Türkiye’den Giden Kurbanlar Pakistan’ın Yüzünü Güldürdü

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Türkiye’den Giden Kurbanlar Pakistan’ın Yüzünü Güldürdü

Pakistan’ı üç ay önce vuran depremde resmî rakamlara göre 87 bin kişi hayatını kaybetti. 3 milyona yakın kişi ise bayrama dondurucu kış şartları altında girdi. Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar eksi 20’lere düşen soğuklarda, çadırların içinde ısınmaya çalışıyor. 8 Ekim depreminin ardından Pakistan’a en çok yardım gönderen ülkelerin başında gelen Türkiye, Kurban Bayramı’nda da depremzedeleri unutmadı. Hemen her ailenin Pakistan’da kesilecek kurbanlarda ya da depremzede çocukların giyeceği bayramlıklarda katkısı var. Türk halkı, bu sebeple çifte bayram sevinci yaşayacak. Depremzedeler için şimdiye kadar 36 milyon YTL para toplayan Kızılay, bölgede 11 bin büyükbaş hayvan kesecek. İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH), 5 bin kurbanla yardıma iştirak ederken, Kimse Yok mu Derneği şimdiden 12,5 milyon YTL’yi Pakistanlı yetkililere iletti. Mekke’deki Türk hacıların kurbanları da bu yıl Pakistan’a gönderilecek. Yardımlar konusunda en dikkat çekici girişimlerden biri ise orada 10 yıldır hizmet veren Pak-Türk Okulları’ndan geldi. Felaket sonrası Keşmirli depremzedelerin imdadına devletten bile önce yetişerek büyük takdir toplayan okullar, 7 ayrı ülkeden Türk yardımseverleri kurbanlarını kesmek için Pakistan’da buluşturuyor. Başta Türkiye olmak üzere Amerika, Almanya, Avustralya, Macaristan, İsveç ve Fransa’da yaşayan gurbetçilerimiz köylere kadar giderek kurban kesim ve dağıtım çalışmalarına bizzat iştirak edecek. Kesilecek kurban sayısı ise 12 bin.

Deprem felaketinin yaralarını sarmaya çalışan Pakistanlılar, dost ülke Türkiye’nin kalbinin, bayramda da kendileriyle birlikte atmasının sevincini yaşıyor. Depremin ardından kış şartlarıyla mücadele eden Keşmirlilerin yüzünü bir nebze olsun güldürmek için harekete geçen sivil toplum kuruluşları (STK), bayramın başlamasıyla birlikte bölgede binlerce kurban kesecek. Pakistan’a trilyonlarca liralık maddi yardım da gelmeye devam ediyor. Türkiye Kızılay Derneği Genel Müdürü Ömer Taşlı, hassasiyetlerinden ötürü Türk halkına teşekkür ederek, “Şimdiye kadar hiç görülmemiş boyutta yardım kampanyası oldu. Kızılay olarak 36 milyon YTL nakit para topladık. Bayramda da toplam 11 bin büyük baş hayvan kesilecek.” diyor. İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) Başkanı Bülent Yıldırım ise Türkiye’nin yardım konusunda daha duyarlı davrandığına dikkat çekiyor.

Seferberliğe katılan bir diğer bir kuruluş olan Kimse Yok Mu Dayanışma ve Yardımlaşma Derneği’nin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Zeki Özkara da, şimdiye kadar depremzedelere 12,5 milyon YTL ulaştırdıklarını kaydediyor. Bölgede 10 okul yaptıran dernek, çadırkentler ve aşevlerindeki faaliyetlerini de sürüyor. Türk Kızılayı’nın organizasyonuyla Pakistan’da kurban kesim ve dağıtım işlemi yapacak olan İstanbul Büyükşehir Belediyesi de, kurduğu mobil fırın, arıtma tesisi ve 3 jeneratör ile aralıksız çalışıyor.

Kızılay Genel Müdürü Taşlı, bayram için yoğun hazırlık yaptıklarını ve özveri içerisinde gece gündüz çalıştıklarını dile getiriyor. Taşlı, “Büyük bir kesimhane kiraladık. Etler burada hazırlanarak bayram süresince ihtiyaç sahiplerine dağıtılacak. Ayrıca bölgeye Ankara Büyükşehir Belediyesi işbirliğiyle 1 milyon 200 bin battaniye ve 50 bin ton un gönderdik.” şeklinde konuşuyor. Diğer STK’larla da işbirliği içinde çalıştıklarını söyleyen Taşlı, “Sonuçta hepimiz Türkiye’yi temsil ediyoruz.” diyor. Pakistan’daki faaliyetlerine yoğun bir şekilde devam eden İHH da, bayramda 5 binin üzerinde kurban kesecek. Bir yetimhane inşa etmek için gerekli izni alan ve bir hastane binasını tamamlayan İHH, şimdi de gerekli ekipmanları bulmak için uğraş veriyor.

Öte yandan, Pak-Türk Okulları’nın organizasyonuyla ABD, Almanya, Avustralya, Macaristan, İsveç ve Fransa’dan Pakistan’a gelen Türkler, Pakistan’da 12 bin kurban kesip köylere kadar giderek yardımları bizzat dağıtacak. Ülkede 10 yıldır eğitim hizmeti veren Pak-Türk Okulları’nın organizasyonuna 24 ayrı ülkeden de kurban için aynî yardım geldi. Personel yetersizliğinden dolayı son 1 ayda gelen talepleri ise geri çevrildi. Bu dev organizasyonu öğretmen ve öğrenci velileriyle birlikte gerçekleştirdiklerini aktaran Pak-Türk Okulları Genel Müdürü İsmail Nazlı, “Depremden milyonlarca insan etkilendi. Fakirlik ve yoksulluk da had safhada. Aylardır et yemeyen insanlar var. Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan gurbetçilerin dikkatini bölgeye çekmek istedik. Kampanya, beklediğimizden çok daha fazla ilgi gördü.” dedi. Nazlı, kurban kesim merkezlerinin de bir ay öncesinden ayarlandığını ve 7 ayrı yerleşim biriminde yapılacak kesim organizasyonuna ve dağıtıma yerel yönetimlerin de destek vereceğini aktardı. Pak-Türk Okulları ayrıca 3 ayrı çadır kentte 4.500 kişiyi barındırıyor, 8 bin kişiye sıcak yemek çıkarıyor.

Üşüyorum, Çadırımız Çok Soğuk, Kışlık Elbisem Yok

Keşmir’in Pakistan kesimini yerle bir eden 8 Ekim depreminin ‘başkenti’ Muzafferabad’dayız. Felaket sonrası depremzedelerin imdadına Pakistan devletinden bile önce yetişen Pak-Türk Okulları’nın yardım çalışmaları hız kesmeden devam ediyor. Pak-Türk Okulları’nın harâbe kent Muzafferabad’da kurduğu Der-i Seyda çadır kenti, bölgedeki insanlık dramının yürek burkan hikâyeleriyle dolu. Tam bir karakışın hüküm sürdüğü Keşmir’de 3 milyona yakın depremzede soğuk, hastalık, yoksulluk ve deprem kayıplarının yol açtığı psikolojik travmalarla boğuşuyor. Kuzeydoğu Pakistan, depremin üzerinden üç ay geçmesine rağmen hâlâ inleyen yüz binlerle dolu. Yeni yılla birlikte artan kar ve yağmur eşliğindeki soğuk hava depremzedelerin imtihanını daha da ağırlaştırıyor. Çamurlu yollarda, evlerini kaybeden çocuklara rastlıyoruz; yeni evlerini, yani çadırlarını ısıtmak için odun taşıyorlar. Bazı çadırlardan koyu bir duman yükseliyor. Muzafferabad’da hava soğuk, sisli, ve yağışlı çoğu zaman. Çadır kentin her köşesinde ayrı bir yaşam savaşı hüküm sürüyor; dünyadaki milyarlarca insan bundan ‘habersiz’ yaşasa da…

Çamurlu incecik patikaların birinde ekmek almaya giden; fakat çadırına eli boş dönen, minicik elleri üşümüş Keşmirli bir çocuğa rastlıyoruz. Üzerinde incecik, büyük beden bir gömlek var; üşüyen vücudu elbisenin içinde kaybolmuş. “Adın ne?” diye sorduğumuzda “Ali Handani” diyor titrek sesiyle. Keşmir’in başkenti Muzafferabad’a Bagh bölgesinden gelmiş. Ali, depremde yetim kalmış; babasının yanı sıra kardeşlerini de kaybetmiş 8 Ekim sabahı. Annesiyle ufak bir çadır bulabilmişler başlarını sokacak.

Yanına diz çöküp, “Çok mu üşüyorsun Aliciğim?” diye sorunca anlatmaya başlıyor minik yetim: “Evet, evet çok üşüyorum. Gerçekten çadırımız çok soğuk; kar yağdığından beri havalar çok soğudu. Depremden sonra yağmur yağmıştı, o zaman da soğuktu, elbiselerim sırılsıklam olmuştu; ama şimdi çok daha soğuk.” Çadır evini ilk zamanlar çok sevmiş minik Ali, tâ ki yağışlar iyice artıncaya kadar: “Şimdi hep yağmur yağıyor; çadırımız, yatağımız, elbiselerimiz her şeyimiz ıslanıyor.”

“Yüzümü bile kaç gündür yıkayamadım biliyor musun? Elbiselerim kirli, saçlarımı da yıkayamıyorum. Çok üşüyorum, çok.” diye devam ediyor Ali’nin feryâdı. Kışlık elbisesi olmadığını da şu dokunaklı cümlelerle anlatıyor: “Eğer bana sorsalar elbiselerini seviyor musun diye ben bu elbiselerimi sevmezdim. Ne yapayım, kalın elbiselerim yok. Bana uymasın; ama sıcak tutsun bari. Hem bana büyük geliyor, hem kirli hem de soğuk tutuyor bu elbiselerim. Bakın ben elbisemin kolunu aşağı çekiyorum, kollarımı da içine sokuyorum, ellerimi ısıtıyorum. Parmaklarım da üşümüyor; böyle daha iyi oluyor.”

Ali, yağmurlardan sonra arkadaşlarıyla oyun da oynayamaz olmuş. Arada bir kaçamak yapınca çamurdan kirlenen elbiseleri yüzünden annesinden azar işitiyormuş: “Yağmur yağınca elbiselerim daha çok kirleniyor. Ayaklarım çamur oluyor; bu yüzden çok dikkatli yürümeliyim. Annem beni odun bulmak ve ekmek almak için dışarı gönderiyor; ancak her döndüğümde bana kızıyor elbiselerimi kirlettiğim için.”

Çadırlarını ısıtmak isteyen Keşmirli birçok depremzede, çadır yangınlarıyla hayatını kaybetmiş. Ama çadırda soba yakmaktan başka çareleri de yok. Küçük Ali devam ediyor: “Getirdiğim odun parçalarını çadırda annem yakıyor, hem biz ısınıyoruz hem de elbiselerimiz kuruyor. Sonra gelip diyorlar ki: ‘Çadırda ateş yakmayın.’ Fakat ne yapalım? Çadırımız çok soğuk; ben çok üşüyorum, ellerim çok üşüyor. Daha önce dışarıda ateş yakardık; fakat şimdi mümkün değil. Yağmur var, kar var. Çadırımızın her yeri ıslak, benim parmaklarım sızlıyor soğuktan. Ayak parmaklarım daha fena ağrıyor. Rüzgâr çok soğuk esiyor. Rüzgârı sevmiyorum, burnumu ve kulaklarımı acıtıyor. Bazen güneş çıkıyor, güneşi çok seviyorum. Arkadaşlarım da güneşi çok seviyor; çünkü o zaman oyun oynayabiliyoruz. Güneş çıkınca dua ediyorum, artık yağmur yağmasın diye.”

Çadırının önünde ürkek bakışlarıyla bizi karşılayan minik çocuktan doğrusu bu ‘büyük’ cümleleri duyacağımızı beklemiyorduk. Ali Handani’nin dilinden aslında Keşmir’deki yüz binlerce depremzede çocuğun dramını dinlemiştik. Depremin yetim çocuğunun yanından ayrıldığımızda Der-i Seyda çadır kentinde güneş batmak üzereydi. Çadırların arasındaki çamur patikadan aracımıza doğru ilerlerken her çadırda binlerce Ali’nin yaşadığını düşünerek arkamızda bırakıyoruz Der-i Seyda’yı… (Erkan Yiğitsözlü)

Share:

More Posts

Send Us A Message