10 Ekim tarihinde, Radikal’de sürmanşete çıkartılan, “Biz dindarlar Kürtlerin ısdırabını hissetmedik” sözümün ve 15 Ekim’de aynı gazetede , “Dindarların Kürt sorunu ile sınavı sürüyor” başlıklı yazımın arkasından Kürt vatandaşlarımızdan sayısını bilemeyeceğim kadar tebrik, takdir sözleri ve dualar aldım.
Ne var ki, “Kürtlerin sorunlarının çözümü için” kanlı ve kinli eylemler yapmakta olan örgüte yakın çevrelerde ise tam tersine, hakkımda fevkalade yakışıksız değerlendirmeler yayınlandı. Ancak bu kadarını hiç beklemezdim.
Bir dostumun gönderdiği linkle ROJ TV’de adımın da geçtiği yayından haberdar oldum. Bendenizin adı, rahatsızlık duymayacağım; tam tersine bir arada görülmekten memnuniyet duyacağım bir dörtlü ile birlikte anılıyordu. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün; Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın; Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ve bendenizin bir arada değerlendirildiği bir kolaj haberdi bu.
ROJ TV beni övseydi, asıl o zaman üzülürdüm.
Ne var ki, “kazın ayağı” başka. “Şeytan-ı racim”den başka kimsenin inanmayacağı senaryoya göre, Fethullah Gülen Hocaefendi, Kürtlerin imhasına ve asimilasyonu için fetva vermiş (!); bendeniz bu fetvanın zemini için “ön hazırlık” yapmışım; Cumhurbaşkanı ve Başbakan da Genelkurmay Başkanı ile birlikte bu fetvayı uygulamaya başlamışlar.
Hocaefendi’nin ve bendenizin sözlerinden iktibas ederek, oluşturdukları çirkef senaryo, “Ördek Hasan” benzetmesine rahmet arattıracak mantıksızlıkta.
Adamın biri Hoca’ya sormuş: “Hocam, hangi evliya idi o ki; Denizden çıktı sonra Mısır’a kral oldu?”. Hoca da demiş ki, “Be hane-harap! Bu sorunun neresini düzelteyim? Evliya değil, Peygamber; Denizden çıkmadı, kuyudan çıkartıldı. Mısır’a Kral olmadı, Aziz oldu.”
Kan ve kin üzerinden, sözüm ona Kürtlerin sorunlarını çözmeye çalışanlara bir şey izah etmek imkânsız. Ancak, bu yayınların etkisinde kalanlara açıklayayım:
1. Röportajda sözünü ettiğim, Kürtçenin konuşulmasının yasak edildiği, “cemaat evi” Gülen cemaatine ait evler değil; genel manada Nur camiasına ait evlerdi. Esasen, 1974 yılı itibariyle “Gülen Cemaati” diye bir cemaatten söz edilemezdi.
2. Fethullah Gülen’in, “imhasını” ima ettiği güruh, asla ve kat’a Kürt halkı değil; kan ve kin üzerinden eylem yaparak, masumları öldüren katillerdir.
3. Sormak gerekiyor: “Topyekun imhası” istenen Kürt halkına hangi cemaatin ideoloji dayatması söz konusu olabilir ki?
4. Bir milletin dilinin özgürlüğünü savunarak; o dilin dillendirildiği bir televizyon kanalı kurarak, o millet nasıl asimile edilmiş oluyor acaba?
5. Ne zamandan beri, PKK Kürt halkının tamamının iradesini temsil ediyor? Eğer öyle olsa idi, Kürtlerin yaşadığı bölgelerdeki tamamını örgütle göbek bağı olan parti alması gerekmiyor muydu?
ROJ TV’de ve örgüte yakın çevrelerde, özellikle Fethullah Gülen Hocaefendi’nin açıklamalarından büyük bir rahatsızlık var. Normal şartlarda, hakları uğruna savaştıkları bir toplumun dertleri, dünyaca tanınmış bir İslam alimi tarafından dile getirilmesi karşısında memnuniyet duymaları gerekmez miydi?
Hayır… Tam tersine; kardeşlik ve dostluk haykırışlarının, altlarındaki çatışma zeminini ortadan kaldırma endişesi var, telaşlı değerlendirmelerinde.
Akl-ı selim sahibi olan herkesin ve bendenizin de bu vesileyle katıldığı televizyon programlarında dile getirdiği temel konu şu: Kürtlerin talepleri bir yana; artık tam taşeron örgüt haline gelen PKK’nin talepleri bir yana.








