Hacı Ata’nın diyarından

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Hacı Ata’nın diyarından

İftar sofrasında yok yok. Karpuz, kavun, şeftali, siyah ve kırmızı üzümler, kayısı, şahdut… hepsi yerli, sanki tarladan veya ağaçtan yeni koparılıp getirilmiş, tadına doyum olmayan meyveler, sonra kuru üzüm, kurutulmuş kayısı ve kabuklu badem gibi kuruyemişler…

Hemen yanı başımızdaki dereden tutulmuş balıklardan yapılan ızgara… Ardı arkası kesilmeyen yiyeceklerle donatılan iftar sofrası. Taciklere has köfteli yayla çorbası, etli Tacik pilavı ile yanında yine ızgara tavuk kanadı bulunan Türk pilavı. Herkes istediği noktadan başlayabiliyor yemeye, herhangi bir sırası yok. Bütün yemek ve çorbalarında et kullanılıyor. Yeşil çay ise hemen her zaman her yerde içilen milli içecek.

Sıcaklık geceleri 25 gündüzleri 40 dereceyi bulsa da ramazan çok güzel geçiyor. Şimdilik minarelerden ezan okunmasa da halkın ekseriyeti ramazanı yaşıyor. Sovyet dönemini görmüş nesilden bile oruç tutanların oranının yaklaşık yüzde 50 olduğu düşünülürse Tacik halkının dini değerlerini nasıl muhafaza ettiği anlaşılır. Yabancılar dışında sokaklarda sigara içen ve yemek yiyenlere pek rastlanmıyor.

Beş gündür Afganistan, Kırgızistan, Özbekistan ve Çin’in çevrelediği Tacikistan’dayım. 700 metreden 7000 metreye kadar dağların yer aldığı şirin bir ülke. Nüfusu yedi milyon, yüzölçümü 143 bin km kare. Resmi dil Farsça. Kişi başına düşen yıllık gelir ise yaklaşık 3000 Dolar.

İyi ki gelmişim. Bu sefer görmeyi düşündüğüm ülkeleri bir arkadaşımla müzakere ederken Tacikistan adı zikredildiğinde hiç tereddütsüz karar verdim. Çünkü burası Hacı Ata’nın ikinci memleketiydi. Onun buralarda bıraktığı izlerini görmeliydim. Hacı Kemal Ağabeyi anlamak ancak onun yaşadığı yerleri ziyaret etmekle mümkündü. Aklı çıldırtan işler yapan bu fedakar hizmet insanının ismi haklı olarak Tacik Eğitim Bakanlığının bastığı Eğitim Kahramanları kitabında geçiyor. 1992 yılında Taşkent üzerinden gittiği Tacikistan’ın sınır kenti Tursunzade’de Aralık ayında okul açmak nasip oluyor. Zira Duşanbe’de iç savaş başladığından, hemen her gün buradan Tursunzade’ye Lada marka bir arabayla yol boyu 14-18 arasında değişen kontrol noktalarını aşarak 55 km’lik yolu kat ediyor. O zamanlar 66 yaşında ve daha sonra iki defa kalp krizi geçirmesine rağmen dönmeyi aklından bile geçirmiyor. Bu çılgın Hizmet Adamı’nın oldukça varlıklı bir insan olduğu hesap edilirse, İstanbul’dan 4000 km uzaktaki Tacikistan’da yaşadıklarına ancak destanlar dizilir. İç savaş Tursunzade’ye sıçrayınca okula alınan 51 talebeyi uçak kiralayarak eğitimleri aksamasın diye Türkiye’ye getirir. Yalova’da bir okula yerleştirir ve iki ay kadar eğitimlerine devam ederler. Hacı Ata kimdir? İstisnasız bütün aileler, çocuklarını alıp başka bir ülkeye götüren bu insana nasıl güvenmişlerdir? Savaş ortamında gösterdiği bu fedakarlık, civanmertlik ve cesaret Tacik halkının gönlüne girmeye yetmiştir. Türkiye’de olduğu gibi Tacikistan’daki bütün eğitim faaliyetlerini bizzat kendisi koşturarak finanse eder. 1997 yılında vefatından önce de Fatih’teki evini satarak bu ülkedeki hizmetler için kullanır ve bir yıllık ihtiyacı da bir kenara ayırır.

Hacı Ata, Tacikistan tarihine çoktan mal olmuş tam bir örnek hizmet eridir. Bir gün pantolonunu ütüler, ama yaktığını daha sonra anlar: ‘Tüh, yakmışız pantolonu, daha çok hizmet edecekti’ diyecek kadar her şeyini hizmetle bütünleştirmiştir.

Yüksek dağlardan kopup gelen ve gürül gürül akan bir nehrin kıyısında, Sovyet döneminden kalma bir kampta onun mirasına sahip çıkmaya azmetmiş buralı gençlerle birlikteyim. Hacı Ata’nın değişik formlarda yedi okul ve binlerce öğrenci gibi arkada bıraktığı eserleri yadetmek işin kolay kısmı. Ancak yirmi yıl öncesine gidip o zor şartlarda ölümle burun buruna yüksek yaşına rağmen yılmadan gösterdiği fedakarlık için söylenecek tek söz „Zabonam ociz ast!” (Dilim aciz!) olsa gerek.

Share:

More Posts

Send Us A Message