Fethullah Gülen ve Tasavvuf

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Fethullah Gülen ve Tasavvuf

Fethullah Gülen ve takipçileri eğitim ve dinlerarası diyalog alanlarındaki faaliyetleriyle dikkat çekmektedirler.

Bir yanda modern eğitim modeli ile kültürel hoşgörü ve ahlaki değerleri benimsemiş eğitimciler vasıtasıyla Türk okullarında Türkçe konuşan bir entelektüel ağ oluşturulurken, diğer taraftan da dinler ve kültürler arası diyalog faaliyetleriyle hoşgörü, barış içinde bir arada yaşama ve dinî anlamda geniş düşünme konularına vurgu yapılarak farklı kültür ve dinlere mensup topluluklar arasında bağlantılar kurulması hedeflenmektedir. Gülen, cemaati için yeni faaliyet alanları oluşturmakta ve takipçilerini günlük hayatlarında İslâm’ı yeniden hayata geçirmeleri konusunda sürekli teşvik etmekte, hayatın çeşitli veçheleri açısından yeniden yoruma tabi tutarak İslâm’ın modern hayatla barışık olduğu bir anlayış geliştirmektedir. Gülen cemaatinin faaliyetlerinin siyasi ve sosyal etkileri muhtelif araştırmalara konu olmuşsa da dinî yönü hâlâ araştırmaya muhtaçtır.

Gülen’in dinî düşüncesi ve cemaatinin faaliyetlerini tam olarak anlayabilmek için Gülen’in görüşleri üzerindeki tasavvufi etkileri de incelemek son derece önemlidir. Burada tasavvufun geniş bir analizini yapmamız veya Gülen’in farklı tasavvuf ekollerine bakışını ayrıntılı olarak incelememiz mümkün değildir. Tebliğimizde, Gülen’in tasavvufi yönü üzerindeki etkiler, görüşlerinin tasavvuf geleneği içerisindeki yerinin tespiti ve yaklaşımının muhtemel etkileri incelenmektir. Gülen’in tasavvufi yönünün şekillenmesine etki eden faktörleri tespit etmek için kişisel geçmişine bakmamız gerekir. Kalbin Zümrüt Tepeleri isimli eseri onun tasavvuf konusundaki görüşlerini tespit ve gelenek içindeki yerini tayin açısından önemlidir.

Muasır bir tasavvuf âlimi

Yakından bakıldığında Gülen’in muasır bir tasavvuf alimi olduğu görülür. Bir tarikat kurmaktan uzak olsa bile, Hz. Peygamber ile ashâb-ı kiramın amelî yönü ve ilk nesil sufilerin zühd hayatını ve sonraki sufilerin bilgi ve anlayışlarını telif ederek canlandırmayı hedeflemektedir. Selefiye ile tasavvuf arasındaki ayrımın belirginleştiği bir dönemde Gülen’in temel hedefi, tasavvufu Kur’an ve sünnete göre yeniden inşa etmektir. Bir şeyhin rehberliğinde pasif, zühde dayalı ve iç dünyaya dönük tasavvuf anlayışı Gülen’de doğrudan Kur’an ve sünnetin rehberliğinde cemiyet içinde sürekli bir mücadele ve amel ile yer değiştirmiştir. Bu yaklaşım İslam dünyasında barış ve hoşgörüye dayalı bir İslâm anlayışıyla gayrimüslim topluluklarla barış içinde bir arada var olmayı teşvik eden bir denge oluşturmaktadır.

Gülen’in otobiyografisini oluşturan ve Küçük Dünyam adıyla yayınlanan röportaj, çocukluğunda derin tasavvufi etkiler altında kaldığını gösterir. Tasavvufi hareketlerin Anadolu’da Müslümanların var oluşuyla birlikte başladığı ve her zaman etkili olduğu düşünülürse bu tabii bir durum olarak algılanabilir. Özellikle Gülen’in doğum yeri olan Erzurum muhafazakar ve manevi havası ile bilinir. Gülen’e göre ailesinde en etkili kişi büyük büyük babası Molla Ahmet’tir. Onun hakkında Gülen’in hatırlayabildiği şeylerin tamamı tasavvufi zühd, ilim, dindarlık gibi tasavvufi faaliyetlerdir. Gülen, hayatı boyunca sarığını hiç çıkarmayan ve alimlere hürmet eden dedesi Şamil’e olan güçlü bağlılığını da ifade eder. Aynı şekilde manevi yönüyle kendisine etki eden ninesinden de bahseder, üzerinde önemli bir etkisi olan ve ilme saygı duyan, sahabe sevgisiyle dolu babasını da derin bir hürmetle zikreder. Ailesindeki bu tasavvufi etkilerin yanı sıra bölgenin tanınmış şeyhi Mehmed Lütfi ya da Alvarlı Efe’nin Gülen’in tasavvufi terbiyeyi almasında önemli bir etkisi olmuştur. Lütfi aileyi sık sık ziyaret eder ve büyük saygı görürdü. Gülen onun sohbetlerinde okuduğu bütün şiirlerini ezberlemiş ve öğrettiği şeyler Gülen’in hafızasında tazeliğini her zaman korumuştur. Gülen on altısındayken Mehmet Lütfi vefat etmiş, bu nedenle Gülen’in düşüncesi üzerinde fazla tesirli olamamıştır. Mehmed Lütfi’ye yapılan atıflar bazı şiir ve sözlerden ibaret kalmış ve sadece Gülen’in eserlerinde serdettiği fikirlerini desteklemek amacıyla kullanılmıştır. Yine de, hayatının bu döneminde geçirdiği bu tecrübe tavsiye ettiği ideal toplum hayatının üç yönünden birini oluşturmuştur: Disiplin, mektep tahsili ve tekke terbiyesi.

Risale-i Nur’un, Gülen’in düşüncesine katkısı

Gülen’in tasavvufi terbiyeden öte, din ve onun modern hayata aktarılması konusundaki genel yaklaşımında en önemli etkiyi Said Nursi ile onun eserlerinden oluşan Risâle-i Nur Külliyatı yapmıştır. Risale-i Nur’un Gülen’in düşünce ve yaşamının felsefi temellerini oluşturduğunu söylemek bir abartı olmayacaktır. Hatıralarını naklederken Risale-i Nur ile ilk defa on altı yaşında tanıştığını ve bir daha Risale-i Nur talebelerinden ayrılmadığını nakleder. Gerçekten de konuşma ve yazılarında sık sık Risale-i Nur’a atıfta bulunur. Tasavvuf konusundaki düşünceleri de çoğu durumda, doğrudan atıfta bulunmasa bile Risale-i Nur ile Said Nursi’nin yaklaşımı hissedilir.

Bu konuda önemli bir örnek olarak müridi doğru yola sevk eden basamakları anlatış tarzını zikredebiliriz. Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde seyr-u sülûku anlatırken derûnî yolculuğun aşamalarını ve nefsin kat edeceği merhaleleri klasik tasavvuf anlayışına göre ele alır. Daha sonra seyr-u sülûkte yeni bir yol başlığı altında Said Nursi’nin Sözler’de 26. Söz olarak anlattığı kendi mistik yaklaşımı ile Mektuplar’da 4. mektupta anlatılanları bir araya getirerek bu alternatif yol için acz, fakr, şefkat, tefekkür, şevk ve şükür şeklinde altı esas belirleyerek bunları Hz. Peygamber ile ashâbının yolu olarak över.

Burada, Said Nursî’nin amacı hiçbir zaman bir tarikat kurmak olmadığından tasavvufi görüşlerini tek bir eserde toplamadığını belirtmek gerekir. Yine de, bu konuda zaman zaman değerlendirmeler yapar ve belli meselelerde görüşlerini belirtir. Gülen’in tasavvuf konusundaki yaklaşımı ise farklıdır. Risale-i Nur’daki yaklaşımı benimser ve Said Nursî’nin çizgisinden ayrılmaz, ancak tasavvufi kavramlar ile terminolojiyi izah ederken ilk sufilerin örneğini takip eder. Kısacası, Risale-i Nur’un öğretisi Gülen’in şuuraltı müktesebatının bir parçasıdır.

Açıkça anlaşıldığı gibi, tasavvuf her zaman Gülen’in yaşam ve düşüncesinin önemli bir yönünü oluşturmuştur. Ancak bu konuda 1990’ların başına kadar yazmamıştır. 1970’lerde diğer Risale-i Nur topluluklarından ayrıldığında sohbetleri İslâm’ın temel inançları üzerinde yoğunlaşmıştı. Tasavvufu farklı bir disiplin olarak ele almamış, ancak vaazlarında ilk sufilerin hayatlarını örnek olarak aktarmıştı. 1986’da yaptığı vaazlarda tasavvufi söylem daha belirgin hale geldi. Gülen, 1992’ye kadar devam eden bu vaazlarında, temel inanç meselelerinin ötesinde ideal bir Müslüman topluluğun sahip olması gereken manevi karakterler üzerinde yoğunlaşmıştır. Hz. Peygamber ve ashâbının yanında ilk sufilerin yaşamlarından bir hayli örnek aktarmıştır. Burada kullanılan temalar daha derûnîdir.

Aylık yayın olan Sızıntı, Gülen’in Kalbin Zümrüt Tepeleri’nde genel başlığı altında telif ettiği makalelerin ilkinin yer aldığı Ekim 1990 sayısına kadar tasavvufu konu edinen bir makaleye yer vermemiştir. Bu makaleler hâlâ derginin orta sayfalarında çekici görsel unsurlarla birlikte ve daha kaliteli bir kağıda basılmaktadır. Makaleler yeterli sayıya ulaştığında Kalbin Zümrüt Tepeleri adıyla kitaplaştırılmaktadır ki, bu eserin üçüncü cildi yakında yayınlanacaktır. Ekim 1990’dan bu yana, Gülen her ay tasavvuf terminolojisindeki bir kavramı ele almakta, kavramın tasavvufî izahını yapmaktadır. Genellikle ilgili Kur’an ayetleri ile Hz. Peygamber’in hadislerini zikretmekte, daha sonra kavramın sufi alimler tarafından yapılan farklı izahlarını tartışarak farklı aşama ve yönlerini ayrıntılı olarak ele almaktadır. Makalesini Rumi, Mehmed Lütfi ve Yunus Emre gibi sufi şairlerin beyitleriyle de zenginleştirmekte, kavramın günümüzde Müslümanlar tarafından nasıl anlaşılıp uygulanabileceği konusunda bir mesajla bitirmektedir. Tasavvufla ilgili görüşleri önceki sufilerin görüşleri ile karşılaştırıldığında Gülen’i tasavvuf geleneği içinde bir yere yerleştirmek mümkündür. Bu nedenle ben bazı seçilmiş kavramlar üzerine yoğunlaşarak Gülen’in tasavvuf geleneği içindeki konumunu tayine çalışacağım.

Gülen, Sızıntı’daki ilk tasavvufi makalesinin başlığını Hâl olarak belirledi. Kitap olarak basıldığında ise Hâl-Makam şeklini aldı. Bu kısa yazıda Gülen hâli anlatmakta ve makam ile karşılaştırarak bunların sufi gelenekte nasıl anlaşıldığını izah etmektedir. Bu konular, manevi merhaleleri kat etmek isteyenler açısından son derece önemli olduğu için tasavvuf metinlerinin tamamında ele alınmıştır. Bu temel konularda Gülen’in yaklaşımı geleneksel tanımlarla aynıdır. Gülen’e göre hâl kişinin arzusunun ötesinde kalbinde beliren İlahi hisler hakkındaki tecrübe ve bilinçtir, makam ise bu tecrübe ve bilincin kişinin çabasıyla devamlı ve kalıcı hale gelmesidir. Bu tanım Kuşeyrî’nin Risale’sindeki tanımla hemen hemen aynıdır. Cürcânî de aynı şeyleri söyleyerek hâlin Allah vergisi olduğunu, makamın ise elde edilebileceğini vurgular. Hâl hakkında Gülen’in zikrettiği bir başka husus, hâlin gelip geçici olduğu, makamın ise sürekliliğidir ki bu konuda Muhasibi, Gazali ve Hucvîri’den de benzer ifadeler nakledilir. Dolayısıyla bu meselede Gülen’in hakim tasavvufi anlayışı takip ettiği anlaşılmaktadır.

Sufiler arasında ayrıma yol açan bir başka mesele sekr ve sehv konusudur. Gülen, sekrin kişinin İlahi nuru tecrübe ederken kendisini kaybetmesi hali olduğunu, sehvin ise tekrar kendine gelerek sekr halinden çıkması olduğunu belirtir. Gülen’e göre sekr bir makam, sehv ise haldir. Gülen, sehvin kalıcı ve sağlıklı bir durum olmayan sekre tercih edilmesi gerektiğini söyler. Sekr ile sehv arasındaki tercih sufiler arasındaki temel ayrımlardan birini oluşturmaktadır. Bayezid-i Bistami ile takipçileri insani vasıfların dışına çıkıldığı için sekri tercih ederlerken Cüneyd-i Bağdâdî ve takipçileri ise sehvin en yüksek hal olduğu için tercih edilmesi gerektiğini benimserler. Gülen, sehvi benimsemekle birlikte sekri de eleştirmez. Aksine, bu durumu, İslâm’a aykırı bularak eleştirenlere karşı savunur, bunun kaçınılmaz bir hal ve Allah vergisi olduğunu ileri sürer. Dolayısıyla Hallac-ı Mansur ve Bayezid-i Bistami gibi sufilerin şathiyyât olarak isimlendirilen hallerine karşı da toleranslıdır. Gülen’e göre, bu tür zellelerden ancak nebevî sezgi ile kaçınılabilir. Aksi takdirde sufinin İlahi nuru tecrübe ederken zaman zaman aşırılıklara gitmesi tabiidir. Aynı zamanda bu tür ifadelerin zahiri manasıyla ele alınmayarak Kur’an ve sünnetin sınırları içinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtir.

Gülen aynı hoşgörüyü vahdet-i vücûd anlayışında olanlar için de gösterir. Bu anlayışın mistik bir makamın veya kendinden geçme halinin sonucu olduğunu ve hoşgörüyle yaklaşılması gerektiğini belirtir. Fakat bu anlayış vahdet-i mevcûd şeklinde ciddi bir felsefi düşünce olarak ortaya konacak olursa bu kabul edilemez olarak görülür. Tasavvufun tarihî gelişimi farklı şekillerde sınıflandırılabilir. En yaygın tasnif zühd dönemi, tasavvuf dönemi, vahdet-i vücûd dönemi, tarikatlar dönemi ve günümüz şeklinde yapılanıdır. Gülen’in takip ettiği alimler daha çok tasavvuf döneminde yaşayanlardır. Zühd döneminde tasavvuf terminolojisi tam olarak oluşturulmamıştı. Tasavvuf döneminde ise Kuşeyri, Muhasibi, Tûsi, Kelabazi, Ebu Talib Mekkî, Hucvirî, Gazali ve İbnü’l-Cevzî gibi alimler tasavvuf anlayışlarını ortaya koymuşlar, ilk sufilerin hayatlarını nakletmişler ve tasavvufun kavram ve terimlerini oluşturmuşlardır. Bunların takipçileri bulunmakla birlikte 12. yüzyıldan sonra yaygınlaştığı gibi birer tarikat kurmamışlar, şeyh-mürid ilişkisi tesis edilmemiştir. Bu alimler tasavvufun prensiplerini şekillendirmişlerdir. Tarikatlar döneminde ise eleştirel yaklaşımın yerine taklit yaygınlık kazanmış ve şeyh-mürid ilişkisi tesis edilmiştir.

Gülen, tasavvuf terimlerini tanımlayıp yorumlarken tasavvuf dönemi alimlerinin geleneğini takip etmektedir. Yeni anlam ve kavramlar icat etmek yerine tasavvuf terminolojisini modern Müslümanlar için anlaşılır bir şekilde yeniden ifade etmekte, tarikatların sınırlarının dışında manevi hayatı tazelemeye çalışmaktadır. Kalbin Zümrüt Tepeleri’ni yazmaktaki amacını, mü’minlerin gönül ve maneviyat açısından seviyesini yükseltmek şeklinde ortaya koymaktadır.

Tasavvufu yeniden inşa etti…

Gülen’in tasavvufi anlayışının bir yönü Kur’an ve sünneti takip etme konusundaki vurgusudur. Her bir makalesinde konuyla ilgili görüşünü destekleyen Kur’an ayetleri ve hadislere yer verir. Herhangi bir görüşün güvenilirliği konusunda Kur’an ve sünnetin yegane kriter olarak alınması gerektiğinin önemini sürekli olarak vurgular. Bu nedenle sehvi sekre tercih eder; çünkü maneviyat yolcusu her hal ve makamda uyanık olmalı ve Kur’an ile sünnetin yolundan saptıracak şeylerden uzak durmalıdır.

Gülen’in yaklaşımının bir diğer özelliği, eleştiriye konu olan hususlardaki hoşgörüsüdür. Özellikle selefiler ile Vehhabiler tasavvuf ehlini görünüşte İslam’ın temel prensiplerinden sapan hususlar nedeniyle şiddetle eleştirirler. Bunlar açısından tasavvuf ehlinin sekr halindeki zelleleri kabul edilemez. Tasavvuf hakkındaki en önemli eserlerden birini yazan İbnü’l-Cevziyye bile, vahdet-i vücud anlayışını benimseyenleri şiddetle eleştirir ve bazılarını dinden çıkmakla itham eder. Selefiyye’nin babası olarak görülen İbn Teymiyye’nin öğrencisi olan İbnü’l-Cevziyye Kur’anî prensiplerden en ufak sapmayı bile hoş görmez. Gülen ise mistik bir halin sonucu ise bu tür zellelere karşı daha müsamahakardır. Bence Gülen’in tasavvuf literatürüne yaptığı en önemli katkı amel üzerindeki vurgusudur. Gülen’e göre, amel, en az inanç kadar önemlidir ve inanç ancak amel ile desteklenirse sürdürülebilir. Amel, tasavvufun ayrılmaz bir yönüdür ve sufî prensiplerine göre yaşamak isteyen muâsır Müslümanlar topluma aktif olarak katılmak, tecrübelerini başkalarıyla paylaşmak, diğer insanlara yardım etmek ve topluma barışı getirmek için çalışmak zorundadırlar.

(Bu metin 12-13 Kasım tarihleri arasında Houston’da (ABD) Rice Üniversitesi bünyesinde gerçekleştirilen ‘Günümüz Dünyasında İslam: Düşünce ve Pratikte Fethullah Gülen Hareketi’ başlıklı sempozyumda Mustafa Gökçek tarafından sunulan tebliğin kısaltılmış halidir.)

Share:

More Posts

Send Us A Message