Karşı operasyonun kodları

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Karşı operasyonun kodları

AK Parti hükümetinin ilk yıllarıydı. Korkut Özal’la bir yıl kadar program yapmıştık, Habertürk’te.

Yayında hiç sormadım ama bir gün yayın öncesinde… Paylaştığımız hukuka da sığınarak, tüm cesaretimi toplayıp sormuştum: “Ağabeyiniz Turgut Özal’ın öldürüldüğünü mü düşünüyorsunuz?”

“Evet” demişti.

“Peki neye dayanarak böyle düşünüyorsunuz… Delili ne” diye sorunca da hiç unutmayacağım şu cevabı vermişti:

“Elimde böyle bir veri yok. Ancak Turgut Özal’ın ölümünden sonra yaşananlara bakınca… Kendi kendime, ‘Bunların olabilmesi için ağabeyimin olmaması, ortadan kaldırılması gerekiyordu’ diye düşünüyorum.”

Yani… Özal’ın öldürüldüğüne ilişkin bir kanıt yok ama yakın tarihe bakınca ölümün doğal nedenlerle olmadığı kanaati oluşuyor.

Korkut Özal’ın bu cevabı, öyle etkiledi ki… Gelişmelere bu açıdan bakmayı ilke edindim.

Bunu şöyle de çevirebilirsiniz: Sonuçlara bakıp nedenleri üzerinde durmak. Olayların kime yarar veya zarar verdiğini anlamaya çalışmak.

Nedim-Ahmet olayı kime zarar verir?

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutukluluk sürecine de hep böyle baktım. İlk karede Ahmet Şık var. “Dokunan yanar” demişti, Cemaat’i kastederek.

Çıkışta da nefret doluydu: “Bu komployu kuran yürüten polisler, savcı ve hakimler cezaevine girecek.”

Esasen… Türkiye’de yargılanan gazetecilerin çok büyük bölümü “hükümet yandaşı” diye nitelenen gazete ve televizyonlarda çalışıyorlar. Unutmayalım ki yargı erki, askeri vesayetin sürdürülmesinde generallerin devlet içindeki en önemli müttefiki. Darbe soruşturmalarını gündemde tutan gazeteciler dava sağanağına tutulmuş durumda. Diğer cephe, propagandada daha mahir olduğu için, tersi bir algı oluşuyor.

Nedim Şener ve Ahmet Şık’ın tutuklanmasından sonra “Basın susturuluyor” havası estirilmeye başlandı. Oklar Cemaat’e yöneldi. “Basın özgürlüğü yok. Gazeteciler hapiste” diye eylemler yapıldı. Kimse ne bu eylemlere mani oldu ne de televizyonlardaki programlara karıştı. Mustafa Balbay bile cezaevinden yazı yazıyor Cumhuriyet’e.

“Basının susturulduğu”, “gazetecilerin hapse tıkıldığı” bu ülkede… “Silivri Mahallesi” yayınları her gün, her saat devam etti. (Nedense kimse Soner Yalçın’a sahip çıkmadı. Onu ayrıca merak ederim.)

Teşekkür listesi

O arada Ahmet Şık’ın kitabı, yüzlerce gazeteci dostunun imzasıyla çıktı. Hiçbir yeni bilgi içermese de satılıyor serbestçe.

Nedim Şener daha önceki iki kitabında Cemaat bağlantıları üzerinde durmuş, Ahmet Şık da son kitabında topladığı derleme kulislerle aynı yolu takip etmişti. Bu iki isim gözaltına alınınca insanların aklına ne gelecekse o geldi: Cemaat yaptırdı.

Olayın fatura edileceği adres belliydi, medya buna çanak tuttu, öyle de oldu.

Maalesef bu iki gazeteci, bir amaç uğruna bayraklaştırılıp kenara kondular. Ama farkında değiller.

O açıdan… Bu farkındalığa ulaşmamda yardımcı olan demeçleri için başta Nedim Şener ve Ahmet Şık’a…

Yazılarıyla Doç. Dr. Ertuğrul Özkök’e, programlarıyla Ayşenur Arslan’a… Twitter’daki KCK sempatizanı gazeteci ve akademisyenlere… Ve adeta medyanın ahiretinden bildiren Alper Görmüş’e çok teşekkür ederim.

Share:

More Posts

Send Us A Message