Ne sezonu mu? Biraz yumuşatarak ‘seçim sezonu’ diyelim. Erdoğan, ‘cumhurbaşkanı adayı’ sıfatıyla nutuklarına başladı. Günde bir değil birkaç kez. En az iki… İftardan önce ve iftardan sonra. Durmadan konuşuyor. Doğrusu Ramazan ayının siyasete yansıyacağını düşünüyordum. Bütün ülkeyi etkisi altına alan manevi iklimin önce ‘kalpleri’ sonra ‘dilleri’ yumuşatacağını umuyordum. Bu yöndeki beklentimi de yazdım. Yanıldım.
Siyaset ne Ramazan dinledi ne de oruç. Nutukların ne içeriği değişti ne de üslubu. Aynı doz, aynı frekans. Aynı cümleler, aynı kelimeler. Bıkıp usanmadan tekrarlamakta. 30 Mart’ta kaldığı yerden aynen devam.
Tokat konuşması mesela. Konu Cemaat. ‘Çocuklarınızı Cemaat’in okullarından alın’. Bir cümle daha: ‘Bunların medya organlarını desteklemeyin, kapınıza gelirse geri çevirin’. Konu cumhurbaşkanlığı seçimi. Bunları söyleyen de ‘cumhurbaşkanı adayı’.
Hadi ‘Siyasetçinin dilinin kemiği yok, ağzına geleni söyler’ diyelim. Gözünü Çankaya’ya dikmiş birinin bu üslupla konuşmasına ne demeli? Bir cumhurbaşkanı adayı kimin ne okuyacağına, hangi gazeteyi alacağına ne karışır. Aynı şekilde vatandaşın çocuğunu nerede okutacağına…
Hele ‘77 milyonun cumhurbaşkanı olmayı’ hedeflediğini söyleyen biriyse. Bu konuşma metni istişare ürünüymüş. Nereden mi biliyorum? Şu cümle o konuşmadan: ‘Biz ağzımızdan çıkan bir kelimeyi istişare yaparak çıkarıyoruz’. Bunu muhalefeti eleştirirken söylüyor.
CHP ve MHP’yi kastederek ‘Başbakan’a her gün küfrediyorlar’ diyor. Onlardan şikâyetçi. Başkasının kusuru daha kolay görünürmüş insana. Doğru, bizde siyasetin üslubu sorunlu.
Ya kendisinin söyledikleri? Bir seçim döneminde söylediği nahoş kelimeleri alt alta yazsak kitap olur.
Erdoğan ‘seçim sezonunu’ açtı. Tema yine Cemaat. 30 Mart’ta olduğu gibi. Umutlar boşunaymış. ‘Ramazan freni’ yok. ‘Okul, gazete, paralel, Pensilvanya’ kelimelerini yine çok duyacağız. Belki yakası açılmamış yepyeni laflar da duyacağız. Bugüne kadar cemaatleri, tarikatları çok kişi diline doladı. 28 Şubat’ta vesair zamanlarda çok konuşan oldu. Hakaretin, tehdidin bini bir paraydı. Bu kadarını hatırlamıyorum ben. En azından üslubu farklıydı.
Bütün bunlar 17 Aralık’ın ortaya saçtığı kirlilikleri örtmek için. Daha ilk anda 4 bakanın koltuğunu yitirdiği yolsuzluk dosyalarının üzerini paralel örtüyle kapatma çabası. Yüksek sesle sürekli tekrarı 17 Aralık’ın çok derin olduğunun işareti. Daha buzdağının altı var demek ki. Gördüklerimiz, duyduklarımız çok azı.
Benim bu konuşmalardan anladığım o. Çeşitli numaralarla, algı manevralarıyla bir süreliğine göz boyamak mümkün ama ilanihaye gerçeğin üstü asla örtülemez. Kaderin değişmez, değiştirilemez kaidesi: ‘Hakikatlerin bir gün ortaya çıkmak gibi huyu vardır’. Sandık mı? Sakın akıbet zafer zafer büyüyen büyük felaket olmasın.
Seçim ‘yarış’ demek. Cemaat rakip değil. Siyasi duruşu olabilir. Her kişi ve grubun en doğal hakkı. Erdoğan’ın rakipleri var. Eklemeddin İhsanoğlu. 5 partinin ortak adayı. O da çalışmalarına hız verdi. Bir diğeri Selahattin Demirtaş. BDP ve HDP çizgisinin adayı. Sola doğru açıldı. İyi bir hava da yakaladı.
Erdoğan’ın konuşmalarında ne İhsanoğlu ne de Demirtaş’a ilişkin dişe dokunur değerlendirme yok. İhsanoğlu’na ‘monşer, saksı, vazo’ dedi. O kadar. Belki söyleyeceklerini ileriye saklıyordur. Bu öfkeli üslup, nefret kokan bu muhteva ‘cumhurbaşkanlığı seçiminin’ kampanyası olamaz.
Cumhurbaşkanlığı, bu ülkenin çatısı. Altında tüm vatandaşların yerinin olduğu, hiç kimsenin dışarıda kalmadığı bir çatı ama… Dindar cumhurbaşkanına ‘evet’, kindar cumhurbaşkanına ‘hayır’.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/mustafa-unal/sezon-acildi_2230438.html








