Abant Platformu en temel meselemiz demokratikleşmeyi 12 Eylül, AB ve Siyasi Partiler üzerinden masaya yatırdı.
Ülkenin en demokratik düşünce oluşumlarından biri olan Abant Platformu’na, mecliste grubu bulunan muhalefet partileri, davetli oldukları halde katkı sunma nezaketini göstermediler.
Muhalefetin demokratikleşme gibi bir sorunu hiç olmadı.
Ülkemizde demokratikleşme, onlara göre herhalde, makine tanıtım grubunun reklâmında olduğu gibi tıkır tıkır.
Toplantıda Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç ve Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış ile iktidar milletvekilleri yanında meclis dışı muhalefetin renkli simaları vardı.
DP eski Genel Başkanı Süleyman Soylu’nun gündeme getirdiği “demokratik anarşizm” gelinen nokta da sanki tek çıkar yol.
Toplantının üzerinde odaklandığı 12 Eylül’ün darbesinin toplum nezdinde meşruiyet arayışının temel referansı anarşi idi.
Demokrasi anarşi üzerinden askıya alınmıştı.
Süleyman Soylu’nun ortaya koyduğu demokratik anarşizm tam da bu noktada suyun tersine akıtılması demek.
Anarşi ile kesilen demokrasiyi demokratik anarşizm ile yeniden inşa etmek.
Kulağa hoş gelen bir metafor.
Bu en az Demokrasi düşmanları kadar cesur ve pervasız olmayı gerekli kılıyor.
Demokrasinin temel taşıyıcıları hiç şüphesiz siyasi partiler.
Mecliste olanı ve olmayanı ile siyasi partiler hiç şüphesiz sağlıklı bir demokrasinin olmazsa olmazları.
Diğer taraftan gündemden düşmeyen eylem planları ile sürekli tehdit altında tutulanda yine siyasi partiler, hükümet ve meclis.
Platformun toplantısına katılan ülkemizin yurt içi ve dışından değerli milletvekili, aydın, siyasetçi ve akademisyenleri konuya çok geniş ve zengin bir çerçeve katkısı yaptılar.
Söylenenler neticesinde ortaya çıkan en temel konu demokrasi bir temel hak ise bu hakkın birilerinin lütuf olarak bize ihsan etmesini beklemek değil, bu hak için elimizi taşın altına koymamızın gerekliliği idi.
Toplantıda ilginç ve bir o kadar da çeşitlilik arz eden yaklaşımlar vardı.
Yine Sayın Soylu ya ait 27 Mayıs’ın Siyasetin Kerbela’sına benzetilmesi gibi.
Bu gün bütün bir ülkenin akıllıları, deli bir güruhun derin bir kuyuya attığı taşı çıkarmaya çalışıyor.
Ama kuyunun üzerine oturmuş taş doldurmaya çalışanlar bir hayli azimli ve çok çalışıyorlar.
Halkın iradesinin tecelligâhı meclis ya farklı hesapların ya da genetiğine işlemiş korkuların işgal ettiği ruh haleti içinde, bir türlü halk iradesini ortaya koyamıyor.
3 fiili,1 post modern darbe ve e-muhtıra ile genetik kodları ile oynanarak, bir nevi işgal edilmiş, üyelerinin bazıları emekliye, bazıları hapse, bazıları sürgüne, bazıları da darağacına gönderilmiş bir meclisin koridorlarına hâkim olan havayı tasavvur etmek zor olmasa gerek.
Birde üstüne üstlük biraz farklı davranmak isteyenlere hep o şaibeli mazi, yağlı urgan hatırlatılır ise, vatandaş olarak demokrasi talebimiz, imkânsızı yoklamaktan öte bir şey ifade etmez.
Bu açmaza bir çare olur mu bilmem ama şöyle bir teklifim var.
Gülüp geçebilirsiniz de ciddiye de alabilirsiniz.
Ankara da kuşatılmışlık hissi içinde geçmişinin korkuları ve geleceğinin beklentileri içine sıkışmış bir meclis yerine, en azından şekli olarak yeni bir meclis yapmaya mı başlasak.
Yeniden yeni bir anlayış ile mimarisi, çalışanı ve konumu ile yeni bir meclis.
Çevresi en azından şekli olarak sivil ya da asker bürokrasi tarafından kuşatılmamış bir meclis.
Milletvekillerine en az hatta daha fazla, bir bürokrat kadar çalışma imkânı veren şartlara haiz bir meclis.
Holding binalarına benzeyen siyasi parti binaları kadar, rahat, modern, ferah bir meclis.
Vekillerin gelmek için can attıkları bir meclis.
Belki böylece meclisin kurucu meclis olmadığı için yeni anayasa yapamayacağını iddia edenlere kurucu olmasa bile yeni kurulmuş yani inşa edilmiş meclisi gösteririz.
Eski meclisi ise Demokrasi müzesi yapar ve Demokrasi tarihimizin serencamını anlatan en büyük müzemize kavuşuruz.
Bunun yanında başka bir teklifimde şu halka hizmet üretmek için var olan bütün bürokrasiyi halkın içinde yaşamaya mecbur etmek.
Lojman kültürünün büyük bir oranda şekillendirdiği bürokratik bakışın, dünyaya, İslam’a, hayata, millete ve ülkeye sakat bakışı için ayrı bir yazı gerek.








