‘Bana dua et sözünü ayağa düşürmeyelim!’

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » ‘Bana dua et sözünü ayağa düşürmeyelim!’

‘Bana dua et sözünü ayağa düşürmeyelim!’

Altını çize çize defaatle okumanızı, her bir ana fikir ve o ana fikir etrafında söylenen her cümle üzerinde düşünmenizi hararetle salık veririm Hocaefendi’nin yeni yayımlanan Yenilenme Cehdi isimli kitabında yer alan “Mü’minin Mü’mine Karşı En Büyük Yardımı: Dua” başlıklı makalesini. Saygısızlık etmiş olur muyum karar veremedim ama söyleyeceğim.

Hocaefendi, “Bana dua et cümlesini ayağa düşürmeyelim” diyor. Ben ise “Çoktan ayağa düşürdük Hocam” diyorum. Bana göre nezaketini konuşturuyor; hedef gösteriyor; aman ha mânâsına gelen ikazda bulunuyor Hocaefendi; yoksa o da biliyor ki hatta 74 yıllık hayatını celvet halinde/makamında insanlarla iç içe yaşayan birisi olarak bizden daha iyi biliyor ki biz bu sözü de, bu sözün altında yatan muhtevayı da çoktan ayaklar altına düşürdük.

Hocaefendi, “Bana dua et cümlesini ayağa düşürmeyelim” diyor. Ben ise “Çoktan ayağa düşürdük Hocam” diyorum. Bana göre nezaketini konuşturuyor; hedef gösteriyor; aman ha mânâsına gelen ikazda bulunuyor Hocaefendi; yoksa o da biliyor ki hatta 74 yıllık hayatını celvet halinde/makamında insanlarla iç içe yaşayan birisi olarak bizden daha iyi biliyor ki biz bu sözü de, bu sözün altında yatan muhtevayı da çoktan ayaklar altına düşürdük.

Nasıl bu kadar net ve bu kadar cüretkâr oluyorsun diyebilirsiniz. Bu soruyu sormakta haklısınız. Cevabım şu; şimdi sizlere Hocaefendi’nin dua ufku adına tefsir dersleri esnasında not aldığım irticalen söylediği bazı değerlendirmelerini arka arkasına aktarayım; sizler de, ben de bu sözleri bir endam aynası yapıp karşısına geçelim ve soralım kendimize; gerçekten biz bir arkadaşımıza “bana dua et” derken, duaya bakış açımız bu mu; bu şuur içinde miyiz; onun duasıyla ve tabii ki Rabb’in onayı ve yaratması ile dua istemeye sebep teşkil eden işin bir çırpıda hall u fasl olacağına inanıyor muyuz?

Dua ile örgülenmiş, bana göre “mücessem dua” olmuş hayatından değil veya ondan bazı kareler değil, eline kalemi alıp üzerinde düşüne düşüne yazdığı dua eksenli yazılardan değil, tefsir dersi esnasında ağzından dökülen sözler bunlar. Okumada perspektif aralığını belirleme adına önemli olduğu için bu hatırlatmayı bir kez daha yapmak istedim.

“Allahinsanlara her zaman yakındır. Esas uzak olan insandır. Cismanî istekleri, arzuları, hırsları insanı Allah’tan uzaklaştırır. İşte dua ile insan bu uzaklığı aşmaya çalışır. Bu zaviyeden dua, insanın Allah’a karşı olan uzaklığını aşma çabasının adıdır.”

“Dua, sebepleri çer-çöp gibi bir kenara atıp doğrudan doğruya müsebbibü’l-esbap olan Allah’a teveccühtür. Bu yönüyle dua, ubudiyet-i halisadır. Öyleyse istediğimiz şeyleri isteyip nihai kararı O’na bırakmalı ve ‘hakkımızda hayırlısı ise’ demeliyiz. Bu, O’na olan saygımızın, iman ve itimadımızın gereğidir.”

“Dualarda Allah sadece söze değil sözün yanında bir de sözün sahibine bakar. Acaba o kişi, ağzından çıkan o sözleri ne kadar içselleştirmiş; o sözler onun gönlünde, kalbinde, ruhunda ne kadar yer etmiş; heyecan ve helecanlarına ne kadar yansımış!”

“Duasının kabul edileceğine can u gönülden inanan insanın elleri boş dönmez.”

“Duada önemli olan, dua dua yalvardığınız şeyin, teveccüh ettiğiniz Zat-ı İlahi nezdinde bir mana ifade etmesidir. Nezd-i uluhiyette hora geçen şeyleri siz kendi aklınız, fikriniz, ruhunuz ve vicdanlarınızla değerlendirin ve ona göre dua edin. Mesela bir kişinin imanı, üzerine güneşin doğup-battığı her şeyden daha hayırlı ise, neyin önemli olduğu, neyin O’nun katında hora geçtiği kendiliğinden tebeyyün etmiyor mu? Bunun karşısında insanın cenneti istemesi çok küçük kalır. Öyleyse küçük şeylerle vakit kaybetmemek lazım.”

“Efendimiz’in (sas) hayatına bakın; hayatının her karesinde dua vardır. Bağışlayın; helaya girerken dua, çıkarken dua; horoz ötünce dua, aynaya bakınca dua; yatarken dua, kalkarken dua; elbise giyince dua, evden çıkınca dua. Hasılı; dua, dua, dua. Dua, Efendimiz’in hayatının içine işlenmiş dantelalar gibidir.”

“İnsan bazen öyle bir hale gelir ki ne isteyeceğini şaşırır. Bu makamda insan “Senin benim halimi bilmen, beni bir şey istemekten müstağni kılıyor” diyebilir. Ama bütün bütün duayı terk etme, Allah’a tazarru ve niyazda bulunmayı bırakma düpedüz nankörlüktür. Unutmayın; Allah kendinden müstağni olanlara gadab eder. Böyleleri ne Allah’ın büyüklüğünün ne de kendi küçüklüğünün farkındadır.”

“Duaların kabulünde üç şey çok önemlidir; zaman, mekân ve insan. Zaman ve mekân malum; Kadir Gecesi, cuma günü saat-i icabe, Ka’be, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa gibi zaman ve mekânlarda dua etme. İnsana gelince; ondan kasıt, dua eden insanın halidir, ıstırabıdır, sancısıdır. Bir karıncanın çukura düşmesi karşısında üzüntü duyan insan, binlerin-milyonların cehenneme gidişi karşısında ıstırap duymuyorsa, o, ıstırap nedir bilmiyor demektir.”

“Duada beşeri mülahazalara bağlı olarak detaya inmek yanlıştır. Bu tür dualar bir taraftan ferdin zihin darlığını gösterirken, diğer taraftan Allah’ın Murad-ı Sübhani’sine engel koyma manasını taşır. Doğrusu, insanın söyleyeceği cümleler, o cümlelerde seçeceği kelimelerle kendisini Murad-ı Sübhani’nin enginliğine salmasıdır. Rabbena atina fiddünya haseneten ve fi’l ahireti haseneten duası bu yaklaşımın delili sayılabilir.”

Hocaefendi’nin dua ufkunu anlama adına fikrî bir gezinti yaptık ama asıl mevzuu unutmayalım; dua talebi. Nebiler Serveri’nin (sas) hayatında yeri olan önemli bir amel. O, başının çok ağrıdığı hastalık döneminde Hz. Aişe validemizden dua istemiş. Hz. Ömer (ra) umre için kendisinden izin istediğinde, “Ey kardeşim! Duanda bizi unutma!” diye dua talebinde bulunmuş. Demem o ki, Efendimiz’in hayatında yerini bulan bu ameliyeyi hayatımıza taşırken, arkadaşımıza “bana dua et” derken, inanç ufkumuzun nerede olmasını gerektiğini düşünelim.

O cüretkâr çıkışımı tekrarlıyorum; hem ferdî, hem içtimaî hem de âlem-i İslam çapında “bana dua et” sözünü çoktan ayağa düşürdük biz. Gelin, çok bilmiş bilgisizler gibi ortalıklarda dolaşmaktan vazgeçelim. Gelin, Ahmet Özhan’dan dinlediğim tasnifle duada “Ya Rab” seviyesinden “Ya Rabbi, Ya Rabbena ve Ya Rabbe’l-âlemîn” seviyelerine doğru basamakları teker teker çıkmaya başlayalım. Gelin “Senin izzetine yemin ederim ki, onların hepsini baştan çıkartacağım” diyen şeytana karşı dua ile bir sur oluşturalım. Ve gelin duayı düşürdüğümüz yerden kaldıralım; kaldıralım ama önce kendimizin ayağa kalkması lazım o ağır hazineyi yerinden kaldırmak ve taşımak için. Tamam diyorsanız, Cezayirli büyük düşünür Malik B. Nebi’nin bir sözünü aktarayım sizlere. Merhum der ki: “Eğer şu an aya gitmeye karar verdiysek, hemen şu duvara bir merdiven dayayıp tırmanmaya başlamalıyız.”

Son söz Hocaefendi’nin: “O’na olan yakınlığı korumak lazım. Yakınlığı koruma O’na çok vefalı olmakla mümkün olur. Bu, O’nun hakkı, bizim de vazifemizdir.”

Share:

More Posts

Send Us A Message