Zaman gazetesi yazarı Ali Bulaç, bugünkü yazısında Yeni Şafak gazetesi yazarlarından Ömer Lekesiz ve Sibel Eraslan’a cevap verdi.
Ali Bulaç, yazısının devamında ‘Dini cemaatler, tarihsel miraslarını ve geçen yüzyılda teşekkül ederlerken aldıkları etkileri sorgulamadıkları için gerçek sivil aktör olamıyorlar. Bu bütün cemaatler için söz konusudur.’ diye yazdı.
İşte Ali Bulaç’ın o yazısı:
AK Parti’ye ilişkin eleştirilerimi geçen 3 yazıda sıraladım. Sıra ‘cemaat’e gelmiş bulunuyor. Bu sayede bana yönelttikleri eleştirilerini ciddiye aldığım Ömer Lekesiz Bey’le Sibel Eraslan Hanımefendi’ye de icmalen cevap vermeye çalışacağım. Hangi kavramsal çerçeveden baktığımı anlatmam lazım:
1) Beşeri hayatta aslolan, fert merkezli topluluk hayatıdır Ferdi “şahsiyet sahibi insan” olarak anladığımı, “liberal felsefenin esas aldığı birey”i kastetmediğimi belirtmeliyim. Şahsiyet İslam’a, birey Aydınlanma’ya aittir. Şahsiyet sahibi insan Allah’a kulluk eder, birey Allah’a meydan okur.
2) Her biri biricik olan damlaların toplamı, Allah’ın rahmeti olan yağmuru meydana getirir. Topluluk hayatı beşeri bir vakıadır, rahmete dönüşmesi için tek tek varlık olan şahsiyetlerin ‘cemaat’ halinde örgütlenmeleri ve öyle yaşamaları gerekir. “Allah’ın eli cemaatin üzerinedir.”
3) Şahsiyetlerin ve ailelerin katılımcı olduğu cemaatler toplumu meydana getirir. Toplum bir kubbe ise cemaatler yarım ve çeyrek kubbeler hükmündedir.
4) Her bir coğrafi bölgedeki farklı toplumların toplamından “ümmet” dediğimiz evrensel birlik ortaya çıkar. Ümmeti iki anlamda kullanıyorum: a) Hz. Peygamber (sas)’in bizi davet etiği evrensel İslam kardeşliği. Ümmet ahlaki ve manevi en yüksek mertebede küresel bir örgütlenmedir; aşiret, kabile, kavim (etnisite), halk (şa’b), cemaat ve tamamen modern sentetik bir üretim olan “millet veya ulus”tan farklı bir mensubiyettir. Ümmet hepsinin üstündedir. b) İçinde gayr-ı Müslimlerin de yer aldığı siyasi birlik. Çatışma yolunu seçmeyen bütün dini gruplar kendi aralarında sözleşme akdederek bir arada yaşarlar. Siyaset, topluma olan katma değer (nüfus) oranında katılım ve ortaklığa dayanan yönetim sanatı ve iktidar ilişkisinin düzenlendiği alandır.
5) Bu beşeri örgütlenmeyi dikkate almayan “toplum”, modernliğe aittir, ulus olmaya ayarlıdır, devletin denetimi altına girmeye koşullanmıştır. İslami siyasi düşünce ilk dört maddede saydığım parametreler doğrultusunda toplumu ıslah etmek, böylelikle ceberut iktidarın rafine totalitarizminden kurtarmak zorundadır.
6) İslam’la ıslah edilmiş olsun olmasın (muslih veya müfsid), toplum bir sosyolojidir. İrfan veya kültür, iktisat, siyaset, bölgesel ve devletlerarası politikalar bu sosyolojik zeminde vücut bulur. Yani toplum kültürün, iktisadın, siyasetin döl yatağıdır ama Durkheim’in iddia ettiğinin aksine bu döl yatağına tohumu atan toplum değildir; şahsiyet sahibi insanların tek tek veya kolektif iradi seçimleri ve eylemleridir.
“Cemaat” derken sadece Hizmet hareketini değil, onun da içinde yer aldığı “üç cemaat” tipini kastediyorum: a) Tarihsel bir geleneğin devamı olup Sufi karakterleri önde olan tarikatlar; b) 20. yüzyılın şartlarında, ağırlıklı olarak göç ve kent şartlarında ortaya çıkan dini cemaatler-gruplar; c) Laik-seküler karakterli sivil toplum kuruluşları, demokratik örgütler, dernekler, vakıflar vs. Üçüncü kategoridekiler, tarihi ve dini referans almamak ve özerk, hükümet- dışı ve gönüllü olmakla kendilerini dini cemaatlerden ayırt etmektedirler. Bu argümanla tarikat ve diğer dini grup ve cemaatlerin “sivil toplum” sayılmayacaklarını öne sürerler. Bu ayrı bir tartışma konusudur. Ancak tarikat ve dini grupların tarihsel arkplanları ve dini formasyonları onları diğerlerinden farklılaştırmakta –ki aslında yerine göre avantajlı kılmakta- ancak cemaatlerin de kamil manada özerk, gönüllü ve hükümet-dışı vasfa sahip olmalarına gölge düşürmektedir. Laik-seküler cemaatlerin sahiden ne kadar hükümet-dışı oldukları şüphelidir. Şu var ki dini cemaatlerin hükümet-dışı vasıflarını kuşkulu duruma düşüren, hükümet ve siyasetten çok “devlet” algıları ve iktidarla olan ilişki biçimleridir. Hem uzak hem yakın tarihte yaşanan tecrübelerden günümüze intikal eden etkiler bu algıda ve ilişkide önemli rol oynar. Dini cemaatler, tarihsel miraslarını ve geçen yüzyılda teşekkül ederlerken aldıkları etkileri sorgulamadıkları için gerçek sivil aktör olamıyorlar. Bu bütün cemaatler için söz konusudur.
Kaynak: http://www.zaman.com.tr/ali-bulac/cemaatler-ve-devlet-1_2237445.html








