Fethullah Gülen’le ilgili beraat kararı hem tarihî bir karar, hem de Türkiye’de yeni bir dönemi işaret ediyor.
Tarihî bir karar, çünkü Cumhuriyet’in, en önemli korkularından birini yenmeye başladığını anlatıyor. Dindar insanlar, demokrasinin olmazlarından biri olan sivil toplum çalışmaları ile dine, millete, vatana ve devlete hizmet ederken art bir niyet taşımıyorlar ve asla potansiyel tehlike değildirler. Dindar insanların demokratik laikle ilgili bir sorunu yoktur. Çünkü bu laiklik anlayışı, din özgürlüğünün, fikir ve ifade hürriyetinin teminatıdır. Gülen hakkındaki karardan sonra, bu anlayış kuvvetlenecektir.
Tarihî bir karar, çünkü potansiyel tehlike olarak görülen insanlar, artık kendilerini anlatamama, ifade edememe cenderesinden kurtulmuşlardır. Üç-beş kişi bir araya gelerek kitap okuduklarında, sohbet ettiklerinde artık çete kurmak, terör örgütü oluşturmak suçlamalarının muhatabı olmayacaklardır. İşte bu açıdan Gülen hakkında verilen beraat kararı, bir kişi ile ilgili değil, din ve Kur’an hizmeti vermek, hayırlarda yarışmak isteyen milyonlarla ilgili bir karardır. Derin Türkiye’nin fedakâr insanlarına, başta Sayın Gülen olmak üzere artık yargısız infazlara kalkışanlar, yüksek yargının bu tarihî kararına toslayacaklardır.
Tarihî bir karardır, çünkü Sayın Gülen’in tavsiyeleri ile eğitim ve diyalog hizmetlerinde koşuşturan insanlar artık gönül ferahlığı, daha bir şevk ve heyecanla hizmet edeceklerdir. Hele yurt dışında karşılaştıkları; “Siz çok iyi insanlarsınız, çok da güzel hizmetleriniz var. Fakat sizin büyüğünüz, yol göstericiniz kendi ülkesinde neden hâlâ tartışma konusu?” sorusuna muhatap olmayacaklardır.
Tarihî bir karardır, çünkü tam da Türkiye’nin gerildiği, toplumun tansiyonunun yükseldiği, koca bir ülkeyi sıkıntı bastığı esnada, bu karar insanımıza bir nefes aldırmıştır. Vicdanları rahatlatan, ülkeyi ferahlatan bir tesir meydana getirmiştir. O her zaman söylenen devlet-millet kaynaşması ve yargının millet vicdanı ile buluşması için çok esaslı bir adım atılmıştır. Yarınlarımız adına ümitleri artıran bir atmosfer doğmuştur.
Önce Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin ve en son Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu’nun verdiği beraat kararı, Türkiye’de yeni bir dönemin de önünü açmıştır. Artık diyalog ve hoşgörüye sarılmanın, uzlaşma ve toplumsal mutabakat arayışının sağlam zeminleri için yeni bir hamle yapma fırsatı doğmuştur. Bu beraat kararı, diyalog yolunda cesaret verici bir karardır.
Bu kararın ardından, Anayasa Mahkemesi’nin AK Parti’yi kapatmama yönünde vereceği karar Türkiye’yi uçuracaktır. Tartışmaların odağındaki yargı büyük güven tazeleyecektir. Bu güven, Türkiye’nin yarınları adına ümitleri artıracaktır. İnanıyorum ki, Sayın Başbakan siyasette de diyalog ve hoşgörü adına yepyeni adımlar atacaktır.
Son olarak şunu da ifade etmek isterim. Deniyor ki, “Bu kararla Gülen’in Türkiye’ye dönüş vizesi de çıkmış oldu.” 8 yıldır devam eden yargı sürecinde Sayın Gülen’in dönüşüne mani hiçbir sebep yoktu. Sayın Gülen, gelişi ile Türkiye’de yeni sıkıntıların oluşabileceğini düşünerek, gündemin ağırlaştırılmasına mani olmak için gelmedi. Beraat kararı, dönüşünde doğacak tartışmaları evet azaltmıştır. Ancak konjonktüre göre karar vereceğini, bugünkü gazetemizde yer alan ifadelerinde görüldüğü gibi Sayın Gülen, bizzat ifade etmektedir. Dönüşünün, Humeyni’nin İran’a dönüşüne benzetilmesine verdiği cevap ve kendisinin aleyhinde olanlara hakkını helal ettiğini söylemesi ise tarihî bir vesika niteliğindedir.
Gözyaşlarıyla söylediği, “ben bu ülkenin çocuğuyum. Doğduğum Korucuk köyünü, bütün Amerika’yı verseler değişmem” sözü her şeyin cevabıdır.








