En tepedekinden en aşağıdakine kadar, ne zaman ağızlarını açsalar “devlete sızmak”tan söz ediyorlar.
Ne sorulursa sorulsun her soruya “Paralel yapı” diye cevap veriyorlar.
Aslında…
-Türkiye bu tartışmayı yaptı…
-Yargı bu konuyu görüştü ve karara bağladı…
Ama şimdi kendilerini yolsuzluk dosyaları yüzünden sıkışmış hisseden hükümet ve medyası bu temcit pilavını yeniden servise koyuyor.
Aradan yıllar geçti. “Yeni devletçiler” 28 Şubatçılar tarafından çiğnenmiş bu sakızı yeniden ağızlarına alıp çiğnemekten tiksinmiyorlar, utanmıyorlar.
Şimdi…
Devlete sızmak ne demek, bunu diyen neyi demiş olur?
Devlete sızmak tabiri:
-Bir vesayetçi dönem jargonudur.
-28 Şubatçılar’ın retoriğidir.
-Soğuk savaş mantığı ile halkını düşman gören devlet yapılanmalarının kullandığı her kapıyı açan bir maymuncuktur.
-Antidemokratik devlet yapılarının halkı sindirmek için kullandığı elverişli bir adam harcama yöntemidir!
Ne demek sızmak?
Bu ülkenin vatandaşları ülkenin en büyük işvereni olan kamu kurumlarında her türlü prosedürü uygulayıp her türlü sınavı geçip çalışmaya başlayınca kendi devletinin kurumlarına sızmış mı olurlar?
Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal bu tartışmayı “Milletin devleti” noktasına taşıyarak bitirmişti.
Sonra 28 Şubatçılar filmi geriye sararak bu jargonu yeniden kullanıma soktu. Aradan yıllar geçti, askeri vesayeti ciddi anlamda gerileten adımlar atıldı. Ne zamanki hükümet hakkında ciddi yolsuzluk iddiaları ortaya atıldı, “Devlete sızmak”, “Paralel devlet” söylemleri yeniden hortlatıldı.
Ülkede “Milletin devleti” adına ne yapıldıysa şimdi bu retorik yeniden durumu “devletin milleti” noktasına getiriyor.
Üç beş yolsuzu aklamak, birkaç kişiyi kurtarmak için bütün bir millet yeniden devletin kulu kölesi yapılmaya çalışılıyor!
Olup biten budur.
Yani ataların dediği gibi diyecek olursak “Pire için yorgan yakılıyor.” Hatta pireyi kurtarmak için yorgana atom bombası atılıyor!
40 yıldır mücadele edilen bir yanlışlığı şimdi o yanlışlıkla mücadele edenler halkın karşısına çıkarıyorlar.
Evin sahibi kendi evine bacadan, pencereden girmek zorunda kalıyorsa orada bir sorun vardır demek yerine, kapıdan bacadan giriyor diye ev sahibine “Milli irade hırsızı” muamelesi yapılıyor.
“Bir milletin ferdi kendi milleti için var olan müesseselere sızmaz. Hakkıdır, girer oraya.”
Bu ülkedeki iç kavgaların en önemli sebebi budur. Yani toplumu oluşturan bazı kesimlerin kendilerini devletin asli unsuru olduğunu kabul edip, diğerlerini yok etmeye çalışması…
Hiç şüphem yok, Türkiye bu sorunu da aşacaktır, daha önce aştığı gibi…
Dün ne diyorlardı?..
Rasim Ozan Kütahyalı: “Bu ülkede kendi tercihinin dışında içine doğduğu ortamdan ötürü “zenci” kabul edilen insanlar var… Ara ara bizim devlet sisteminin de “Köktencilik”i tutar. Şu yargıç “şu kökenliymiş”, bu general “bu kökenliymiş” diye şayialar dolanır. İlgili kişiler bunu inkâr eder… Tamamen asimile bir insan bile olsa o kişinin kökeninden ötürü potansiyel suçlu ilan edilip işinden olduğuna da şahit olunur bazı zamanlar. Ama her zaman öyle değildir… Zaten her zaman ve sistematik olarak öyle olsa bu devlet çoktan yıkılmış olurdu…
Elif Çakır:
“Kendisini yakından tanıma fırsatım hiç olmadı ama icraatlarının izinden takip edebildiğim kadarıyla, “beraber yürüdüğü” kişilere karşı vefalı olarak biliniyor(du). Ama bir özelliği var ki, Hoca’sından aynen ona aksetmiş. Eleştiri (pozitif veya negatif olsun) dinlemeye hiç tahammülü yok. Hemen agresifleşiyor ve gözü kararıyor. Ağzına geleni söylüyor.
Hani “Başkanın adamları” diye bir tabir vardır. Başkan, kendisiyle birlikte bu adamlarca üretilen “ortak aklın” icraatını yürütür. Tayyip Erdoğan’ın yollarda beraber yürüdüğü “adam”ları bir bir yanından ayrıldı. Bir kısmını da kendi harcadı. Öte yandan medyada da Tayyip Erdoğan’ın yanında sağlam düşüncelerle destek olanların sayısı gün geçtikçe azalıyor. Çünkü Tayyip Erdoğan, medyayı satın almakla, kendine bağlı medyalarda her gün pembe dizi senaryoları yazılmakla her şey halledilebilir zannetti. O medyaların hali de ortada. Satın alınan her gazete ve televizyona sanki bir sihirli el değiyor, her şeyi aynılaştırıyor.”
Markar Esayan:
“Gül, Erdoğan’ın ustalık döneminden hiç memnun değil. Kibirli ve özgüven patlaması hâlindeki totaliter tavır ve tercihleriyle, AK Parti’nin reformcu misyonunu kaybettiğini, pek çok fırsatın kaçırıldığını, özellikle şike, Uludere, kürtaj vs. gibi konularda ciddi hatalar yapıldığını düşünüyor. Erdoğan’a içten içe çok kızdığına eminim doğrusu.”
Demokratik tavır ile zorbalık arasındaki fark…
-Demokrasi bir tercihler rejimidir. Bu durum toplumun bütün birimlerine yansımalıdır.
-Demokraside her zaman alternatif yollar vardır. Onun için “Demokrasilerde çare tükenmez” denilmiş.
-Otoriter yönetimlerin en belirgin özelliği ise sizi iki tercihten birini seçmeye zorlamaktır.
-Otoriter yapılarda sadece iki renk vardır, siyah ve beyaz. Başka tercih yoktur.
Ya bendensin ya değil. Ya bizdensin ya onlardan. Ya şusun ya busun.
-Bendensen yaşarsın, değilsen ölmesen bile sürünürsün.








