Malum öyküdür. Deveye sormuşlar: “Boynun neden eğri?” “nerem doğru ki!” demiş. Şu Fethullah Hoca hikayesine bakın! İçinde doğrunun nebzesi bulunmadığı için, “Neresi doğru ki?” diye sormak bile olanaksız, en doğrusu “Neresi yanlış değil ki?” diye sormak. Medyanın da himmetiyle, Türkiye’nin en ünlü adamı ve “bir numaralı lideri!” olmaya doğru hızla yolalan Fethullah Hoca (Fethullah Gülen ki, 200 tane de okulu vardır) 8 Ekim günü bir grup gazeteci ile yaptığı sohbette, Silahlı Kuvvetlerde bazı odakların muhtıra hazırlığı içinde olduklarını ileri sürmüş.
Bizim bildiğimiz, böylesine ünlü kişilerin gazetecilerle yaptıkları sohbetler, bir anlamda basın toplantısıdır. Kısacası, Fethullah Hoca yarı resmi bir basın toplantısı yapmış. Hocaefendi’nin, “Biz bunları yazılmamak kaydıyla söyledik!” sözü de geçersizdir. Çünkü Hocaefendi bunca gazetecinin önünde yaptığı konuşmanın ne derse desin yayınlanacağını bilmemezlik edemez. Kaldı ki, olay kendi gazetesinde de yayınlanmıştır. Hocaefendi, bilgisinin, aldığı bir duyuma dayandığını bildirdiği gibi, durumdan hükümeti de haberdar ettiğini söylüyor.
Ama daha da ilginci var. Fethullah Hoca kimleri kastettiği sorulduğunda, açıkça ad vermekten kaçınıyor ve şunları söylemekle yetiniyor: “Sizler daha iyi tahmin edersiniz. Muhtıra hazırlığına adı karışan insan, öteden beri endişeye mahal olmuştur. ‘BUNU HİMAYET ETMEYİN’ DEDİĞİMİZDE ENDİŞE ETMEMİZ İFADE EDİLMİŞTİR.” Türkiye’nin vardığı noktayı görebiliyor musunuz? Geçmişin Kestanepazarı Vaizi, Kuran kursu yöneticisi Nurcu Fethullah Hoca devlet büyüklerine ordu ile ilgili görüşlerini söyleyebiliyor ve beğenmedikleri konusunda da, “bunu himaye etmeyiniz” diyorlar. İşte 1995 Türkiye’sinin vardığı nokta budur. Bu gözlem aidiyeti cihetiyle en tepeden başlayarak, TBMM’nin en sade üyesine kadar, devletin yürütmenin ve yasamanın yetkili seçilmişlerine ithaf olunur. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin elbirliği bugün getirildiği yer işte burasıdır. Pek yakında ordudaki tayin ve terfilerin de, Kestanepazarı eski vaizinin iki dudağı arasından çıkacak sözle etkilenmesine kimse şaşırmayacaktır. Peki öyleyse şimdi söyler misiniz, bu durumda Erbakan’a neden yükleniyorlar siyasilerimiz? Bu işin bir yönü, öbür yanına gelince: DGM Fethullah Gülen’in bu sözleri üzerine kendisi hakkında soruşturma başlatıyor. Fethullah Hoca bu soruşturmada bilgisine başvurulan bir tanık mı olacak? Ona darbe yapmak isteyenin kim veya kimler olduğunu mu soracaklar? Sorarlarsa söyleyecek mi? Söylerse kanıt bulunacak mı?
Yoksa Hocaefendi sanık sandalyesine mi oturtulacak? Oturtulacaksa, hangi yasaya dayanarak, hangi suçlar? Böyle bir duyumu açıklamak suç mu ki?
Hem Fethullah Hoca’yı sanık sandalyesine oturtacak güç ve yürek kimde var?
Uğur Mumcu’nun katillerini bulamayan ve soruşturmayı savsaklayanlara da hiçbir şey yapamayanlarda mı?
Söyler misiniz Allah aşkına bu olayın neresi yanlış değil ki?
Bizler, ne tarikatların yönettiği bir Türkiye istiyoruz, ne de Fethullah Hoca’nın doğru ya da yanlış, kasıtsız ya da kasıtlı, ama suç olmayan bir konuşması için mahkemeye verildiği bir Türkiye.








