Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ne emanet ettiği Türk dünyasına sahip çıkarak devletlerin bile yapamayacağı hizmetleri götüren insanları görmezden gelmek bir yana, bu hizmetlere karşı sanki “suçmuş” gibi saldırmak açık bir ihanet ve vicdansızlığın ta kendisidir. “Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.” diyor Hz. Muhammed. Demek ki, haksızlığa karşı en azından pasif bile olsa bir itiraz, Müslümanlar için dini vecibeler arasında. Hem de bu haksızlık sadece bir insana veya bir gruba yahut bir topluluğa değil de bir yönüyle bütün insanlığa karşı yapıldığı zaman meselenin ciddiyeti daha da artmaktadır.
Tarihi Misyona İftira
İşte bu anlamda bazı basın yayın kuruluşlarının Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi ve arkadaşlarına yönelik başlatmış oldukları iftira kampanyalarına karşı pasif şekilde bile olsa itiraz etmeyi sadece dini vecibe değil, hem de insani sorumluluk ve vicdani bir borç olarak görmekteyim. Zira Sayın Fethullah Gülen’e karşı yönlendirilen asılsız iddialar aslında Hocaefendi’nin şahsında Anadolu insanının tarihi bir misyon olarak gerçekleştirmeyi hedeflediği 21. asır Müslüman Türk dünyasına karşı birileri tarafından planlanan sinsi ve haince saldırıların bir parçası olmaktan başka bir şey değildir. Cumhuriyetin ve Atatürk ilkelerinin en büyük tehdidi olarak değerlendirilen Hocaefendi’nin bizzat Atatürk’ün kendisi tarafından Türkiye Cumhuriyeti’ne emanet edilen Türk dünyasına -bir yönüyle devletlerin bile bu kadar kısa zamanda yapamayacağı- hizmetlerini görmezden gelmek bir yana, bu kadar hizmetlere karşı sanki suçmuş gibi saldırılarla karşılık vermek tartışmaya dahi değmeyen açık bir ihanet ve vicdansızlığın ta kendisidir.
Hizmetlere Toz Konduralamaz
Hocaefendi’nin yapmakta olduğu hizmetlerin din, dil ve ırk ayrımı olmaksızın tüm insanlara bakan yönü başlı başına ciltler dolusu kitaplara sığmayacak bir konu. Burada ise ben hadiseyi başta kendi ülkem ve benim ülkem gibi aynı konumda olan diğer Türk cumhuriyetleri açısından değerlendirmek istiyorum. Zira 70 senelik bir komünizmin çizmeleri altında ezilip ve hala o adi ve hunhar sistemin kendisinden sonra da devam eden çok yönlü hastalıklarından kurtulamayan bu mazlum ülkelerin istikbalini garantiye alacak bu hizmetlere gölge düşürmek başta o şanssız ülkeler olmakla hem de bütün Türk dünyasına karşı yapılan en büyük cinayet olsa gerek. Bu manada somut olarak gösterebileceğim kendi vatanım olan Azerbaycan’ın bir taraftan Karabağ savaşının yaraları, bir yandan yüz binleri aşan mültecilerin meselesi, bir taraftan zor ekonomi şartları ve bu gibi nice problemler karşısında kaybolup gitmeye yüz tutan insan potansiyeline rağmen ülkemin onlarca gencini en ufak bir menfaat gözetmeden dünya bilim şampiyonları yapan, binlerce gencini de hızla değişen ilim ve teknoloji yarışında başarılardan başarılara koşturan bu hizmetlere en ufak toz kondurmamı bile önce ülkeme, sonra da milletime karşı vefasızlık olarak görmekteyim.
Türkiye Kaybeder…
Evet bugün ben Müslüman, ben Türk ve ben Atatürkçüyüm diyenlerin bu iddialarını belgeleyecek en önemli referanslarından biri de onların bu yüce milletin tarihi bir misyon olarak gerçekleştirmeye çalıştığı böylesi hizmetlere karşı takındıkları tavır ve tutumlarının olduğunu söylemek hiç de yargılanacak bir şey değildir. Meselenin bir diğer yönü ise muhakkak ki, ülkeler ve devletler arası boyutu kapsamaktadır. Zira başta Orta Asya Türk cumhuriyetleri olmakla bu ve diğer devletlerin yetkili mercileri ile ortaklaşa kurulmuş söz konusu eğitim ve öğretim kurumlarını yakışıksız isimlerle sabote etme çabaları uluslararası hukuku ihmal niteliği taşımaktadır. Oysaki, hangi taraftan bakılırsa bakılsın Türkiye’nin değişen dünya şartları karşısında kaybedecek bir anının olmadığı günümüzde, böylesi anlamsız tartışmalar Türkiye için en azından telafisi zor zaman kaybıdır. Bu bakımdan hem Türkiye’nin, hem Türk dünyasının, hem de tüm dünyanın huzurlu geleceğine bir katkı niteliğine sahip ve Türk milletinin, özellikle de Anadolu insanının imzasını taşıyan bu kutsal hizmetlerin başta bazı medya kuruluşları ve onların mensupları tarafından da doğru şekilde anlaşılıp, değerlendirilmesini temenni ediyorum…








