Neden Hoşgörü ve Saygı Adamıdır Müslüman?

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Neden Hoşgörü ve Saygı Adamıdır Müslüman?

Size bir soru: Kendi akıbetinizi biliyor musunuz? Cennete mi gideceksiniz; yoksa öbür tarafa mı? Kesin olarak bilemiyorsunuz değil mi? Ümit ile korku arasında beklemektesiniz.

Peki, başkalarınınkini nasıl biliyorsunuz? Onları da öyle görüyorsunuz değil mi? Onların da iki yana da aday olduğunu düşünmektesiniz.

Öyle ise kimseye karşı peşin hükmümüz olamaz. Ne kötü yana, ne de iyi yana. Çevreye karşı gösterilecek olan şey, hürmet, saygı ve hoşgörü… Çevreden de beklediğimiz aynı şey. Zaten saygı göstermeyen saygı göremez.

Saygı görmek isteyenler saygı göstermeli, hoşgörü ile muhatap olmayı ahlâk haline getirmelidirler. Çünkü bilmiyor kendi akıbetini de, onlarınkini de…

Ola ki, küçük gördükleri cennete, kendisi de aksi istikamete yollana. İkisi de mümkündür çünkü.

Şimdi sizlere bu konuda fevkalade düşündürücü bir hadis özeti arz etmek istiyorum. Öyle geliyor ki, siz de okuyunca benim gibi saatlerce düşünecek, sonra da çevrenize karşı tavrınıza çekidüzen verecek, herkesle iyi geçinme ve hoşgörü içinde olma konusunda bir kat daha kuvvetlenecek, kimseyi hafife almayacaksınız.

***

Başlarına kuş konmuş da hemen uçacakmış gibi sakin dinliyorlardı Kainatın Efendisi’ni. O da, ibret alıp ikaz olacakları olayları bir bir sıralıyor, çevrelerine karşı takınmaları lazım gelen tavrı telkin eden misalleri sunuyordu. Ashabın bütün dikkatiyle dinlediği şu olayı da anlattı tane tane. Buyurdu ki:

Benî İsrail’de (İsrailoğulları’nda) birbirine zıt anlayışta iki insan vardı. Biri günahkar, öteki de ibadetli halde yaşıyorlardı. İbadetli olan günahkara her fırsatta yapma diyor, sık sık ikaz ediyor, bazen de sertleşerek yapıyordu bunu. İbadetlinin ötekine olan müdahalesi sertleşip rahatsız edici hale gelince adam da sertleşerek dedi ki:

– Beni Allah’ımla baş başa bırak. Sen benim günahlarımı tespit ve teşhis müfettişi misin?

Bu çıkış ibadetliyi kızdırdı. O da dedi ki:

– Allah seni affetmeyecek vallahi. Sen cenneti asla göremezsin. Bunu böyle bil!

Böylece aralarındaki iyi münasebet bozulan bu iki kişi bu haldeyken öldüler. İkisi de Allah’ın huzuruna çıktılar. Allah Teala ibadetliye şöyle hitap etti:

– Benim af salahiyet ve iradem senin elinde miydi ki kuluma, Allah seni affetmez, cennetine koymaz, diye kestirip attın. Benim adıma cennet–cehennem paylaştırması yaptın!

Bundan sonra günahkar adama dedi ki:

– Haydi sen doğruca cennetime. Ümit kestiren adama da dedi ki:

– Haydi sen de doğruca cehenneme…

Evet, şuurlu ve tefekkürlü bir insan hiç kimseyi hafife alamaz, basit göremez. Bilmiyor çünkü, onun nereye, kendisinin nereye gideceğini. Sonucu kendisi değil, cennet ve cehennem tasarrufunda olan Allah Teala tayin etmektedir. Zaten ehl–i sünnet inancında hiç kimseye ümit kestirilemez, garanti de verilemez. Korku ile ümit arasında bekler bütün Müslümanlar.

Hal böyle olunca herkesle iyi diyalog kurmak, hoşgörü ile geçinmek İslam’ın vazgeçilmezi olur. Kimseyi horlamak, dışlamak kabil olmaz. Bilmiyor sonucu çünkü. İşte bundan dolayı diyoruz ki, Müslüman demek hoşgörü ve saygı insanı demektir. Siz söyleyin yanılıyor muyuz?

***

Geniş bilgi için Hadis Ansiklopedisi Kütüb–i Sitte’nin II. cildinde Af ve Mağfiret bölümüne bakılabilir.

Share:

More Posts

Send Us A Message