İtalya’da eğitim ve diyalog hizmetleri ile ilgilenen Ömer Bey şunları anlattı:
İtalyan dili ve edebiyatından mezun öğrenci arıyorduk. Uygun bir tanesini bulduk fakat annesi vermek istemiyor; “Eşim ayrıldı gitti… Üç çocuğum var, ikisinin gözleri görmüyor; bir tanesi âmâ değil ama onu da İtalya’ya götürmek için sen istiyorsun, ben ne yapacağım!” diyordu. Biz konuşurken akşam ezanları okunmaya başladı. Anne hemen hızlıca kalktı. “Ezan okununca ben derhal namazlarımı kılarım!..” dedi… Kendisine bir yer gösterildi. Biz de ayrı ayrı bir yerde namazımızı kılıp geldik… Kendisine geçmişten, büyüklerimizden misaller verip fedakârlıklardan bahsettim… Düşündü… “Tamam… Peki istediğiniz gibi olsun.” dedi. Ama biraz sonra, gözleri yaşardı… Ağlıyordu. Bu sefer benim çok rikkatime dokundu… Çok ihtiyacımız olan bir öğrenci bulmuştuk ama, annenin durumu meydanda idi. “Madem siz çok üzüleceksiniz, ben vazgeçtim, kalsın…” dedim. Bu sefer gülümsedi ama “Yok olmaz… Hizmetin ihtiyacı varken artık ben onu yanımda bırakamam. Böyle bir şeyin mânevî mesuliyeti çok ağır olur; sonra altından kalkamam… Sen benim ağladığıma bakma… Annelik işte!..” dedi.
Belki onun görev alıp maaşa geçmesini düşünüyordur, diye “Evladınız, orada doktorasını yapacak, biz ona burs vereceğiz. İktisadlı harcarsa 200’ünü de artırıp sana gönderir.” dedim. “Asla olmaz… Ben çalışarak yerine göre temizlikçilik yaparak evlatlarımı okuttum ve okutuyorum. Helâlden başka boğazlarından bir şey geçmemiştir. Ona da bir şeyler denkleştirip göndermeye çalışırım… Ben bir şey istemem!” dedi. Ben de “Zaten, ona çalışacağı iş hazır. Bursunu kendisi çıkaracak.” dedim. İkna oldu. İki görme engelliyi de kendisi çalışarak, hiç kimseye muhtaç etmeden okutup yetiştiren bu dindar annenin tavrı bana çok tesir etti. Hani Tevere Enstitüsü’nde koşuşturan bir genç gördün ya, işte o öğrencinin annesi… Normalde verilen kendisine yetiyor ama annesi de bir şeyler göndermeye çalışıyormuş. “Anne gönderme fazla geliyor artıyor.” demiş. Anne “Artanını eğitim hizmetlerine bağışlarsın!..” demiş…
Roma’ya bu gelişimde Hz. Meryem üzerine bir konuşma yapacaktım. Hıristiyan akademisyenleri çağırmışlardı… Âl-i İmran Sûresi ile Meryem Sûresi’ni esas alıp anlatmaya gayret edecektim. İtalyancaya tercümanlığını Mustafa Cenap Aydın yapacaktı. Onun için Ahmet Eren Kademoğlu ile İtalyanca Kur’an mealleri üzerinde çalışıyorduk. Cenap Bey’in işi çıkınca bu annenin evladı yardımcı oldu… Baktım çok akıcı bir İtalyancası ve güzel bir telaffuzu var!…
Tevere’nin mütevazı salonunda Hz. Meryem’i Kur’an-ı Kerim’e göre bu çalışkan ve fedakâr gençlerin gayretleriyle anlatmaya çalıştık.
Şimdi bu eğitim gönüllüleri hizmetinin ve bu adanmışlar hareketinin içinde böyle pek çok fedakâr ve cefakârlar mevcutken, kalkıp bu faaliyetler durdurulmalı demek, bu güzel işlerin sönmesini istemek hiçbir insaf ve iz’âna sığmaz… Gelin bu güzel gayretlerin daha da parlaması için hep beraber çalışalım ve geleceğimize ümitle bakmaya devam edelim…








