“Genç, Dindar, Eğitimli ve Topluma Uyumlular”

Home » Türkçe » Basından » Haberler » “Genç, Dindar, Eğitimli ve Topluma Uyumlular”

Türk müteşebbisler tarafından açılan özel okulların sayısı ve başarılarının artması Alman entellektüelleri ve siyasi çevrelerinin Gülen hareketine ve Fethullah Gülen Hocaefendi’nin fikirleri ve öğretilerine olan ilgisini artırıyor. FID Berlin Diyalog Merkezi ile Protestan Akademisi tarafından düzenlenen üç günlük konferansta hareketin eğitim anlayışı masaya yatırıldı. Godel “Ben de çocuklarımı Gülen okullarına verirdim. Çünkü çocuklarımın farklı kültürleri öğrenmelerini isterdim.”

Berlin’de Fethullah Gülen Hocaefendi’nin fikir ve öğretilerinin tartışıldığı ve Türk müteşebbisler tarafından kurulan eğitim kurumlarının faaliyetlerinin masaya yatırıldığı “Maneviyat ve Eğitim” isimli üç günlük konferans düzenlendi. Berlin Protestan Akademisi ve Berlin Kültürlerarası Diyalog Merkezi (FID Berlin) tarafından ortaklaşa düzenlenen konferansa yaklaşık 100 bilim adamı, akademisyen, sosyolog, eğitimci, siyaset bilimci ve gazeteci katıldı. Wannsee Gölü kıyısında bulunan şatoda yapılan yatılı program büyük ilgi görürken, Alman katılımcılar Fethullah Gülen Hocaefendi’nin din, diyalog, eğitim gibi konularda dile getirdiği öğretiler hakkında çok sayıda sorular yönelttiler.

Programın organizatörlerinden Almanya Protestan Akademisi Diyalog Sorumlusu Dr. Erika Godel, Gülen hareketine mensup kişilerin başlıca özelliğinin “insana hizmeti Yaratıcıya hizmet olarak görmeleri” olduğunun altı çizdi. Godel, mevcut anlayışın kendisini eğitim ve diyalog faaliyetlerinde de gösterdiğini ifade ederek, “modern dünyamızda olduğu gibi geçmişte de bazı din adamları ve kendilerini Yaratıcıya adamış inançlı entellektüellerin eğitime vurgu yaptıklarından” bahsetti. “Almanya’da eğitim kalitesinde düşüşün yaşandığı ve bundan özellikle de genç Müslüman çocukların olumsuz etkilendiği bir dönemde Gülen hareketine mensup eğitimcilerin ülke çapında başlattıkları eğitim faaliyetlerinin uyumu ve toplumsal katılımı teşvik ettiğinin” altını çizen Godel, “Dindarlık, moderniteye aykırı değildir. Bunu Gülen hareketinde görmekteyiz. Hareketin eğitim, diyalog, ekonomi ve medya faaliyetleri entegrasyonu teşvik ediyor” dedi. Godel’in “Bu insanlar Kuran okuyorlar, ibadet ediyorlar, uyumu teşvik ediyorlar, topluma katılımdan yanalar. Daha ne istiyoruz.” ifadesi ise büyük alkış aldı. Godel, program öncesi belli çevreler tarafından tepki mailleri aldığını ve ‘bunlarla iş yapmayın, kim olduklarını biliyor musunuz’ dendiğini açıklayarak, kendisinin ise bu kişilere “Evet, ben Gülen hareketinin neyi hedeflediğini, harekete mensup kişilerin nasıl insanlar olduklarını çok iyi biliyorum. Fethullah Gülen’in onursal başkanı olduğu FID Berlin ile Türkiye’ye de gittim, Gülen’in öğretilerini de kitaplarından öğrendim.” dediğini söyledi.

Alman Bilimadamlarından Gülen Hareketi İle İlgili Tespit

“Çocuklarımı Gülen Okullarına Ben De Verirdim”

Gülen hareketine mensup inançlı insanlara Almanya’da ihtiyaç duyulduğuna vurguda bulunan Dr. Erika Godel, ülkenin özgürlükçü-demokratik düzenine beraberce sahip çıkılmasının önem arz ettiğini belirterek, Hıristiyan ve Müslümanların birbirlerinden öğrenecekleri çok şeylerin olduğunu kaydetti. Godel ayrıca, programının bir yerinde kendisine yöneltilen soru üzerinde “Ben de çocuklarımı Gülen okullarına verirdim. Çünkü çocuklarımın farklı kültürleri öğrenmelerini isterdim.” dedi. FID Berlin Başkanı Ercan Karakoyun’u ‘örnek göçmen’ olarak nitelendiren Godel, Gülen hareketine mensup kişilere övgüler yağdırdı.

Karakoyun ise, Gülen Hocaefendi ile Protestan düşünür August Hermann Francke’nin (1633-1727) öğretilerini kıyaslayarak iki düşünürün hayatlarından kesitler sundu. Gülen-Francke ikilisinin eğitim için verdikleri mücadele ve kişisel fedakarlıklarını anlatarak “ikisinin de kendi dini inançları doğrultusunda Allah’a tevekkül ederek, kendilerini başkalarına adadıklarını” ifade etti. Francke’nin kurduğu okullara dikkat çekerek kendisinin “Bu okullarda yüzlerce yetim çocuğun yiyip-içip eğitim görmelerini kendi başarım olarak görmem ne büyük ahmaklık olur. Bunların hepsi Yaratıcı’nın yardımıyla oluyor.” dediğini hatırlatan Karakoyun, Gülen Hocaefendi’nin de sürekli olarak tevazudan bahsettiğini ifade ederek Gülen’in de “Allah rızasını kazanmak için yapılan hizmetleri şahıslara bağlamak doğru değildir, bu ihlası kırar. Her başarıyı Allah’tan bilmek bizim düsturumuzdur.” dediğinin altını çizdi. Karakoyun’un programın kapanışında söylediği “Mevlana, gel, gel, ne olursan ol yine gel, ister kafir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel’ diye insanları diyaloga çağırıyor. Fethullah Gülen Hocaefendi ise şunu söylerdi: ‘Dur, dur, ne olursan ol yerinde dur. Ben sana gelirim.” şeklindeki sözleri alkışlandı.

“Hocaefendi İslam’da Reform Yapmıyor”

Baden-Württemberg Eyaleti Başbakanının danışmanı din bilimci Dr. Michael Blume ise yaptığı konuşmada, Francke ile Gülen’in fikirlerini inanç ve eğitim konuları üzerinden okumak gerektiğini belirterek, kişisel dindarlık, eğitimli toplum ve çocukların sorumluluğunu üstlenmek gibi temel noktaların önemli prensipler olduğunu kaydetti. “Tabandan yükselen hareketlerin otoriter-eliter sınıflar tarafından tarihte olduğu gibi günümüzde de komplo teorileriyle damgalanıp bastırılmaya çalışıldığını” hatırlatan Blume, Türkiye çıkışlı Gülen hareketinin de halkın içinden çıktığını ve dindarlık ile moderniteyi barıştırdığını kaydetti. Gülen’de maneviyatın temel bir öğreti olduğunu, inançlı müslümanın görevinin kendini insanlara adamak olduğunu hatırlatan Blume şu önemli tespite de vurguladı: “Fethullah Gülen’i bazıları Calvin’le karşılaştırıyor. Halbuki Gülen yeni bir teoloji üretmiyor ve iddia edildiği gibi İslam’da da reform yapmıyor.”

Blume ayrıca, “Francke’de olduğu gibi Gülen hareketinde de eğitim için maddi-manevi fedakarlıklar yer alıyor. Ancak Francke de misyonerlik temel bir hedef iken, Gülen de ise diyalog ve karşındakini olduğu gibi kabullenerek evrensel değerlerin kabulüne vurgular var.” dedi.

Stuttgart BIL Eğitim Kurumlarının Genel Sekreteri Muammer Akın ise yaptığı sunumda hayata geçirdikleri eğitim projeleriyle Almanya’da varolan ‘Türk göçmenler eğitime önem vermez’ önyargılarını kırdıklarını ifade ederek, okul-aile işbirliğiyle eğitim sorunlarına pragmatik çözümler ürettiklerini örnekleriyle açıkladı. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin okul açılması düşüncesinin doğruluğunun günümüzde daha iyi anlaşıldığını kaydeden Akın, gençlerin okullarından mezun olup toplumda saygın konuma gelmeleri için okul olarak her türlü fedakarlığın yapıldığını anlattı. Göçmen gençler arasında Almanca dil bilgisi sorunu yaşandığına da değinen Akın, gençlerin yüksek seviyede teşvik edilmediği takdirde gelecekte daha fazla sorunların yaşanacağı uyarısında bulundu. Türk müteşebbislerin okullarına sahip çıktıklarını anlatan Akın, kapılarının Alman kökenli öğrencilere de açık olduğunu söyledi. “Gülen hareketi dinamik kendini yenileyen bir hareket” diyen Akın, Gülen’in eğitim konseptinde çoğulculuğu teşvik ve evrensellik olduğunun altını çizerek, mevcut ilkelerin kendileri tarafından örnek alındığını kaydetti.

“Gülen Okulları Marka”

Hıristiyan din bilimleri uzmanı Prof. Dr. Johann Hafner Gülen hareketine bağlı okullarda Fethullah Gülen’in öğretileri doğrultusunda diyalog, hoşgörü, farklılıkları kabul, herkesi kendi konumunda görme gibi değerlerin öğretildiğinin altını çizerek “Gülen hareketine bağlı bir okul olmak marka olarak değerlendirilmelidir. Ben şahsen İstanbul ve Kahire’deki okulları bizzat yerinde gördüm. Hepsi de bulundukları coğrafyalarda en kaliteli okullar.” dedi. Hafner ayrıca, herkesin çocuğunu istediği özel okula göndermesinin gayet doğal olduğunu ifade ederek, kendisinin de üç çocuğunu farklı farklı Protestan ve Katolik okullarına gönderdiğini hatırlattı.

Bu arada Felsefe bilimci Dr. Kristin Junga sunumunda ünlü düşünür Alexander von Humboldt’un hayatından kesitler sunarak dindarlık ve eğitimin birbirine bağlı olgular olduğuna işaret ederek, “bir insanı eğitime motive eden temel unsurun muhakemesi olduğunu ve insanın hislerini aklıyla teyit etmesi gerektiğini” söyledi. Zaman Gazetesi başkent muhabiri ve köşe yazarı Süleyman Bağ ise Gülen hareketinin medya çalışmalarından örnekler vererek, eğitim ve diyalog faaliyetlerinin medyada da yansıtıldığına işaret etti. Bağ, “Çatışma endeksli haberler yerine çözüm üreten ve toplumsal barışı merkeze alan haber anlayışımız var.” dedi. Konferansta ayrıca, Dr. Klaus Möllering ve Erhard Brunn da medya ve eğitim konulu tebliğler sundu. Konferansın bir panelinde ise çocuklarını Berlin’deki Tüdesb Eğitim Kurumlarına gönderen velilere de yer verildi. Programa avukat Belgin Akgül ve bilgisayar mühendisi Özcan Yıldız da katılarak, çocuklarını Gülen hareketine mensup kişiler tarafından açılan okul ve çocuk yuvalarına niçin gönderdiklerini anlattılar. (Oktay Yaman)

Share:

More Posts

Send Us A Message