Sevgili ZAMAN okurları için Orta Asya Türk devletleri yabancı ülkeler değildir.
Birçok konuda olduğu gibi, yeni Türk cumhuriyetleri ile doğrudan münasebet kurmada ZAMAN ve o çerçevedeki fikri yapı bugüne kadar hep öncülük yapmıştır. Ayrıca gerek Kırgızistan, gerekse onun başkenti Bişkek hakkında gazetemizde o kadar güzel yazı çıktı ki, korkarım benim on günlük Kırgızistan seyahati sonrasında söyleyeceklerim okuyucu için fazla cazip olmayacaktır.
Önce en yakınımızdan bahsetmek istiyorum. ZAMAN gazetemizden. Kırgızistan’da neşrolunan gazetemiz, Kırgız ve Türkiye Türkçeleri’nin bütünleştirilmesi ile haftalık olarak 10.000 basıyor. Bunun sadece 1.000 adedi iade, yani 9.000 net satış. Bence büyük başarı. Zira ülkenin büyük bölümü dağlık ve şehirleşme henüz başlangıç safhasında, üstelik halk hâlâ göçebeliği seviyor. Ve en önemlisi nüfusun sadece üçte ikisi Kırgız. İşte bütün bu olumsuzluklara rağmen başlangıçta ulaşılan bu hedef büyük bir başarı. İktisadî yapı açısından Türkiye’mizin 1950’li yıllarını yaşayan bu güzel ülkede devlet çarklarının yavaş işleyişi, köhnemiş ideolojik saplantıdan devlet oluşa geçişin sıkıntıları insanların düşüncelerine gilebilmede zorlanmaya yolaçıyor, bir de bunlara alfabe ve lehçe farklılığından doğan güçlükleri eklediniz mi, manzara ortaya çıkacaktır. İşte hizmet aşkının Türkiye’den 6000 km uzaklara getirdiği ZAMAN ailesi bunlarla mücadele ediyor. Kutlamak gerekir.
Sadece kutlanılacak Bişkek’teki ZAMAN mensupları değil tabii. Olumsuz bazı yanları, çoğu siyaset adamlarımız veya ticaret adamlarımızın yaptıkları bol vaade dayanan ve sonrası boşlukta kalan davranışları bir an için görmezseniz, Bişkek’te ve Kırgızistan’da gerçekleştirilen çok güzel şeyler de var. Bunlar arasında işadamlarımızın bir bölümünün gösterdiği ciddi çaba ve gayretten söz edebilirim. Bugün Kırgızistan’da neredeyse sayıları 20 bini bulan Anadolu Türkü’nden söz ediliyor. Birçoğu iş tutmuş, Kırgız ticaret hayatına katkıda bulunuyorlar. Meselâ 600 bin nüfuslu Bişkek’te 20 Türk firmasından ve pek çok tüccardan söz ediliyor. Ayrıca sınavî yatırımla meşgul olan üretken insanlarımız da var. Büyük kısımı gayretli ve iyi niyetli. Maalesef aralarında çok kötü intiba bırakanlar da var ama çoğunlukta değiller. Belki de ülkenin Azerbaycan kadar yakın olmayışı, Kırgızistan’a herkesin gidişini önlemiş ve kötüler daha az dikiş tutturabilmişler.
Bu arada Büşüykelçiliğimizden söz etmemiz gerekir. Büyükelçimiz Sayın Metin Göker ve Ticaret Ataşemiz Sayın Bilâl Akkurt’un Kırgızistan iktisadî, sosyal ve kültürel hayatına katkıda bulunan çalışmalarını doğrusu büyük bir kıvançla gözledik. Bu ikili Türk dış ilişkilerinde yüzakı olarak temayüz ediyor. Gayretli, çalışkan, iyi niyetli ve bölge insanına sevdalı… Evet, az daha unutuyordum. Bir de TİKA bürosunun başında olan Kemal Öken Beyden sözetmek şart. Pırıl pırıl, çalışkan, iş bitirici ve memleket sever. Doğrusu iftihar ediyorsunuz bu genç insanla. Bu üç insanı tanımanın mutluluğu bir hayalle noktalandı: “Keşke başta Kırgızistan olmak üzere bütün Türk cumhuriyetleri, İslâm devletleri ve nihayet dünyada hariciye teşkilatımız hep bu vasıftaki insanlarla dolu olsaydı..” büyükelçilikte çalışan herkes için aynı şeyi söylemek mümkün olsaydı ne güzel olurdu! Hepsiyle doğrudan temasım olmadı ama maalesef ekibin bu üçlüyü tamamladığını söyleyen pek kimseye de rastlamadım. Özellikle de kültür ataşemizin eski Kültür Bakanı Fikri Bey’in hemşehrisi olması ötesinde, kültürle ilişkisi olduğunu söyleyene pek rastlamadım. Bu da acı bir nokta. Oysa kültür iktisat kadar önemli değil mi?
Bir de eğitim konusuna temas etmek istiyorum. Gelişmelerin ve birlikteliklerin ancak eğitimle olacağını görenler, devletin yapamadıklarını ve yapamayacaklarını tesbit ederek Orta Asya Türk cumhuriyetlerine ve Kırgızistan’a hizmet götürmeye karar vermişler. Sebat Eğitim A.Ş. bu hizmeti taşıyan anlayışın önde gelen temsilcisi. Bugün Türk cumhuriyetlerinde yüzü aşkın kolejin kuruluşuna önderlik ediyor. Kolejlerde Kırgızlı kardeşlerimiz dışında Rus ve diğer azınlık çocuklarının da dahil olduğu 2.000 öğrenci okuyor. Her yıl 750-800 civarında yeni öğrenci alma imkânı var. Başbakanın veya oblas(= vilayet) hâkimlerinin çocuklarını bu okullarda okutma arzuları okullara olan talebi ve kaliteyi belgeliyor. Çoğu yatılı. Aralarında gündüzlü olanlar da var. İlki hazırlık sınıfı olmak üzere sekiz yıllık eğitim yapılıyor. Kırgız ve Türk eğitim sistemlerine intibak dolayısıyla haftada 45 saatlik bir öğretim gerekiyor. Ama kimse şikayetçi değil. “Bişkek Devlet, Özel Kırgız-Türk Lisesi’ni” ziyaret ettik. 195 öğrencinin okuduğu bu okulda 24 öğretmen bulunuyor. Dokuzu Kırgızlı, onbeşi Türkiye’dendi. Pırıl pırıl öğretmenlerin yönetimindeki okul, dünya “Biyoloji Olimpiyatları’nda” bir altın, iki gümüş madalya kazanacak bir seviyeye ulaşmış. Diğerlerini ziyaret edemedim ama dinledim. Her birinin kendi çapında mükemmellik taşıdığı söyleniyordu. Ne mutlu! Ülkelerinden binlerce km uzaklarda Kırgız Türkleri’ne eğitim vermeye çalışan öğretmenleri, onlara bu şuuru aşılayanları, buralarda fedakârlık içinde hizmet veren diğer insanlarımızı ve onlara maddî, manevî katkıda bulunanları görmek insana huzur veriyor. Bu duygularla onları gönlümce kucaklayarak içten seslenmeye çalıştım. ” İşte Türk insanını yirmibirinci yüzyıla taşıyacak yeni alperenler…”








