Meselelere sadece bir yanları itibariyle ve karamsarlık hisleriyle bakmamak icap ettiğini söyleyen Hocaefendi, pozitif istikametteki değişimlerin çok kolay olmadığını/olmayacağını, tahribin kolaylığına bedel tamirin zorluğunu ve hatta restorasyonun ilk inşaya nispetle daha fazla zaman, daha ciddi gayret isteyebileceğini dillendirdi. Bu konudaki tembihlerini Hazreti Üstad’ın “Asırlardan beri, rehnedar olan bir kalenin tamiriyle mükellefiz.” sözüyle noktalayan Hocaefendi, özetle şu hakikati hatırlattı:
Hizmet-i imaniyeden beklenen netice birden bire hâsıl olmaz; vatan, millet, din ve iman adına ortaya konan böyle bir hizmetin semere vermesi ancak birkaç neslin ömrüne vâbestedir. Cenâb-ı Allah, bir tohumun başağa yürümesini, bir yumurtanın civcive dönüşmesini bile haftalara yaymış ve bize bu konudaki ilâhî ahlâkı talim buyurmuştur. Bir milletin özüne dönmesi, yığınların insanî değerlere yönelmesi, ideal insanın, ideal neslin ve ideal toplumun yetişmesi birkaç ayda, birkaç senede olabilecek şey değildir. Beşerin En Mükemmeli’nin (aleyhi ekmelü’t-tehâyâ) eliyle şekillenen ve Kur’an’ın mucizesi olan ısmarlama bir cemaatle bile yeni tip bir insanlığın oluşması ve huzur toplumunun olgunlaşması ancak yirmi üç senede gerçekleşebilmiştir. Eğer böyle bir meselenin doğumu bile yirmi üç senede olmuşsa, onun “ba’s ü ba’de’l-mevt”i de bu zaviyeden değerlendirilmeli ve bu mevzuda kat’iyen acûliyete girilmemelidir.
Şair Eşref’in “Bozulmuştur düzelmez gelse de Mehdî / Bu mülkün emr-i ıslahı Cenâb-ı Hakk’a kalmıştır.” beytini ve yeryüzünün umumî bunalımlarına inzimam eden içteki krizler karşısında ızdırapla inleyen Sultan 3. Mustafa’nın “Yıkılıpdur bu cihan sanma ki bizde düzele / Devleti çarh-ı denî verdi kamu müptezele / Şimdi ebvâb-ı saadette gezen hep hezele / İşimiz kaldı heman merhamet-i lemyezele!..” (Bütün cihan yıkılırken, bizim ülkemizin düzeleceğini mi zannediyorsun? Ne yazık ki, talihsizlikler çarkı, ülkenin kaderini haysiyetsizlerin ellerine düşürdü. Baksana, milletin bel bağladığı ve hak aradığı dairelerin kapılarında bile şaklabanlar gezmekte. Hal böyle olunca, kalmış kurtuluş ümidimiz sadece Rahmeti Sonsuz’un merhametine!..) kıtasını (onların kendi zamanlarına ait hissiyatı olarak) seslendiren Hocaefendi, bu ifadelerin bir açıdan karamsarlığın sesi soluğu olduğunu; mü’minin asla ümitsizliğe düşmemesi gerektiğini ve hele Rahmeti Sonsuz’a dayananların kat’iyen ye’se kapılmamaları lazım geldiğini söyledi.
Sohbetinde Marmaray’ın açılışından da takdirle bahseden Fethullah Gülen Hocaefendi, “Dinin yarısı insaftır; insaf dinin yarısıdır. İnsaflı olmak lazım. Doğruyu doğru kabul etmek, doğruyu alkışlamak ve onu realize eden insanları aşklandırmak şevklendirmek lazım. Küçük bile olsa pozitif her şeyi alkışlamak ve o işi yapan insanları yüreklendirmek, dahasını yapmaya sevketmek lazım.” dedi.
İnsanların sorgulanmaktan hoşlanmadığını ve tenkitleri hazmedebilecek insan sayısının çok az olduğunu hatırlatan Hocaefendi, meseleleri yüze çarpar gibi sunmamak lazım geldiğine, hatta güzel bir projeyi teklif ederken bile başkalarının hissiyatını hesaba katıp gerekirse onu farklı birinin eliyle/dilliyle ortaya koymak ve böylece hakkın hatırını hep âli tutmak gerektiğine vurguda bulundu.
Sohbetin sonunda mevzuyu adanmış ruhlara ve onların hizmet faaliyetlerine getiren Hocaefendi, günümüze kadar emek ve sermayenin değerinin anlaşıldığını ama adanmışlık ve fedakârlık gibi faziletlerin neye tekabül ettiğinin hâlâ bilinemediğini; büyük bir adanmışlık ruhuyla cihana açılan insanların hizmetlerini bir şahsa veya gruba mal etmenin hem Allah’a karşı saygısızlık, hem de o fedakârların ceht ve gayretine yapılmış bir zulüm ve haksızlık olduğunu; yapılanları bir şahıs, bir deha, bir firaset, bir kiyaset ve bir fetanete mal etmenin bir yönüyle de şirk sayılacağını; bu mevzuda hüsn-ü zan edip “falan vesilesiyle bu neticeler elde edildi” diyenlerin ictihad hatası yapmış olacaklarını ama hizmet erlerinin her zaman kulluk şuuruyla hareket edip o tür iltifat ve teveccühleri kesinlikle sahiplenmemeleri gerektiğini dile getirdi.
Bize bir kere daha Hocaefendi’nin sohbet atmosferini lütuf buyuran Allah Teâla’ya sonsuz hamd ü sena ederek birkaç saat önce kaydettiğimiz bu enfes hakikatleri 39:37 dakikalık ses ve görüntü dosyaları halinde sunuyoruz.
Dualarınız istirhamıyla
Bu bölüm ilk olarak www.herkul.org‘da yayınlandı.









