Samanyolu Televizyonu bu Ramazan’da da çok güzel iftar ve sahur programları yapıyor. Önceki akşam Almanya’nın Stuttgart şehrindeki bir iftar sofrasındakilere mikrofon uzatılırken, “Hz. Meryem Projesi”nden söz edildi. Merak ettim ve Stuttgart’ta başından beri bu projenin içinde olan ve 25 yıldır Almanya’da bulunan Muammer Akın’la konuştum.
Hz. Meryem projesi, Almanlarla diyalog çabalarının adı. Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında karşılıklı aile ziyaretleri olarak özetlenebilir. Üç yıldır epey mesafe alınmış. Diyaloğun temeli 7 yıl önce atılmış. Noel’le Ramazan’ın aynı zamana denk geldiği günlerde kilise cemaat ve yöneticileriyle bir grup Müslüman, kilise salonunda bir iftar sofrasında buluşmuşlar. Bizler onların Noel’ini tebrik etmişiz, onlar da bizim Ramazan’ımızı tebrik etmişler. 30 kişiyle başlayan bu bir araya geliş, her geçen yıl büyümüş. Dördüncü yıl sonunda salonun alabileceği azami sayıda 150 kişiyle iftar yemeği yenmiş. Senede bir defa bir araya gelişin yeterli olmadığı görülünce “bunu bütün bir yıla yayalım ve gidip gelmeler aileler arasında olsun” denmiş. Hz. Meryem projesi böylece başlamış.
Başlamış ama terslikler olmasın diye taraflara önceden bir bilgilendirme yapılmış. Alman ailelere işte, “Türklerin evine gidince ayakkabılarınızı çıkarmanız gerekir.” denirken, Türklere de “Terlik vermeyi ihmal etmeyin.” denmiş. Karşılıklı olarak hassasiyetler anlatılmış, nelere dikkat edilmesi gerektiği önceden söylenmiş.
Tabii netice çok güzel olmuş. Derken kardeş aileler birlikte Türkiye ziyaretlerine kadar diyaloğu ilerletmiş. Şüphesiz önceden çekinenler varmış. Ama şimdi, Türkiye’yi Avrupa Birliği’ne almakta tereddüt edenlerin kıskanacakları bir hoşgörü ve uzlaşma atmosferi doğmuş. Kendiliğinden yaygınlaşan bu süreç, diğer Avrupa ülkelerinde de giderek kabul görmeye başlamış.
İnsanımıza doğru örnekler gösterildiğinde tarihin her döneminde biz güzelliklerin başlatıcısı olduk. Hz. Meryem projesi de bunlardan birisi. Geçtiğimiz nisanda Amerika’daki Zaman okuyucularından dinlemiştim. Orada da Türkler diyalog adına iftar yemekleri veriyorlar. Geçen yıl bir ilahiyatçı arkadaş Kur’an’dan Hz. Meryem suresini okuyup mealini veriyor. Salonda bir şaşkınlık. Duyduklarına inanamıyorlar. Zira Hz. Meryem validemiz hakkında böylesine güzel ifadeleri kendi dünyalarında bile dinlememişler. “Bir daha okur musunuz?” diyorlar. Ayetler bir daha okunup mânâsı yeniden veriliyor. Yaşlı bir Amerikalı dayanamayıp ayağa kalkıyor ve “bir de sana Müslüman diyorlar” diye haykırıyor… Bunlar dünyamızda yeni değil, yeniden yaşanan güzellikler. Diyalog ve hoşgörünün bugün en önemli ismi Fethullah Gülen öyle diyor:
“Hoşgörü, diyalog, herkesi kendi konumunda kabul etme ve saygılı olma düşüncesi ve bunun hayata intikali, İslam tarihinde bizimle ortaya çıkmış bir şey değildir. Sadece Medine Vesikası’nı bu gözle incelemeye alın; insanın hangi din, hangi ırk, hangi milletten olursa olsun din, hayat, seyahat, teşebbüs ve mülk edinme hakkının olduğunu, insanlığın iftihar tablosu o mübarek sesini yükselterek âleme duyuruyor mu, duyurmuyor mu? Bu hakların dokunulmaz ve aynı zamanda mukaddes olduğu Vesika’da var mı, yok mu? Aynı hakikatler başka bir anlatma üslubu ve edası ile Veda Hutbesi’nde tekrar ediliyor mu, edilmiyor mu? Medine Vesikası ile Veda Haccı arasında yaklaşık on yıl var. Demek ki bu on yılda bir çizgi değişikliği yok. Aksine tahşidat var, tahkim var.”
Bize eski Ramazanlardan söz edilirdi. Bence asıl anlatılacak, Hz. Meryem projeleriyle zenginleşen yeni Ramazanlardır.
Yeni bir baharı müjdeleyen yeni Ramazanlar…








