Bu SPIEGEL doğru yansıtmıyor

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Bu SPIEGEL doğru yansıtmıyor

Der Spiegel’in hizmet hareketi ile ilgili son sayısındaki yazısı bana Nasreddin Hocanın bir fıkrasını hatırlattı.

Fıkra şöyle:

Hoca eşeği ile oğlunu almaya gider.

Sonra ikisi eşeğe biner.

Yolda ilerlerken bir grup insan karşılarına çıkar.

İçlerinden biri:

“Hoca ayıp değil mi? Eşeğe o kadar yükü nasıl taşıtırsın?”, der.

Hoca oğlunu eşeğin sırtından indirir, oğlan yürümeye başlar.

Yine karşılarına biri çıkar.

Şöyle der:

“Hoca günah yazıktır. Koskoca adam kendin eşeğe binmiş, çocuğu yürütüyorsun?..”

Bunun üzerine Hoca iner, çocuğu bindirir eşeğe.

Yine karşıdan biri gelir.

O da şöyle der:

“Yahu Hoca sen hiç kendine acımıyor musun? Bu yaşlı halinde kendin yürüyorsun, çocuğu ise eşeğe bindirmişsin..”

Bu sefer Hoca çocuğu da indirir eşekten ve çareyi baba oğul eşeği sırtlarına alıp taşımakta bulurlar.

Ancak yine karşılarına biri çıkar.

O ise şöyle seslenir:

“Hocam sen kafayı mı oynattın, bu ne hal böyle?..

Eşek seni taşıyacağına sen eşeği taşıyorsun!?..

Evet, şimdi gelelim Spiegel’in yazısına.

Spiegel’in söz konusu yazısı bu fıkraya cuk diye oturuyor.

Mesela:

Spiegel muhabiri Berlin’de FİD diyalog derneğini ziyaret etmiş.

Odanın içini tasvir ediyor, rafta Anne Frank, bir İncil ve Protestan ilahiyatçı Heinz Zahrnt’ın bir kitabı olduğunu belirttikten sonra bu kitapların belli bir mesaj vermek için bilinçli olarak seçilip konduğunu söylüyor.

Tamam da birader, Anne Frank’ın kitabı, İncil vs. benim evde de var, tıpkı Alman eğitim sisteminden geçmiş birçok insanın evinde olacağı gibi.

Peki biz kime mesaj vermek için almış olabiliriz bu kitapları?

Nasreddin hoca fıkrasının devreye girdiği yer işte burası.

Karşınızda öyle önyargıları ile dolmuş bir tutum var ki, siz ne yapsanız yanlış oluyor.

Bu kitapları bulundurursunuz, “Rol yapıyorsunuz” derler.

Ama eğer bu kitaplar olmasa, o zaman da, “Neden yok, sen nerede yaşıyorsun” İnsan bulunduğu yerin kültürüne bu kadar mı ilgisiz kalır” derler.

Yani..

Olduğu zaman da suç, olmadığı zaman da.

Eşeğe binsen de hata, binmesen sırtında taşısan da.

Aslında diğer taraftan Der Spiegel’in hizmet hareketi hakkında böyle bir yazıya yer vermesi bir yerde olumlu, doğru şeyler yapıldığının işareti bence.

Bir tür onur yani.

Bu derginin Türklerle ilgili, Müslümanlarla ilgili olumlu veya en azından objektif, çığırtkanlıktan uzak haber yaptığı görülmüş vaka mıdır da başka bir şey bekliyoruz?

İşte alın size son 15 yıldan bazı kapak başlıkları:

– Tehlikeli yabancı (16/1997)

– Haddinden fazla yabancı (48/1998)

– Kutsal Kin (6/2006)

– Mekke Almanya. Almanya’nın sessizce İslamlaşması (13/2007).

Burada şunu da söylemek lazım ki, bu dergi inançlı kesimleri hedef yapmayı seviyor.

Hıristiyanları da benzer şekillerde hedef alıyor.

Bu açıdan pek seçici değil yani.

Son olarak bir de yazıyı kaleme alan Spiegel muhabirine seslenelim:

Sayın muhabir,

Aleyhte olabilecek ne kadar malzeme varsa kullanmışsın.

Zaman hakkında da Dani Rodrik gibi isimleri kullanarak kendi tarzın olabilecek suçlamalarda bulunuyorsun.

Zaman’ın Sol Partiyi bölücü terör örgütünü desteklemekle suçladığını yazıyorsun.

Eğer biraz daha iyi araştırsaydın Zaman’ı suçlayan Dani Rodrik’in şu an darbe teşebbüsünden yargılanan bir generalin damadı olduğunu görürdün.

Yine Sol Partinin bölücü terör örgütü ile çok içli dışlı olduğunu, bu çevrelerden bazı isimleri eyalet meclislerine taşıdığını, Wiesbaden’de bir Sol Partili milletvekilinin kolunda terör örgütü renkleri ile dolaştığını görürdün.

Yoksa, bunları gördün de, senin görevin karalamakla sınırlı olduğu için görmezlikten mi geldin?

Share:

More Posts

Send Us A Message