Diriliş Erlerini Doğru Anlamak

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Diriliş Erlerini Doğru Anlamak

İktisadî, siyasî, ahlakî ve sosyal buhranlar karşısında milletimizin bu halinden ıstırap duyup, ‘biz bunu hak etmiyoruz.. yerimiz bu değil’ diyerek sancı çekmek ve milletimizin ihyasını dava haline getirmek, fedakâr ve çilekeş insanlar ister.

Toplumun her ferdini, hele dünyanın en büyük dejenerasyonuna maruz kalmış, mahkum edilmiş bir milletin fertlerini bu seviyeye yükseltmek öyle kolay değil. Ters rüzgârlar esmese, her şey yolunda gitse bile birkaç nesil beklemek gerekir.

Mensubu olduğu milleti kendi özüne sahip çıkarak maddi ve manevi alanlarda, bilim ve teknolojide, ahlak ve fazilette yükseltmek heyecanını, arzusunu; bu dünyayı sadece istek ve ihtiyaçlarına göre yaşama yeri görenlerde aramak doğru değildir. Demokrasinin geldiği nokta itibarıyla da kimse buna mecbur edilemez. Ama toplumdaki çürümeden, ahlakın yozlaşmasından, ailenin çözülmesinden, kaybolup giden nesillerin halinden muzdarip iseniz, artık kendi öz evladınız, yakın çevreniz size hayatı zehir etmeye başlıyorsa, sizin gücünüz yetmese bile birilerinin ıslahat ve ihya adına, insanî değerleri yeniden yüceltme adına ve halkayı genişleterek diyalog ve hoşgörüyü esas alarak evrensel insanî değerlerde buluşmayı istemelerine de itiraz etmemeli, karşı çıkmamalısınız.

Şuurlu Müslümanlar, milletimizin ihyasını, bir başka ifadeyle dirilmesini inançlarında buluyorlar. ‘Dirilme dine bağlılıkla olur’ diyorlar.

Birileri bunu yadırgayabilir, başka alternatifler, yollar ileri sürebilirler. Demokrasi içerisinde ortak paydalar, toplumsal mutabakatlar da olur. Ama vehimlerin ve paranoyaların esiri haline gelip, ‘milletimizin ihyası dini yaşamakla olur, Allah sevgisi ve korkusu tedbirlerin en büyüğüdür, Allah’tan korkmayandan korkulur’ diyen insanları düşman ilan etmekle, hele hele onların ‘dine dayalı devlet kurma’ peşinde olduklarını kesin kanaat haline getirerek ortak bir çözüme gitmek asla mümkün olamaz.

Dinim bana ‘Emri bil maruf, nehyi anil münker’ vazifesini, yani iyiliği emredip, kötülüklere mani olmayı emrediyorsa, inandığım Kur’an-ı Kerim’de Allah (cc) ‘Sizden (aranızda) hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun.’ (Âl-i İmran, 3/104 ) diyorsa bir mü’min bu vazifeyi elbet hayatının esası bilecektir.

Bu vazifede benim milli ruhla, milletimin büyüklüğünü savunmakla bir problemim de olmaz/olamaz. Rabb’im bana mükemmel bir millet kökü vermişse, tam dokuz asır o Türk milleti, Efendisinin bayrağını en yüksek burçlarda dalgalandırmışsa, devrinin zalimlerini korkutmuş, mazlumlarına sığınak olmuşsa, kıskananlar ve hazımsızlar var diye ben milletimin adını neden yüceltmeyecekmişim ki? Sonra ben Türk milleti derken ırkçılık da yapmıyorum ki Anadolu’su, Trakya’sı ile bu topraklarda Laz’ı ile, Kürt’ü ile, Çerkez’i ile, Gürcü’sü ile, Boşnak’ı, Arnavut’u ile bir millet olmuşuz. Beşiğimiz, vatanımız bir, dinimiz, değerlerimiz bir, dokuz asırlık destanın ortak varisleriyiz. Bu Anadolu, tek ırka irca edilecek bir milletten mürekkep değil. Milletimizin dirilişi derken Türk’ü Kürt’ten, Çerkez’i Laz’dan ayırabilir miyiz? Dirilirken inşallah hep birlikte dirileceğiz.

Kaldı ki milletimizin dirilmesi, sadece bir milletin dirilmesi değil, aynı zamanda İslam dünyasının dirilmesi, sonra da bütün dünyanın dengelenmesi olacaktır. İşte onun için Türk milletinin dirilişi, geleceğin dünyasının şekillenmesi adına da çok önemlidir.

Kendimiz kalarak, özümüzü muhafaza ederek, milli karakterimizi gözetip koruyarak gerçekleşecek bu diriliş, elbette gönüllülük esasıyla, muhabbet fedailiği ile gerçekleşecek bir takım işidir. Fert fert fazilet abideleri haline gelmiş sevgi kahramanlarının kuracakları takımların işidir.

Share:

More Posts

Send Us A Message