Habertürk gazetesinin köşe yazarı Fatih Altaylı, “Teke Tek” isimli köşesinde Başbakan Erdoğan’ın Soma faciası ile ilgili açıklamasına, Şamil Tayyar’ın maden ocağı önergesi hakkındaki yorumuna ve vatandaş tekmeleyen özel kaleme seslendi…
Fatih Altaylı yazısının devamında, “Yüz yıl öncesinin bilgisi, becerisi, teknolojisi aynı mı?” diye sorsak, “Onlarca yıldır dünyada böyle kaza olmadı” desek biz “hain” olacağız, “paralelci” olacağız diye yazdı.
İşte Fatih Altaylı’nın o yazısı:
300 ölü, 76 milyon yaralı
“Maden riskli iştir, kaza olur” derler.
Doğru maden riskli iştir. Kaza olur ama “eksik varsa” olur.
Çocukluğumdan beri pek çok madene girmiş çıkmış biri olarak söylüyorum bunu.
Maden kazası birkaç nedenle olur:
1. Madende en önemli şey kullanılan malzemedir. Doğru değilse, uluslararası güvenlik standartlarında değilse kaza olur
2. İşletme yöneticileri ehil değilse, bilgili değilse kaza olur.
3. Havza fazladan risk yaratıyorsa ve havzayla ilgili yeterli jeolojik araştırma yapılmadan madencilik yapılıyorsa kaza olur.
4. Maliyeti düşürmek veya üretimi artırmak için riskler göz ardı ediliyorsa kaza olur.
Tüm bunlar doğru yapılıyorsa kaza olur mu?
Olur ama oranı çok çok düşük olur.
Soma’daki maden kazasıyla ilgili aklıma şu sorular geliyor:
– Kullanılan malzeme yeterli niteliklere sahip miydi?
– Madenlerde yüksek güçlü trafolar kullanılır, ancak güvenlik nedeniyle yağlı trafo kullanılmaz. Çünkü kuru trafo da yağlı trafo da patlar ama yağlı trafo yanar, kuru yanmaz.
– Maden içinde kullanılan düşük gerilim kabloları, maden içi kullanıma uygun yanmaz malzemeyle sarılı kablolar mıydı?
– Maden içindeki elektrik panoları, madenlerde kullanılması gereken türde “hava almaz” exproof panolar mıydı?
– Maden içi kaçış tünelleri ve bağlantı galerileri var mıydı, kullanılabilir halde miydi?
Tüm bunlar mutlaka soruşturma sonucunda ortaya çıkacaktır.
Dediğim gibi, kaza yine olabilir.
O zaman da akla şu gelir:
– Güvenlik protokolleri belirlenmiş miydi?
– Kaza sonrası kurtarma protokolleri var mıydı?
– İlgili personel bu protokollerle ilgili eğitim almış mıydı?
Açıkçası burada şüphelerim var.
Bilmem bilir misiniz, kömür madenleri ateş olmadan da kendi kendine yanar.
Eğer madenin içine çok fazla hava pompalanıyorsa, eğer galerilerde çok fazla oksijen varsa kömür kendi kendine “okside olmaya”, yani yanmaya başlar.
Bu çok hassas bir dengedir.
Gereğinden az oksijen, içerideki gazdan dolayı işçilerin zehirlenmesine yol açar, ama yanma riskini ortadan kaldırır. Gereğinden fazla oksijen durduk yerde kömürün yanmasına neden olur ve patlama riski yaratır.
Haberlerden izlediğim kadarıyla yangın başlayınca işçileri kurtarmak için madenin içine hava pompalanmış.
Oysa bu yangını körüklemekten başka bir işe yaramaz.
Bunların tümü ortaya çıkacaktır elbet.
Ama ben şunu bilir, şunu söylerim.
Bu kazalar neden medeni ülkelerin madenlerinde olmaz da, insana verilen değerin az olduğu ülkelerin madenlerinde olur?
Var mıdır bunun bir yanıtı!
Bu yüzden 300 ölümüz, 76 milyon yaralımız vardır.
Bu kadar değersiz olduğumuzu bilmek yaralamıştır hepimizi.
Eften püften milletvekili
TBMM’deki üç muhalefet partisi, CHP-MHP-BDP, CHP’nin öncülüğünde ortak bir soru önergesi vermişler bir süre önce.
“Soma’daki maden işletmelerindeki güvenlik sorunlarıyla ilgili araştırma önergesi” 23 Ekim’de verilmiş.
Önergede de bir suçlama falan yok.
“Bölgedeki madenlerde çok kaza oluyor, kimi ölümlü, kimi yaralanmalı, bir komisyon kurup bunu inceleyelim” demiş muhalefet.
Önerge 20 gün önce TBMM gündemine gelmiş.
İktidar partisinin oylarıyla reddedilmiş.
Sonra da milletvekili Şamil Tayyar çıkmış televizyona ve CHP’nin “böyle eften püften önergelerle TBMM’yi çalışamaz hale getirdiğini” söylemiş.
Eften püften önergenin reddedilmesinden 20 gün sonra, sayısını şu anda tam bilemediğim ama 300 civarında olduğunu tahmin ettiğim sayıda canımızı kaybetmişiz.
“Bu önerge kabul edilseydi bu kaza olmazdı” demem elbette mümkün değil.
Ama neyin eften püften olduğuna siyaseten karar verilemeyeceğini söylemem mümkün.
Özellikle de “eften püften milletvekillerine”.
Aptalız ya yeriz bunları
Sinirlerimi aldırdım diyordum…
Sinirlenmeyeceğim artık diyordum…
Ne mümkün.
Kazaya içim yanıyor.
Sayısını bile öğrenemediğimiz kayıp canlara içim yanıyor.
Ama daha fazla canımı acıtan, sonrasında olanlar.
“Kaza her yerde var” denilerek “kabullenmemiz” isteniyor.
Örnekler veriliyor.
Medeni ülkelerden verilen örnekler yüz yıllık.
“Yüz yıl öncesinin bilgisi, becerisi, teknolojisi aynı mı?” diye sorsak, “Onlarca yıldır dünyada böyle kaza olmadı” desek “hain” olacağız, “paralelci” olacağız.
Danışman sıfatıyla dolanan sefiller, acısını tepkiyle gösteren Somalıyı tekmeliyor yerlerde, jandarma nezaretinde.
“Çüşşş” desek yine hain olacağız, yine “paralelci” olacağız.
Biz galiba milletçe göçük altında, kapkaranlık galerilerde kalmışız da haberimiz yok…








