Abant’ta Modernizm ve Ekonomiyi Konuşmak

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Abant’ta Modernizm ve Ekonomiyi Konuşmak

Abant Platformu, Türkiye’nin ilk çok sesli tartışma platformu olmak özelliğine sahip. Bunun öncülüğünü muhafazakâr kesimin yapıyor olması işin can alıcı noktası. Türkiye hem dışa açılıyor hem de yüksünmeden her kesimden aydınıyla saygı içinde ortak sorunlarını konuşabiliyor. 12. Abant Platformu bu yıl Mısır’da, kadim şehir Kahire’de yapıldı.

Bana göre toplantının üç yıldız konuşmacısı Ali Bulaç, Şahin Alpay ve Mümtaz’er Türköne idi. Şanslıyız; çünkü üçünü de bu gazetede okuma imkânına sahibiz. ‘Modernite ve ekonomi’ alt başlığını oluşturan konuda, liberal ve özgürlükçü görüşleri ile tanıdığımız Prof. Mehmet Altan, konuşmanın merkezine teknolojiyi koydu. Kalkınmak için İslam dünyasının kafasındaki kalıpları kırarak moderniteyi sahici bir şekilde benimsemesi gerektiğini ifade etti. Altan’ın bilimsel olduğunu düşündüğü konuşmasında, tartışılması gereken birçok inanç ve ideolojik kabuller vardı. Ancak toplantının teması açısından modernizme getirdiği ‘insanın doğaya açtığı savaş’ şeklindeki tanım, oldukça kritik. Bence bu, modernizmi ifade eden son derece isabetli ve genel geçer bir tanımdır. Bu bağlamda tartışmacı olarak davet edildiğim toplantıda Sayın Altan’ın konuşmasına yapmaya çalıştığım katkıyı aşağıda özetliyorum.

Müslümanlıkla kapitalizmin uyuşup uyuşmayacağı, hiç olmazsa Max Weber’in yanlış çıkan tezlerinden beri devam ediyor. Batı’nın ezici galebesinin stresi nedeniyledir ki, ‘İslam’ın kapitalizmle uyuştuğunu’ gösterme konusunda Müslümanlar arasında dahi büyük bir yarış var. Acaba? Kapitalizm bir sermaye birikimi rejimi olup bunun kaynakları ve araçları gibi, varmak istediği nihai hedef de sorgulanmalı, sorgulanıyor da. Materyalist bir felsefeye istinat eden modernite sadece doğaya karşı savaş açmakla kalmaz, aynı zamanda Darwinci bir yaklaşımla insanı da insanın kurdu (homo homini lipus) olarak görür. Bu sebeple kapitalizm insan ve tabiata açılmış bir savaş ve sömürgeciliktir. Nitekim kapitalizm, tarihin her evresinde zorbalığı ve işgalciliği içeren emperyalizmi arkasına almıştır. Bu bağlamda büyük filozof Fernand Braudel’in Akdeniz adlı muhteşem eserinde gösterdiği gibi kapitalizm, piyasa düşmanıdır. Müslümanlara ‘piyasa ekonomisi’ni teklif ederken bu ayrım dikkate alınmalıdır.

Zaten Karl Polanyi, ‘Büyük Dönüşüm’de piyasanın kapitalizmden önce, hatta ona rağmen var olan bir olgu olduğunu gösteriyor. Müslüman topluluklar geniş coğrafyalarda büyük ve dinamik iktisadi piyasalar oluşturmuşlardır. Unutmamak gerekir ki, kurumlar ve bunların arkasındaki kültür ithal edilemez, çekiçle çivi çakar gibi toplumlara çakılamaz. Zaten Müslümanların çok dinamik bir değişim ve dönüşüm tecrübeleri, bundan sonra da bunu mümkün kılacak kültürel mirasları vardır. Bu meyanda İslam toplumlarının kendi yolunu bulmasına fırsat vermek varken, tıkanan kapitalizmi kurtarmak için Müslümanlara kendi değerleri sorunmuş gibi dayatılıyor, türlü entrikalarla bu ülkelerin kaynakları işgallerle yağmalanıyor.

Oysa İslam, insanı ve tabiatı, diz çöktürülecek ve sömürülecek bir düşman olarak görmez. İslam’da insan en şerefli varlıktır. Ancak tabiattaki hayvanat ve nebatat, insana emanet edilen ancak ondan bağımsız hukuku olan varlıklardır. İnsan onların hukukuna rıza göstermek ve bu suretle birlikte yaşamak zorundadır. Böylece İslam’ın tabiatı tahrip edip tüketen, insanı kendine yabancılaştıran, son silahı icat ettiği için diğerlerini sömürülmeye razı kadersizler olarak gören kapitalizmle uyumundan değil, ona nasıl karşı duracağından bahsetmek gerekir.

Share:

More Posts

Send Us A Message