Devletin eski ve yeni kurbanları

Home » Türkçe » Basından » Köşe Yazıları » Devletin eski ve yeni kurbanları

Dini, mezhebi, etnik kökeni ve siyasi çizgisi ne olursa olsun, bireyleri ve toplum gruplarını öcüleştirme, linç etme ve şeytanlaştırma konusunda Türkiye’nin maalesef utanç verici bir sicili vardır.

Kozmik odalarda birileri hedef tahtasına konmaya görsün, devletin bu konularda mahir ekipleri ve onlara taş çıkartan sivil uzantıları hemen kolları sıvar. Yalan, iftira, şantaj, tehdit, yaftalama ve baskılarla bir algı mühendisliği başlar. Masum insanlar hiçbir meşru yargı kararı olmadan toplumun gözünden düşürülmeye çalışılır.

Şimdi kendilerini fena halde devletin propagandasına kaptıran bazı dostların da iyi bildiği gibi ülkemizde yakın tarih boyunca böyle hedefe konan mağdurlar listesi çok uzundur. Kazım Karabekir, İskilipli Atıf Hoca, Bediüzzaman Said Nursi, Cem Karaca, Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand, Musa Anter, Akın Birdal, Ahmet Kaya, Fethullah Gülen Hocaefendi, Hrant Dink bu listedeki kurbanlardan sadece birkaçıdır. Bireyler olduğu gibi, dindarlar, Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Ülkücüler, Nurcular, Nakşiler, Bektaşiler gibi toplumsal gruplar da topluca karalama kampanyaları için hedefe konabilir. İsimlerin kimi solcu, kimi liberal, kimi Müslüman dindar, kimi Ermeni’dir. Ama aidiyetin bir önemi yoktur.   Önemli olan, millet adına yetki kullandığını iddia eden, hukuken kendini hesap sorulamaz bir konumda gören, niyetlerine güvenilmeyecek politik ve bürokratik dar bir oligarşik yapının bu kurbanları hedef listesine koymasıdır. Devletin birey ve toplumla ilişkisini belirleyen çerçeve, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanmadığı için toplumumuzda kimse güvende hissetmez kendini.

Yakın tarihimizde 1925’teki Takrir-i Sükun dönemi ve İstiklal Mahkemeleri ile kurbanlarını öğütmeye başlayan bu mekanizma, ülke işgal edildiğinde öğrencileriyle cepheye koşan, esir düşüp Sibiryalarda sürünen, yobazlara karşı meşrutiyet ve cumhuriyet fikirlerini savunan, Şeyh Said’in isyan çağrısına uymayıp hep müspet hareketi ilke edinen büyük fikir adamı Bediüzzaman’ı, mürteci ve vatan haini damgasıyla 35 yıl sürgüne mahkum etmiş ve 19 kez zehirlemeye teşebbüs etmiştir. Mezarında bile rahat bırakmamıştır.

27 Mayıs’a giden süreçte aynı mekanizma, hedefe koyduğu Menderes’i, “Üniversite öğrencilerinin kıyma makinelerinden geçirildiği” şeklindeki karalama kampanyalarıyla idama mahkûm etmiştir. Çorum ve Kahramanmaraş’ta mezhepsel; 1970’lerde ideolojik duyarlıkların tahrik edilmesi; önde gelen gazeteci Abdi İpekçi’nin katledilerek tetikçisinin hapishaneden kurtarılması, olayı inceleyen Savcı Doğan Öz’ün suikastla susturulması aynı meş’um yapının eserleridir. Dışkı yedirmeden Diyarbakır Cezaevi işkencelerine ve köy yakmalara kadar bu ülkenin öz vatandaşları Kürtlerin başına gelenler; Ahmet Kaya ve Hrant Dink’in linç süreçleri bu mekanizmadan bağımsız işler değildir. TSK içindeki cuntacı kafaların aydınları andıçlayıp, AK Parti ve Hizmet Hareketi’ni imha planları yapması, masum insanları yıpratmak için internet siteleri kurulması; Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz, Ergenekon, Balyoz davalarında ortaya çıkan feci gerçekler aynı kara tarihin gün yüzüne çıkmış ibretlik sayfaları.

Genel olarak Türkiye toplumunun ve özelde dindar kesimin bir parçası olan Hizmet Hareketi, tarih boyunca gerek Bediüzzaman gerek Hocaefendi üzerinden sürekli kurbanlar ve hedeftekiler arasında yer aldı. Acılarla dolu kendi tarihinin de verdiği bilinçle Hizmet Hareketi, ülkemizin evrensel standartlarda bir demokrasi ve hukuk devleti olmasının en açık taraftarlarından biri oldu.

Share:

More Posts

Send Us A Message