Beş yıl önceki “Cinnet korkusu” başlıklı yazımıza (24.11.2007) şöyle başlamışız: “Son zamanlarda Amerika, Finlandiya ve Almanya’daki okullarda baş gösteren cinnet vaka’ları ülkeleri harekete geçirdi. Geçen gün Köln’de on yedi yaşındaki gencin bir okula yapacağı saldırı son anda önlendi, ancak genç intihar etti. Manevi hayatın yok edildiği Batı toplumlarında bu tür vaka’lar daha da artacağa benziyor…
Fazla söze ne hacet! Yaşanan hadiseler, bizi hakikate biraz daha yaklaştırıyor aslında.” Daha sonra da bir başyazıdan alıntılar yaparak meselenin özünü ortaya koymaya çalışmışız. İşte son iki paragrafı: “Evet, bugün insanlığın en önemli problemi imansızlık ve irfansızlık problemidir. Hayatın hemen her alanında olumsuz tesirleri görülen bu problem halledileceği âna kadar da insanoğlu kendini kahreden bu ruh sefaletinden ve her çeşidiyle sefâhatten sıyrılamayacak, katiyen kalıcı bir mutluluğa eremeyecek ve dağınıklıktan kurtulamayacaktır. Ekonomik durumu ve maddi refahı iyi olabilir; ama o asla değişik bunalımlardan, hezeyân türü şeylerden ve bilmem daha adı konmamış ne çeşit çılgınlıklardan sıyrılamayacaktır. Bugün çok geniş imkânlara sahip öyle ülkeler, öyle milletler ve öyle devletler var ki, buralarda bunalım doruk noktada, hezeyân şeytanları utandıracak çizgide, çılgınlık ise ahvâl-i âdiyeden bir şey. (…)
Batılı ülkelerde çanlar çoktan çalmaya başladı ve aklı erenler daha şimdiden değişik çözülüş senaryolarından bahsediyorlar. İşte bütün bunlar, bizim için kendi ruh ve mânâ köklerimize dönme zamanının gelip geçtiğini göstermiyor mu? İnşallah çok geç kalmamışızdır..!” (Sefahet, Sızıntı, Nisan 2005)
İlkokulu basıp 5-7 yaşlarında 20 çocuğu ve 6 yetişkini vahşice öldürmek öyle basit bir cinnet vaka’sı değil. Veya cinnet deyip geçiştirilecek bir vaka değil. Silah lobisi mi, öğretmen annesinin silah hobisi mi, dört yıl önce boşanmayla neticelenen ailede yaşadığı psikolojik problemlerden oluşan sosyal fobisi midir Adam’ı böylesi bir vahşiliğe iten? Yoksa toplumda yaygınlaşan maneviyatsızlık mı? Acaba nefis ve vicdan mekanizmalarıyla ele alın(a)mayan insan mı böylesine bir canavarlığı özünde barındırabiliyor? Adam Lanza içine kapanık olsa da, üniversiteye gidecek kadar zekiydi. Henüz 20 yaşında nefret ve şiddetin zirvesini temsil etmek ne acı ve ürpertici! Keşke sevginin, merhametin zirvesini tutup, 20 çocuğu hayata kazandırabilseydi… İçinde yaşadığımız toplumlarda her an ölüm ve vahşet kusacak kaç genç dolaşıyor aramızda, kim bilir?
Nefret ve şiddet kimden, hangi din ve kültür havzasından gelirse gelsin fark etmez, lanetlenmeli ve kınanmalı. Fakat mesele bununla yetinilecek veya önlenecek gibi görünmüyor. Aynen Büyük Mütefekkir’in yayınladığı taziyede belirttiği gibi “Bu ve benzeri geçtiğimiz yıllarda cereyan eden müessif şiddet hadiseleri, normal bir gencin nasıl olup da diğer insanları öldürebilecek kadar canileşebildiği sualini sormamızı icap ettiriyor. Ümidim odur ki, ileri görüşlü liderler ve merhametli anne-babalar, çocuklarının kalplerini ve kafalarını diğer insanlara karşı sevgi, saygı ve şefkatle doldurmanın yollarını bulacak ve böyle elim hadiselerin tekrar etmemesi için ellerinden geleni yapacaklardır.”
Eğitime bir de bu açıdan bakmanın vakti geldi de geçmiyor mu? Kim olursa olsun farklı kültürden insanlara nefret uyandıranlar, dışlanmaya maruz bırakanlar, kalp ve kafayı birbirinden ayıranlar ve “yaratılanı severiz Yaratandan ötürü” esprisine ters davrananlar ders çıkarmalı, gençliğin nasıl bir gayyaya yuvarlandığından…








