Benim hedefim iyidir!

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Benim hedefim iyidir!

Önce bir gerçeği tekrar hatırlatıp, fantezi yapmanın abesle iştigal olacağını belirtelim: Bu ülkede erkler arasındaki çizgiler o kadar iğdiş edilip birbirine dolandırıldı ki, ideal bir devlet sisteminde yaşıyormuş gibi, atıp tutmanın alemi yok.

Böylesi bir beklenti içinde olmak saflığı aşan bir durum olur. Her erkin kendi sınırlarına gerilemesi, işgal ettiği alanı terk etmesi hem kolay değil hem de epey zamana ihtiyaç var sanırım. Açıkçası, bu ülkenin en temel sorunlarından biri olarak, geçmişten, hatta Cumhuriyet’in kuruluşundan beri elinde tuttukları mevzileri bırakmak istemeyenlerin çıkardığı marazalar olsa gerek. Şunu demek istiyorum; bu memlekette medya, kuruluşundan beri özgür olmadı, tarafsız olmadı. Devletin zaafa düştüğü dönemlerde alanını genişletti, kimi zaman siyasetin tepesini ele geçirdi, kimi zaman yargının vs…

Erol Simavi’nin rahmetli Özal’a karşı kaleme aldığı ve Hürriyet’in sürmanşetinde yer alan manifestoyu hatırlıyorum: Basın bu ülkede birinci kuvvettir! Tam bir Merd-i Kıpti tarzı şecaat arz eden o duruş, belki biraz bastırıldı ama asla değişmedi. Ve belki birtakım küçük değişikliklere uğradı.

Şöyle; iki temel yol açtı medya kendisine. Birine ötekini yerleştirdi. En galiz, çamurlu, çirkef yoldu bu. Kendilerinden olmayanı oradan yürüttü özenle. Onlara yapılan haksızlık, haksızlık sayılmadı, adaletsizlik umursanmadı, hatta aksine desteklendi. Diğer yol ise kalpleri kadar temiz bir yoldu. Kendi yolları. Özgürlük, çağdaş standartlarda söz söyleme, yazıp çizme aşkı vesaire.

Açıkçası standartların bu kadar çarpık ve çoklu olduğu bir ortamda siyaset de bidayetinden beri uyumluydu bu düzene. Hangisi ilk taşı attı tam olarak bilemiyorum ama şu andaki gelinen durum çok açık: Medyanın siyaset yaptığı bir ülkede siyasetçinin gazeteciliğe soyunması, medyaya iştahla yönelmesi (elbette ki doğru olmasa da) yadırganacak bir durum değil.

Milliyet Gazetesi’nin 28 Şubat’taki tavrı unutulmuş bir şey değil. Ülkenin her demokrasi sınavında mevzilendiği cephe de kimsenin bilmediği bir şey değil. Ergenekon sürecinin başından beri, bahsini ettiğim tek yolda yoluna devam eden bir basın organının, başka yayın organlarının benzer belge yayınlamasını ‘sızıntı’ olarak görüp, ‘tu kaka’ yapması, aynı şeyi kendisi yaptığı zaman ‘habercilik, haberimiz ses getirdi’ demesi mizahla bile izah edilemiyor ne yazık ki!

Üstelik daha vahimi var: Sızdırılan belgelerde oynama yapılması. Kendi zihniyetlerine göre kesip biçtikten sonra, bir de bunu savunmaları. Yukarıda bahsini ettiğim, medyanın temel bozukluğunun halen devam ettiğinin açık ispatı.

Daha enteresan bir şey var. ‘Vicdan kuaförleri’ denen sentetik özgürlük ve adalet hisli bir kısım zevatın, yayınlanan bu metinlerdeki isimleri birer andıçlama olarak görmeyip, ‘ne olmuş, zaten çok hazzedilen gazeteciler değil’ nevinden bir zihniyet serdetmeleri. Bizzat okumasak inanamayacağımız bir zihniyet ve algı bozukluğunun tezahürü olarak, ‘F. Gülen’in hedef gösterilmesi söz konusu değil çünkü o uzakta’ gibi müptezel bir mantıkla yapılanı savunanları da gördük.

Yapılan bu operasyon sonrasında, örgüt medyasında önceki akşam bir program yayınlandı: Gülen Cemaati Kürt gençleri nasıl zehirliyor! Baştan sona hedef gösterme ve daha önceden Ergenekon medyasının kullandığı dilin tıpkıbasımı bir jargon ile yapıldı bu. Çocukları silah zoruyla evlerinden kaçırıp, talebeleri gözlerini kırpmadan yakanların böylesi bir program yapmalarının acınası boyutu bir yana, hedef göstermeyi, Gülen’in şahsıyla ilintileyecek kadar zihin budalalarının elbette bunları idrak edememesi de ayrı bir çapsızlık nişanesi.

Share:

More Posts

Send Us A Message