Sayın Serter’le Objektif Programına, çıkmıştık. Sayın Nazlı Ilıcak da vardı. Ilıcak İslâm’daki El Kesmeye (Haşa) Vahşet diyordu. Ben kendilerine yalnız el kesme konusunda değil. Kısas konusunda da gereken cevabı verdim. Ve sözlerimi Allah’ın Kitabındaki: “Kısasta sizin için Hayat Vardır” Ayeti Kerimesi ile noktaladım. Ve: “Ülkemizde bu Hüküm uygulansa, 500 senedir devam eden Kan Davaları 1 günde biter Çünkü Kısasta karşı taraf Diyete râzı olmazsa Öldüren mutlaka öldürülecektir. Öldüren öldü. Karşı taraf kimi bulup da öldürecek ki Kan davası devam etsin? Böylece Kan Davaları 1 günde sona ermiş olmuyor mu?” dedim. Böyle bir Adalet nerede görülmüştür?
Bütün bunları bir çırpıda söylemiştim. İtirazı Nur Serter’den bekliyordum. Eğer karşı çıksaydı, başta İstiklâl Mahkemeleri olmak üzere, hem de meşru Kurumlar eliyle nice yanlışlıklar yapıldığını Adlî Hatalarla nice insanların hayatlarından olduklarını misallerle anlatacaktım.
Sayın Nur Serler, yurtsever bir Atatürkçü gibi konuşuyordu. Hiç böyle beklemediğimi, kendilerine açıkça söyledim. Buna cevabı; “Elhamdülillah ben Müslümanım” oldu. Kendisini tebrik ettim. “Siz Müslümanım dedikten sonra, değilsiniz demek kimin haddine?” dedim. Sayın Kemal Alemdaroğlu’nun da böyle düşünüp düşünmediğini sordum. “O da böyle düşünüyor” deyince, hayretler içinde kaldım. Programdan sonra geç vakit evlerimize aynı arabada birlikte döndük. Sayın Serter, Kadir Çelik’in: “İsterseniz Sizi ayrı bir arabayla gönderelim” teklifine kibarca teşekkür ettikten sonra “Sayın Üzmez’le birlikte gitmeyi tercih ederim” demişti.
O gün Sayın Kadir Çelik, İzmir’de işlenen bir Cinayet Olayını da ekrana getirmişti. Aşiret Ağası olduğu konuşmasından anlaşılan Ailenin Reisi, “Biz Kan Davasından kaçmak için buralara kadar gelmiştik. Maalesef bizimkilerin işlediği bu cinayet Kan Davasını yeniden alevlendirdi” diye yakınıyordu. 72 aile olduklarını, İzmir’den başka yerlere taşınmak zorunda olduklarım söylüyordu.
O kişi beni önceden tanıyormuş. Birkaç defa telefonla konuşmuşuz. Biz arabayla giderken cep telefonumdan beni aradı. Kendini tanıttı. Barış için her türlü fedakârlığa hazır olduğunu, ancak karşı tarafın barışa ve Diyete razı olmayacağını kesinlikle bildiğini söylüyor ve benden o durumda ne yapması gerektiğini soruyordu. Ben Kitap ve Sünnet Çerçevesinden, ne pahasına olursa olsun, zerre kadar sapmamasını söylüyordum. Konuşmamız epeyce uzun sürdü. Ona hep “karşı taraf Kabul etmese de onlara elinden gelen her türlü iyiliği yapmasını” söylüyordum.. Eğer kısas uygulansaydı, zâten yakının olan katil de öldürülmüş olacaktı. Ne kadar fedakârlık yapsanız yine de siz kârlısınız. Hiç olmazsa çocuğunuz yaşıyor” diyerek konuyu kapatmak istiyordum. Aşiret Reisi bana teşekkür ederek, dediklerimin hepsini aynen yerine getireceğini söyledi. O konuşmamıza şahit olan Sayın Nur Serter: “Bu kadar sevilmek ve güvenilmek ne kadar güzel” diyordu.
Sayın Serter’in Meclis’teki konuşmasını Televizyondan izledim. Muhterem Fethullah Gülen Hoca Efendiye saldırmasını hiç beğenmedim. Fethullah Hoca’nın yeryüzünde dikili tek bir ağacı yok. Bazen hasırlar üzerinde yattığını duyuyoruz. Bütün varlığı Nur Cemaati üzerindeki büyük Manevî Nüfuzudur. Onu da Vatan, Millet, Din ve Devlet yararına kullanıyor. Dünyanın dört bucağında Eğitim Yurtları yaptırıyor. Türk Dil ve Kültürünü bütün Dünyaya tanıtıyor. Kültür ve Tanıtma Bakanlığının yapamadığını yapıyor. Bunun neresi zararlı? Sayın Serter, Millî Eğitim Bakanı, Sayın Çelik’in Fethullah Hoca hakkında yazdığı bir yazıyı, Meclis Kürsüsünden kısmen dile getirince çok sevindim. Bunun için kendilerine ayrıca teşekkür ediyorum. Bizim Serdar Arseven’le Uzakdoğu’ya gitmiştik. Malezya’nın baş şehri Kuala Lumpur’da bir bankaya para bozdurmak için girdik. Türk parasını tanımıyorlardı. Saddam’ı biliyorlardı da, Atatürk’ü bilmiyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti Devletinden haberleri bile yoktu. Biz İstanbul’dan bahsedince hepsi faildiler. “İstanbul İstanbul, Ottoman” diyorlardı. Turizm Bakanlığına her yıl milyarlarca para veriliyor. Acaba bu paralar kimlerin cebine giriyor? Sayın Serter Meclis Kürsüsünden bu konuyu dile getirseydi, kendilerine minnettar olurdum. Polemik yapmak kendilerine hiç yakışmadı. Saygılarımla…








