Hayır, Habertürk Televizyonu’nun sloganına kinaye yaparak artık seri haline gelen ‘Alo Fatih’lerden bahsetmeyeceğim. Başbakan’ın muhalefete tahammülsüzlüğünün son örneği kendi kendine ne kadar vahim olduğunu anlatıyor zaten. Türkiye’de muhalefetten kaynaklanan sorunlar olsa da anladık ki tek sorun zayıf muhalefette değil, ona yaşama hakkı bile tanımayan bir iktidarın ancak otoriter rejimlere has baskısında.
Habertürk’ün sloganı teoride çok güzel. Medya, gücünü özgürlüğünden alır. Sadece medya değil aslında ülkeler de gücünü aynı yerden alır. Geçtiğimiz 1,5 gün boyunca Turkish Review dergisinin misafir ettiği Arap entelektüelleri dinlerken Türkiye’nin de gücünü aslında nispeten özgür, demokratik ve laik kimliğinden aldığını, ama içerideki endişe verici gidişatın dışarıdaki değerimizi de düşürdüğünü fark etmeden edemedim.
Soğuk Savaş’ta haklı olarak önem arz eden jeopolitik konumumuz bize hâlâ avantaj sağlıyor, ama bizi adeta bir istikrarsızlık ve keyfî rejimler diyarı olan Ortadoğu’dan ayıran en önemli özelliğimiz iyi kötü işleyen bir demokrasi ve canlı bir sivil toplumumuz olması. Türkiye, Araplar için ilham kaynağı olduysa bunun sebebi sadece Ortadoğu’nun Brad Pitt’i sayılan Kıvanç Tatlıtuğ değil, aynı zamanda “özgürce yaşama ihtimali.” Yani Türkiye, onlar için hem Boğaz’a karşı iftar yapabildikleri ama aynı zamanda isterlerse serbestçe içki içebildikleri bir ülke olduğu için cazip. Devlet zoruyla dindarlaştırma projelerinin sadece takiye ile sonuçlandığını ve bu kararları kişilerin özgür iradelerine bırakmak gerektiğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Dış politikada Arap dünyasında oyun kurucu olma isteğinin ters tepmesi bir yana, Türkiye eğer böyle giderse “yumuşak güç” olma vasfını da kaybedecek. Mesele sadece yumuşak gücümüzün temel unsurlarından Türk okullarını örgüt merkezi olarak şikâyet edip dünyayı kendimize güldürmekten ibaret değil. Başbakan’ın yabancı mevkidaşları yanında gazetecilere hakaret ettiği, medyaya doğrudan müdahalede bulunduğu, yargının yürütmeye bağlandığı, TUSKON gibi sivil toplum örgütlerinin ajan ilan edildiği bir sistemde özgürlükten ve bölgemize örnek olmaktan bahsedilebilir mi? Hükümet, özellikle Gezi’den bu yana siciliyle sadece içeride mirasyedilik yapmıyor, dışarıdaki kredisini de eritiyor. Mısırlı bir katılımcının “Sisi’nin İhvan’a yaptığını Erdoğan Hizmet’e yapıyor.” sözü tek başına çok şey özetledi mesela.
Arap aydınlar konuşurken Türkiye’de sivil hareketlerin gücüne gıptayla baktıklarını fark etmemek mümkün değildi. Pek çoğu Hizmet kadar çok boyutlu ve devlet dışı bir sosyal hareketin Arap dünyasında örneği yok derken, Hizmet adına konuşan Mustafa Yeşil, Hizmet’in gücünü devletten bağımsızlığından aldığını vurguladı. Özetle, sadece medyanın değil, devlet dışı aktörlerin de gücü özgürlüklerinde. Bunun kaynağı da devlete borçlu olmamak. Zaten bu nedenle Türkiye’nin parti devletine dönüşmesine itirazını yükselten Hizmet’e karşı bir hazımsızlık yok mu? Hizmet medyası sırtını topluma dayadığı için burada bir Alo Fatih yaşanmıyor.
Bu arada, Mustafa Yeşil son dönemde tüm saldırılara rağmen konuşmayan Hocaefendi’den bazı mesajlar da iletti. Kendisi hukuk ve meşru sınırlar içinde hareket etmeyi tavsiye ederken sabır ve sükûtu tercih ediyoruz demiş. Bir din büyüğüne yakışır şekilde “Kimsenin kalbini kırmayı aklınızdan geçirmeyin.” deyip bu gerginliklerin gelip geçeceğini hatırlatmış.
Bir yanda dozu artan iftira ve hakaretler, diğer yanda hukuk ve itidal vurgusu yapan bir çağrı. Yorumlamaya bile gerek olmayan bir tablo değil mi?








