Kullanışlı yalanlar ve acı gerçekler!

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Kullanışlı yalanlar ve acı gerçekler!

Gereklerini tam olarak yerine getiremezsek de ülke olarak demokratik dünyanın bir parçası olduğumuza şüphe yok. Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biriyiz. Avrupa Birliği ile yavaş ilerlese de üyelik sürecini müzakere safhasındayız. Anayasamız, evrensel hukuk çizgisini temsil eden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni iç hukuk sistemimiz üstünde yetki sahibi bir kurum olarak kabul ediyor. Her vatandaşımız, iç yargı yollarını bitirdikten sonra AİHM’de hakkını arama hakkına sahip.

Demokratik dünyanın örgütleri olan AGİT ve NATO gibi uluslararası yapıların önemli üyelerinden biriyiz. Başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Paris Şartı olmak üzere ülkemize, belli demokrasi ve evrensel hukuk standartlarına uyma yükümlülüğü getiren uluslararası anlaşmalarda Türkiye olarak imzamız bulunuyor. Üstelik mevcut anayasamıza göre usulüne göre imzalanmış bu uluslararası anlaşmalar iç hukukun da önünde bir ağırlığa sahip.

Parçası olduğumuz bu demokratik dünyadan, gerek siyasi liderler, gerek sivil toplum kuruluşları gerek medya aracılığıyla Türkiye’nin son dönemde içine girdiği eğilime ne kadar şiddetli eleştiriler geldiğini hepimiz biliyoruz. Siyasete endeksli bir yargı sistemi kurmaya çalışarak, ciddi yolsuzlukların üstünü örtmeye çalışarak, sosyal medyayı yasaklayarak, vatandaşları fişleyerek, gösterileri şiddetle bastırarak, iş dünyasını baskı altına alarak, özgür medyayı sürekli baskı altına alarak, bir tweet atan gazetecinin evine baskın düzenleyip bilgisayarına, telefonuna el koyarak, iki köşe yazısı, bir haber ve bir dizi yüzünden medya kurumlarına baskınlar düzenleyerek demokratik dünyanın saygın bir üyesi olmak zaten imkânsız. Vahim hatalardan ve demokratik dünya açısından büyük günah kabul edilen yanlışlardan dönmek yerine, kimsenin ciddiye almadığı halkla ilişkiler-PR taktikleriyle veya dün bariz yanlışlarınızı haklı olarak eleştiren AB’ye “İşlerine baksınlar” deyip, birkaç gün sonra “Stratejik önceliğimiz” gibi tutarsız çıkışlarla bu eleştirileri önlemek de o dünyada saygınlık kazanmak da imkânsız.

Son dönemde aklınıza gelen her sıkıntıyı yalana başvurarak çözmeye çalışanlar (Gezi olayları sırasında Kabataş yalanı, çadırları polis yaktı yalanı, 17 Aralık’ta paraları, çelik kasaları bakan çocuklarının evine polis koydu, ABD elçisi bir imparatorluğun yıkılışını seyrediyoruz dedi yalanı, paralel yalanı, Bank Asya döviz alıp 2 milyar dolar kazandı yalanı…), bu eleştirileri de benzer taktiklerle geçiştirmeye, değersizleştirmeye çalışıyorlar. Avam için kullandıkları zoka şu: “Batı, AKP’ye ve Türkiye’ye düşman olduğu için bu eleştirileri yapıyor.” Bayramoğlu, Mahçupyan, Yayla gibi okur yazar takımı için ise kullanılan zoka şöyle: “Batı, Doğu’yu anlamıyor. Çünkü oryantalist yanılgı içinde”. Cemaate karşı nefretle doldurulan ve paralel yalanına inandırılanlar için ise şöyle diyorlar: “Demokratik dünyadaki insanları cemaat kandırıyor. Onun için böyle sert eleştiriler yapıyorlar.” Bu durumda, ülkemizdeki gidişatı yanlış bulduğunu söyleyenleri salak yerine koymuş; ülkeye hizmet etmek için gurbet ellere giden Alperenleri de hainlik, ispiyonculuk ve ajanlıkla suçlamış oluyorlar.

Daha dün gibi yakın zamana kadar işler iyiyken, Türkiye demokrasi yolunda ilerlerken Batı’dan gelen ciltler dolusu övgüyü ya da Erdoğan ve çevresinin şimdi hain diye yaftaladığı camia hakkında ciltler dolusu övgüsünü kim hatırlayacak? Yalanmış, zulümmüş, iftiraymış, hakmış hukukmuş fark etmez. Nasıl olsa önemli olan tek şey, günü kurtarmak.

Ülkemizde aslında her şeyin süper olduğu, “dünya lideri Erdoğan’ın yükselen Türkiye’yi temsil ettiği” ve “Batı’dan gelen eleştirilerin Türkiye düşmanlığından kaynaklandığı” iddiasının, gerçek mi, palavra mı olduğunu irdelemek yarınki yazıya kaldı.

Share:

More Posts

Send Us A Message