozukluk’ adı verilen takıntı rahatsızlığıyla boğuşuyor bulabiliriz.
Uzman doktor Oğuz Tan, ‘Takıntılar’ kitabında bu tip insanları; dürüst, namuslu, çalışkan, sorumluluk sahibi kişiler olarak tanımlıyor. Günümüz insanının içinde bulunduğu başarılı olma girdabı, hataların bedelinin ağır olması, kusursuz olma, az zamanda çok iş yapma mecburiyeti saplantılara davetiye çıkarıyor. Belirgin bir şekilde sıkıntı veren bu hal; çevremiz ve kendimizle olan ilişkilerimizi bozuyor.
Uzman psikolog Yücel Sözer’e göre birçok insan takıntılarını gizliyor. Belirtilerinin çok hafif olması ya da yıllarca süren saplantıların zamanla karakter haline dönüşmesi sebebiyle uzmana başvurmaktan kaçınıyor. Aslında ortalama 50 kişiden birinde görülen takıntı rahatsızlığına biyolojik ve psikolojik etkenler yol açıyor. Her türlü travma, günlük hayatta (okul ve işyeri) yaşanan kaygılar, olumsuz çocukluk dönemi, yakın ilişkilerdeki sorunlar, stres, inatçı düşünce ve hayaller de hastalığa kapı aralıyor.
Kişi bu düşüncelerin iradesi dışında olduğunu düşünüp bastırmaya ya da yok saymaya çalışınca ‘zorlantılar’ devreye giriyor. Örneğin ocağı ya da ışığı kapatıp kapatmadığından emin olamadığında tekrar tekrar kontrol ediyor. Paraya dokunduğunda elinin kirlendiğini düşünür, ardından el yıkama tutkusu baş gösteriyor. Aklına takılan şeyleri defalarca yaparak kendini rahatlatır fakat zamanla bunların esiri olup özgüveni azalıyor.
Takıntılar öyle bir hal alır ki kişi, saçma olduğunu bile bile o davranışı yapmaktan kendini alıkoyamaz. İmamlık yapan Ahmet Aydın, titiz bir arkadaşıyla yaşadığı olayı şöyle anlatıyor: “Üniversiteden arkadaşlarla ara ara görüşürdük. Arkadaşlarımızdan Muhsin N., temizlik hastasıydı. Ona göre dışarıda satılan ve insanların dokunduğu her şey pis ve yenilemez. Mecbur kalmadıkça asla dışarıda yemek yemezdi. Bir gün dışarıda çok acıktığımız için hep birlikte simit aldık. Muhsin de almak zorunda kaldı. Ama simidi ancak yıkayarak yiyebildi. Yapma etme dedik fakat bizi dinlemedi. Ancak o şekilde içine siniyormuş.”
Takıntılar birdenbire başlayabildiği gibi, çoğu zaman sıkıntılı bir olay veya dönem sonunda da ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıkta genetik faktör yüzde 60, çevresel etkenler ise yüzde 40 rol oynuyor. Saplantılar, yardım alınmadığında yıllarca sürüyor. Uzman psikolog Aylin Sezer, rahatsızlık veren düşünce ve davranışları erken fark etmenin önemine dikkat çekiyor. Öyle ki saplantılı kişiler, çoğu zaman gündelik yaşamında ciddi zorluklar yaşıyor. Takıntılı düşünce ve davranışlar, hayat kalitemizi, ilişkilerimizi ve sağlığımızı bozuyor. Örneğin, aşırı kuşkulu kişiler, bir süre sonra evden dışarı çıkamaz. Elinde olmayarak saplantılı düşüncelerini eşine, çocuğuna, arkadaşlarına yansıtacağı için zamanla çevresiyle olan ilişkileri de bozuluyor. Bu davranış ve düşüncelerin esiri olmaktansa vakit kaybetmeden uzmana başvurmak büyük önem taşıyor.
‘Vesvese Müminlerde Olur’
Takıntıların kökenini oluşturan vesvese, birçok kişiyi dini yönden rahatsız eder. Özellikle de ibadetler konusunda şüpheye düşürür. Mesela abdestten sonra “Acaba yıkamadığım bir uzuv var mı?” ya da namazın ardından “Rekatları acaba eksik mi kıldım?” gibi sorularla zihnimiz bulanır. Aslında bu düşünceler hayal dünyamızdaki bir lekeden ibaret. Zira vesvese, önce zihne bulaşır zamanla duyguları kirletir. Burada şeytan devreye girdiği için takıntılar kişiyi zamanla ibadetten soğutabilir. Fıkıh alimleri, “Abdestim ya da namazım hak mezheplerden birine göre olmuştur.” denilerek bu tür dini vesveselerin üzerinde fazla durulmamasını tavsiye ediyor. Fethullah Gülen Hocaefendi de ‘Çizgimizi Hecelerken’ kitabında, şeytanın müdahalesi sonucu olan vesvesenin olumlu yönünden bahsediyor. Onun insanı dikkatli ve uyanık tuttuğunu özellikle hassas ve asabi ruhların ömürlerinin sonlarına kadar ilerlemelerine yardımcı olabilecek bir zemberek mahiyetinde olduğunu dile getiriyor. Vesveseli insan, sağdan, soldan, önden, arkadan gelebilecek tehlikelere karşı uyanık, karşısında dessas şeytanın, zalim-gaddar bir nefis ve hevânın bulunduğunu düşünerek bir asker gibi nöbettedir. Ancak hassas kişiliklerde evham zararlı hale gelebilir. Şeytan karşısında ümitsizliğe düşüp, onun ara sıra içine attığı kuruntular karşısında, “Artık ben mahvoldum!” deyip mağlubiyeti baştan kabullenir. Ama karşı koyma güç ve iradesini, daha sonra da emniyetini kendinde hissettiği an, ne cin ne şeytan ne de vesvese ona zarar verebilir.
Alimlere göre vesvese daha çok iman mevzuunda ilerleyen müminlerde görülür. Yerinde sayan insanlara daha az musallat olur. Yolun bazı noktalarında vesveseye maruz kalan kişi, şeytanla yüz yüze gelip, manyetik alanına girerek tesirinde kalabilir. Bu hal geçicidir aslında; şeytan zamanı gelince yüz bulamayınca çekip gider. Bir rivayette Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), “(Şeytanın) hilesini vesveseye dönüştüren Allah’a ham dolsun.” demiştir. Vesvese, Sahabe-i Kiram’da da görülürdü. Hatta bir gün sahabeler, Resûl-i Ekrem’e (aleyhissalâtu vesselam) gelip, “Bazılarının aklından bir kısım vesveseler geçiyor ki, normalde bunu söylemenin günah ve küfür olacağına inanıyoruz.” diye sıkıntılarını bildirir. Allah Resûlü, “Gerçekten de bunları duyuyor musunuz?” diye onlara sorar. Onların “Evet” cevabı üzerine Efendimiz, “İşte bu, imanın kuvvetindendir.” buyurur.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri ise vesveseden kurtulmanın çaresini onun üstünde çok durmamak olarak görüyor: Vesvese hayal gibi olduğundan onu küçük gördükçe küçülür, büyük gördükçe büyür. Fethullah Gülen Hocaefendi de şunları tavsiye eder: “Eğer vesveseye karşı fikren ‘Allah’ın tevfikiyle senin altından vurur üstünden çıkarım!’ derseniz rahatlıkla onun üstesinden gelebilirsiniz. İnsan, vesveseye sahip çıkmamalı, çünkü ona ait değildir. Onu kalbe ait ciddi bir maraz ve dert olmadığını düşünmeli aksine o, kalbi rahatsız ve tedirgin eden bir marazdır ama kalbe ait bir maraz değildir. Kalbe yakın belli bir noktaya şeytan tarafından atılan okların ifadesidir.”
Nelere Takılıyoruz?
Takıntı iyileşme gösterebilen bir rahatsızlık. İlaçla ve psikoterapiyle tedavisi mümkün. İyileşme süresi kişiden kişiye göre değişiyor. Tekrarlayan davranışlarınız varsa ve bunlara engel olamıyorsanız psikolojik yardım almanızda fayda var. Tabi öncelikle hangi konuda takıntılı olduğunuzu bilmeniz gerekiyor. Kişiyi çepeçevre saran belirli takıntı türleri şunlar: Şüphe: Bir şeyi yapıp yapmadıklarından emin olamaz. Bu nedenle yaptıkları şeyleri defalarca kontrol eder. Düzen ve simetri: Her şeyi tamamen doğru ve simetrik düzenlemeye çalışır. Birilerinin eşyalarına dokunmasına veya karıştırmasına direnç gösterir. Düzen uğruna saatlerini harcar. Saldırganlık ve zarar verme: Çocuğuna zarar verme korkusu, bu tür takıntılar arasındadır. Bu kişi yapmayacaklarını bilse bile çocuklarına zarar vermekten korkar ve bunu engelleyemez. Bu durumun üstesinden gelebilmek için de bazı şeyleri ‘doğru sayıda’ yapmak zorunda hisseder. Örneğin mutfak lambasını 3 kez açıp kapamak gibi. Böylece, kendilerini veya aile üyelerini hayali bir tehlike veya zarardan koruduklarına inanır. Sayma: Düşündükleri ya da gördükleri sayıları saymaktan kendini alamaz. Otomobil plakalarını, evlerin numaralarını, apartmanların kaç katlı olduğunu sayarlar. Belli sayılar uğurlu, belli sayılar uğursuzdur. Uğursuz sayı akla gelince hemen uğurlusu ile uzaklaştırılmaya çalışılır. Dini inançlara yönelik takıntılar: Aklına, istemediği halde, dini olarak kutsal olan değerlere küfür etme düşüncesinin gelmesi şeklinde görülebilir. Bu tür takıntılar zihnine ibadet ederken nükseder. Kimileri bu yüzden sık sık duaları tekrarlayıp, tövbe ve ibadet eder. (Tuğba Mezararkalı)








