Uçan üniversite

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Uçan üniversite

Ümit Şimşek Bey’in “Sömürgeci ordularını bilim ve sanatla tarihe gömen bir milletin akıllara durgunluk veren sivil direniş macerası” diye değerlendirip “Bir Polonya Klasiği Uçan Üniversite” ismini verdiği dokuz sene önce okuduğum bir kitabı, “Kestane Pazarı” hatıralarını dinlerken tekrar hatırladım…

“Polonyalılar, düşmanla savaş meydanlarında karşılaştı. Ülke topraklarının üzerinde defalarca kanlı ayaklanmalar yaşandı. Fakat Polonyalıların asıl istiklal mücadelesi yeraltından verilen bir bilim ve kültür savaşıydı. Bu savaşta Polonyalılar, İzci Teşkilatlarından kaçak üniversitelerine çatı katı seminerlerinden yeraltı yayınlarına kadar, akla gelen ve gelmeyen pek çok yola başvurdular ve pek çok buluşa imza attılar. Zaman oldu, öğretmenlerle ilkokul öğrencileri işbirliği halinde Rus müfettişlerini atlatarak resmi okullarda gayri resmi dersler yaptılar; zaman oldu, Gestapo’nun burnu dibinde yüz binlerce öğrenci düzenli yeraltı okullarında devam etti, yüz binlerce bülten kapı kapı dağıtıldı. Kaçak üniversite sınıfları evden eve dolaştı. Hapishanede, sürgünlerde, toplama kamplarında, birkaç Polonyalının bulunduğu yerde gizlice sınıflar kuruldu, insandan bilgiler aktarıldı.”

“Polonya, önce üç komşusu tarafından peş peşe parçalandı, paylaşıldı. Arkadan, iki dünya savaşının ikisini de bütün şiddetiyle yaşadı. Nazi işgalinden sonra Sovyetler geldi. Sonunda ne Prusya kaldı ortalıkta, ne Naziler, ne Sovyetler…”

“Polonyalılar ise, kendilerini tarih sahnesinden bütünüyle silmeye azmetmiş düşmanlarını peş peşe tarihe gömmüş bir millet olarak bugün hâlâ ayakta…”

Madam Curie (Maria Sklodowska) bu uçan eğitim yuvalarından yetişmişti. 1903’te Nobel tarihinde ödül alan “ilk kadın” unvanını aldı. Bununla da kalmayıp Marie, 1911 yılında bir daha Nobel Ödülü’nü kazandı ve “iki ödüllü” bir “kadın” olarak, erkek bilim adamlarının da erişemediği bir rekora imza attı…

Aynı zamanda Papa John Paul II (Karol Wojtyla) İkinci Dünya Savaşı sırasında o gizli seminerlerde yetişmişti.

Gerçekten Polonyalılarda eğitim ve eğitimcilik ruhu çok canlı. Birkaç sene önce Polonya’ya gittiğimde Türk kolejlerini ziyaret etmiştim. Orada bizim eğitime adanmış yüz akımız öğretmenlerimiz gibi pazar günleri dahi okula gelip çalışmalar yapan Polonyalı öğretmenler ve öğrenci velileri gördüm. O ruhun hâlâ ayakta olması çok mühim…

Bütün dünya onları tarihten silmek isterken sadece Osmanlı onların varlığını kabul ediyor, destek veriyor, kendisine sığınan vatanseverlerini de her şeye rağmen himâye ediyordu. Osmanlı padişahları, diğer milletlerin büyükelçilerini toplantıya çağırıyor sonra da hepsinin duyacağı şekilde sadrazama “Lala! Bu Leh (Polonya) sefiri nerede kaldı?!” diye soruyordu. O da “Yolda… Geliyor… Padişahım!..” diye cevap veriyordu. Böylece “Biz Polonya’nın varlığını tanıyor ve destek veriyoruz!..” şeklinde bir mesaj veriliyordu.

Bunu hafızalarından silmeyen Polonyalılar da başta Vistul Üniversitemiz olarak diğer eğitim yuvalarımıza sevgi ve ilgi gösteriyorlar…

Share:

More Posts

Send Us A Message