Boş Dönülmeyen Kapıyı Hakkıyla Çalmak

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Boş Dönülmeyen Kapıyı Hakkıyla Çalmak

Eller semaya kalktığında kalp de yüce Yaradan’a açılır. Kimseye söylenemeyenler, O’nda sır olur. Pişmanlıklar dile getirilir, her şeye gücü yetenden af dilenir. Dua kulluğun gereği, ibadetin özü, ilahi muhabbetin kaynağı olduğu gibi bir itiraftır aynı zamanda. Acziyetimizi, muhtaçlığımızı itiraf ettiğimiz ölçüde Cenab-ı Hakk’ın kudretini ilan ederiz. Aslında biliriz ki O, bize şahdamarımızdan daha yakın. İşte bu yakınlığı hissetmek için dua mümine verilmiş bir hediye anlamı taşır.

Kendimizi çok çaresiz ve aciz hissedip başımızı iki elimizin arasına alıp saatlerce düşündüğümüz anlar olur. Elden gelen yapılır ve sonrasında endişeli bir bekleyiş başlar. Her şeye gücü yeten, kudret sahibi, yardımından emin olacağımız birine muhtaç olduğumuzu hissederiz. Göz yaşı döktüğümüzde biliriz ki bizi anlayan hatta bizi bizden daha iyi bilen biri var. İşte tam burada çaresizlerin çaresi Yüce Mevla yetişir imdadımıza. Bediüzzaman Hazretleri’nin ifadesiyle, “Dua eden adam anlar ki, birisi var; onun hâtırât-ı kalbini işitir, her şeye eli yetişir, her bir arzusunu yerine getirebilir, aczine merhamet eder, fakrına meded eder.”

En sevdiklerinizin kapısını bile her an çalamazken işte böylesine büyük bir kapı her daim açıktır bize. O öyle bir kapıdır ki kul asla boş döndürülmez. Nitekim Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Allah Tealâ, yeryüzünde dua eden hiçbir Müslüman’ın isteğini geri çevirmez. Mutlaka bir karşılık verir. Ya dileğini kabul eder ya onun yerine kendisinden bir kötülüğü kaldırır ya da duasının mükâfatını ahirete bırakır.” müjdesini verir.

Sadece muhtaç olduğumuz anlarda değil arz-ı hal etmek için de Yüce Mevla her an bizleri bekler. Ancak çoğumuz, beş vakit namazın arkasına hapseder duayı. Oysaki otururken, kalkarken, yürürken, yerken, içerken, uyurken kısacası her anımızı dua ile bereketlendirebiliriz. Fakat kavlî yapılan dua kulun gayretiyle desteklenmelidir. Çünkü her güzel iş emek ister. “Önce gayret sonra himmet” motivasyonuyla kul elinden geleni yaparak Allah’a dua etmelidir. Nasıl mı? Fethullah Gülen Hocaefendi’ye göre, önce fiilî dua yapılacak, yani sebeplere riayet edilecek, sonra da kavlî dua için eller açılacaktır. Zira sadece istemek yetmez. Mesela bir insan su ister ama önüne gelmesini beklemez, gider suyu bardağına koyar ve sonra içer. Yani kul istediği şeyin gerçekleşmesi için Allah’ın kendisine öğrettiği sebeplere riayet ederek sonucunu O’ndan bekler.

Yeryüzünde meydana gelen tüm olaylar da zaten belli sebeplere bağlanmış. Gündüz güneşin doğmasına, gece batmasına bağlı. Tesadüflere yer olmayan yaşamımızda doğumumuzdan ölümümüze kadar her şey bir sebeple gelişir. İnsana ise bu sebeplere, doğru yer ve zamanda riayet etmek düşer. Bediüzzaman Hazretleri’ne göre sebepler, Cenab-ı Hakk’ın kâinattaki isim ve sıfatlarının birer tecellisi: “Çift sürmek fiilî bir duâdır. Rızkı topraktan değil; belki toprak, hazine-i rahmetin bir kapısıdır ki, rahmetin kapısı olan toprağı sabanla çalar.” (24. Mektup, 1. Zeyl). Toprağa tohum atmadan o tarladan bir verim almanın mümkün olmadığı açıktır. Bu da demek ki esbap (sebepler) adına ne gerekiyorsa mutlaka ortaya konulmalıdır.

Bazen de hem kavlî hem fiilî dua etsek de istediklerimiz bir türlü gerçekleşmez. “Dua ediyorum ama neden istediklerim olmuyor?” diye şikayet etmeye başlarız. Arzu ettiğimiz şeyin gerçekleşmemesine odaklanma yapılan duayı ibadet olmaktan çıkarıp bir alışveriş haline sokacaktır. Oysa biz hakkımızda neyin hayır, neyin şer olduğunu bilmekten aciziz. Doktora giden hastaya istediği ilaç değil; ona iyi gelecek, derdine derman olacak ilaç verilir. Bebek istemese de hastalanınca annesi bebeğine ilacını zorla içirir. Zira anne o acı şurubu içince bebeğinin Allah’ın izniyle şifa bulacağını bilir. Rabbine muhtaç olan kul da tıpkı bu bebek gibidir. Kendisine neyin iyi geleceğini bilmediği için gelene razı olmalıdır.

Bu noktada İbrahim Ethem Hazretleri’nin şu sözleri de ufkumuzu açmaya yeter de artar. “Cenab-ı Hakk’ı bilirsiniz, fakat emir ve yasaklarını yerine getirmezsiniz. Peygamber aleyhissalatu vesselam’ı bilirsiniz ama O’na uymazsınız. Kur’an’ı okursunuz ama onunla amel etmezsiniz. Allah Tealâ’nın nimetlerini yersiniz ama şükretmezsiniz. Cenneti bilirsiniz, onu istemezsiniz. Cehennem var dersiniz, ondan korkmazsınız. Ölüm var dersiniz, hazırlanmazsınız. Anne-baba ve ölülerinizi kendi elinizle kabre koyarsınız, fakat ibret almazsınız.”

Duada Usûl ve Âdâb Nasıl Olmalı?

Dua etmenin ehemmiyetini bilmek kadar kabulüne vesile olması için usul ve adabını öğrenmek de önemli. Dua için öncelikle abdest alınır, kıbleye dönülür ve eller semaya kaldırılır. Talepler alçak sesle, samimi ve içten dile getirilir. Allah Tealâ’ya hamd ve sena, Efendimiz’e (sallallahu aleyhi ve sellem) salavat getirerek başlanır. Kur’an-ı Kerim “Ona korkarak ve umarak dua edin.” (A’raf, 56) tavsiyesinde bulunur. Korkmalıyız, çünkü amellerimizin kusurundan dolayı duamız reddedilebilir. Ümitlenmeliyiz, çünkü kendisine el açıp yalvardığımız kerem ve lütuf sahibi Rabbimiz ellerimizi boş çevirmez.

Duada dikkat edilmesi gereken noktalardan biri de Esma-i Hüsna’dan istifade etmek ve ısrarcı olmak. Zira Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Allah Tealâ ısrarla dua edenleri sever.” buyurmaktadır. Ayrıca dua için faziletli vakitleri kollamak gerekir. Mesela sene içinde arefe ve bayram günleri, aylardan Ramazan, gün içinde seher vakitleri ve cuma günü dua için makbul zamanlardandır. Dua ederken kalbi uyanık tutmak ve yapılan duaya icabet edileceğinden emin olmak gerekir. Oruçlunun, hastanın, yolcunun, yaşlının, mazlumun, misafirin, secde halindeki kişinin duası ve başkasının gıyabında yapılan dualar da makbuldür. (Buket Davulcu)

Share:

More Posts

Send Us A Message