Papa’nın, Peygamberimiz ve İslamiyet’le ilgili tartışma başlatan sözleri, diyalog çabalarını etkiler mi? Bundan sonra ne olur?
Bilindiği gibi Papa 16. Benedict, Almanya’da Regensburg Üniversitesi’nde 12 Eylül Salı günü yaptığı konuşmada, 14. yüzyılda yaşamış olan Bizans İmparatoru 2. Manuel Paleologos’tan alıntı yaparak Müslümanları gerçekten rencide edecek sözler söyledi. Kendisine yönelik tepkiler artınca da ‘üzgün’ olduğunu ve aktardıklarının kendi görüşü olmadığını açıklamak zorunda kaldı.
Küresel terörün tehdidi altındaki bir dünyada önemli bir dinî makamda bulunan bir zatın durduk yerde böyle bir çıkış yapmasının makul ve tatmin edici bir izahı olamaz. ‘Zırva tevil götürmez’ diye çok güzel bir söz var. Papa’nın üslûbu, oturduğu makamda taşıdığı sorumlulukla da asla bağdaşmıyor.
Hele 700 yıl önce yaşamış bir Bizans imparatorunun ifadelerine sığınması, makamın ciddiyetine hiç yakışmıyor. Papa’nın sözleri, diyalog çabalarında, Vatikan’ın samimiyetini sorgulatır hale getirmiştir. Çok da iyi olmuştur. İki sebepten dolayı. Birincisi, samimi diyalog çabalarını Vatikan’ın bilmem kaçıncı konsül kararlarına bağlayanların iftira ve karalamalarını boşa çıkarmıştır. Demek, diyalog aslında Vatikan’ın işi değilmiş. İkincisi, dindarlar arasındaki diyaloğun önemi bir daha anlaşılmıştır. (‘Dinlerarası diyalog’ terimi ile kastedilen; farklı din mensupları arasındaki diyalogdur. Hani galat-ı meşhur deniyor ya. Söylene söylene doğrunun yerini alan yanlış ifade. Tıpkı ‘liselerarası bilgi yarışması’ dendiğinde lise binalarının değil, içindeki öğrencilerin yarışının anlaşıldığı gibi.) Diyalogdan kasıt; iyilik ve adalet üzerinde/zemininde bir arada yaşamanın mümkün olduğunu göstermek, ispat etmektir.
Kurumlar arasında, devletler arasında diyalog olmaz. İşbirliği olur, siyaset olur, çıkar ilişkisi olur. Bugün başka olur, yarın başka olur. Diyalog, insanlar arasında olur. Hatta artık, ‘dinlerarası diyalog’ demede ısrarcı da olmamak gerekir. Sayın Fethullah Gülen -ki en ciddi ve muhtevalı diyalog gayretlerinin mimarı odur- daha güzel bir ifade teklif ediyor: “Ortak insanî değerlerde buluşma”. İlla da bir şey denecekse ‘kültürlerarası diyalog’ tabirini tercih edebiliriz.
Papa’ya kızıp diyaloğu bozamayız. Çünkü diyalog bizim inancımızın gereğidir. Sözü yine, bir insanlık projesinin mimarına bırakalım:
“Diyalog ve hoşgörü duygusu bizim dinimizden kaynaklanıyor ve kültürümüzün temelinde var. Evet, bizim idaremiz altında cami-kilise-havra bir aradaydı ve herkes problemsiz yaşıyordu. Gönüllüler hareketinin diyalog ve hoşgörü anlayışı, kendi inanç ve değerlerimizi çağımızın üslûbuna uygun olarak -çünkü her çağın bir anlatım tarzı ve üslûbu vardır- ifade etmeye yönelik olmalıdır. Kendini anlatmak isteyenlerin başkalarını da dinleme zarureti vardır ve bu asla başka manalara çekilmemelidir. Bugün terörle, canlı bombalarla duyguları baskı altına alınarak robotlaştırılmış insanlarla karartılan İslam’ın çehresini, diyalog vasıtasıyla, yeniden ve kendi güzelliğine yakışır bir tarzda anlatma süreci başlamıştır, dolayısıyla bu süreç devam edecektir. Vatikan’da, ya da başka yerde yürütülen diyalog faaliyetlerinin de bizim diyalog hareketimizle bir alâkası yoktur, olamaz da. Bizlerin, bir başkasının dümen suyunda olması söz konusu değildir. Bizim diyalog ve hoşgörü hareketimiz tamamen Türk milletine aittir ve Türkiye orijinlidir. Diyalogdan korkmak gerekiyorsa, başkaları korksun.” (Mehmet Gündem, Fethullah Gülen’le 11 Gün, Alfa Yayınları.) Yarınlar adına, insanlığın evrensel barışı adına sevgiyle, hoşgörüyle ve diyalogla ilerlemeye devam diyoruz.








