Türkiye’de ‘bilimsel’, ‘nesnel’ gibi meşrulaştırıcı sıfatları kullanmadan, sosyal bilimler alanında yapılmış bir çalışmaya güvenilirlik kazandırmanın düzlemi henüz oluşmadı. Bu yüzden, pek çok bilimsel(!) metin yazılıyor, görüş ortaya atılıyor. Söz konusu zihinsel kirliliğin ve kavramsal yutturmacanın son örneğini, geçenlerde yayınlanan bir kitapta gördük. Bayram Balcı imzasıyla İletişim Yayınları’ndan çıkan “Fethullah Gülen Okulları” adlı kitap, hem yayınevi hem de entelektüel dünyamız için bir talihsizlikten başka bir şey değil.
‘Somut ve nesnel bir değerlendirme’ olarak sunulan kitap, aslında kaynağa dayalı verilerden çok, yazarın ‘izlenim’lerinden oluşuyor. Bilimsellik fikri uyandırmak için olsa gerek, kitabın çeşitli bölümlerine eklenen şemalar ve fotoğraflar, yapıtı kurtarmaya yetmiyor. “Orta Asya’da İslam Misyonerleri” ön başlığını taşıyan bu doktora tez çalışması, nasıl oluyor da onca bilgiyi dipnotsuz sunuyor? Zira, kitaptaki tutarsızlıklar, değil bir doktora tezini, herhangi bir incelemeyi bile ‘değersiz’leştirecek türden. Bayram Balcı, kitabın ‘Giriş’ bölümünde, Fethullah Gülen’in teşvik ettiği eğitim hareketinin “İslamcı örgütlere benzetilemeyeceğini” söylüyor; fakat kitap boyunca söz konusu çabaları ‘örgüt’ diye adlandırıyor, sözgelimi. Said Nursi’nin bir ‘şeyh’ olmadığını belirttikten sonra tam aksini söyleyebiliyor. Ayrıca, Risale-i Nur’un Osmanlıca yazılıp sonradan Türkçeye çevrildiği, Asr-ı Saadet’te yaşanan ‘İfk’ hâdisesinde Ebû Süfyan’ın yer aldığı ya da Zaman Gazetesi’nin yayın yönetmeninin Alaaddin Kaya olduğu gibi gülünç bilgi yanlışlarına düşüyor. Bunlar yetmezmiş gibi örtük biçimde kullandığı küçültücü söylemden vazgeçmiyor: Şeyh, pir, üstat, şef gibi sıfatlarla andığı Fethullah Gülen’i ‘hilecilik’le, ‘despotluk’la, ‘kurnazlık’la itham ediyor. Gülen’in gazetecilerle yaptığı söyleşileri, ‘olumsuz yönlerinin ustaca gölgelendiği’ menkıbeler diye adlandırıyor. Bunları söyleyen Balcı’nın ölçütünün ne olduğu ise belli değil. Bilim çevrelerini, hiçbir kaynağa dayanmayan bu ‘bilgi’lere inandırmak bir hayli zor olsa gerek. Şu da var: Dinî duyarlılıktan da beslenen bir oluşumu yalnızca Max Weber’in tipolojisiyle açıklayamazsınız. Cemaatin, toplumun tüm katmanlarına ‘sızmak’ istediği için dergisine ‘Sızıntı’ adını koyduğu gibi düş ürünü çıkarımların, bir akademik çalışmada ne işi olabilir? Şaşı bakan, yanlış görür. Aslında, yazılacak çok şey var, ne ki, ironik biçimde Fransızca yazılıp sonradan Türkçeye çevrilen ve çeviri yanlışlarıyla geçiştirilemeyecek imâlar taşıyan bu ‘sinsi’ ifadeleri, paranoyak öngörüleri burada sayıp dökmek sayfalar tutar.
Bayram Balcı, çalışmasını hazırlayabilmek amacıyla gittiği ve üç yıl kaldığı Orta Asya’daki birtakım eğitim faaliyetlerini imâlı biçimde ‘görev gereği’ diye niteliyordu. Kendisi de oraya bir ‘görev gereği’ gitmiş ve bu kitap da o ‘görev’in bir sonucu olarak yazılmış olmasın? Balcı’nın onca ülke varken, ‘iştah’la ve ısrarla Özbekistan üzerinde durmasının bir anlamı olmalı. Yoksa, kaynakçası yetersiz, dipnotları eksik, Fethullah Gülen hakkında kulaktan dolma bilgilere dayanan bu çalışmanın Fransa’daki bir doktora kabul jürisinden onay almasını nasıl açıklayacağız? Üstelik, Fransa Kültür Bakanlığı bu çalışmanın yayınlanmasına destek olmuşken…
İletişim Yayınları’nın ise bu niteliksiz çalışmayı yayınlayarak saygınlığına leke sürdüğünü belirtmek gerek. Leke, böylesi tutarsız bir çalışmayı basmakla da sınırlı değil: İletişim Yayınları, kitabın kapağında Fethullah Gülen’in Selahattin Sevi’ye ait fotoğrafını ‘izinsiz’ kullanarak bir ayıp daha işlemiş. Kaldı ki, İletişim, bu ülkede korsan kitaptan canı en çok yanmış yayınevidir. Bugüne kadarki yayın çizgisi düşünüldüğünde tüm bunları yadırgamamak elde değil. Editörler keşke, bu sözde akademik çalışmanın ne kadar nesnel(!) olduğunu duyurarak kamuoyunu yanıltmak yerine, kitaptaki güncel bilgi yanlışlıklarını, dizgi hatalarını düzeltmeyi seçseydi. Zira, asıl kötülüğü kendilerine yaptıklarının farkında değiller. (M. İlhan Atılgan)








