Türkiye’den savaş sırasında Bosna-Hersek’e giden ilk eğitim gönüllüleri de 1994’te Saraybosna’ya tünelden girmişler. Boşnak halkın, canını, namusunu, vatanını korumaya çalıştığı o hengamede, bu toprakların geleceği olan nesilleri yetiştirmeye talip birkaç gönüllü öğretmen, günlerce süren aç, susuz, yaya yolculuktan sonra İgman dağını aşıp tünelin kapısına ulaşır. Sıra kendilerine geldiğinde ‘Mücahit misiniz?’ diye sorulur. Çünkü o dönemde Müslüman ülkelerden cephede savaşmak için gelen gönüllüler de vardır. ‘Evet, biz kalem mücahidiyiz. Buraya okul açmaya geldik.’ cevabına ikna etmek o şartlarda çok zordur; ama izni İlahi ile açılır yolları. Savaş sırasında bodrum katlarında bile olsa eğitime devam eden okullarda öğretmenlik yaparlar. Savaştan sonra okul açana kadar onlarca öğrencinin Türkiye’deki özel okullara gitmesi sağlanır. Harabeye dönmüş 2’şer katlı 3 binayı tamir ederek eğitime başlarlar.
Saraybosna’daki uluslararası okulun yanı sıra bir dil merkezi, Bihaç’ta lise, Tuzla’da ilköğretim okulu faaliyet gösteriyor. “Okullarımızda üç etnik grup aynı çatı altında okuyor. Bu ülkede bunu başaran tek okul bizimki. Uluslararası ilkokulda 20 farklı ülkeden öğrenciler var. Bugün yaşanan güzelliklerin hepsi ilk gelenlerin çabası ve duası ile oldu.” diyor Okul Müdürü Fatih Gürsoy.
Bugün İgman dağının eteğinde Ilıca ilçesinde 7 binadan oluşacak eğitim kompleksinin ilki olan uluslararası okul 2006-2007 döneminde eğitime açılmış. Daha önce kiralık binalarda eğitim verdiklerini belirten Gürsoy, okulla ilgili şu bilgileri veriyor: “900 öğrencimiz var. Eğitim dilimiz Türkçe ve İngilizce. Öğrencileri sınavla alıyoruz. Şehit çocuklarına ayrılmış kontenjanımız var. Onlara ücretsiz eğitim veriyoruz. İlk gelen öğretmenlerin Türkiye’deki okullara gönderdiği çocuklar bugün meslektaşımız oldu.”
“İyi ki geldiler”
Bosna Hersek’te Türk eğitimcilere ilk günden beri destek olan eğitim aşığı Boşnak asıllı Prof. Tarık Obraliç, ‘İlk’leri tünelde karşılayanlardan biri. O günleri anlatırken “İyi ki geldiler.” diyen Obraliç şöyle konuşuyor: “Bosna’ya güzel kravatla, şık elbiselerle, parayla, uçakla gelmedi bu insanlar. Toprağın altından girdi buraya hizmet. Çiçek tohumunu toprağa atınca büyür, güzel olur, güzel kokmaya başlar. Topraktan çıkan şey güzel oluyor, hizmet de öyle. Bir gün tünelden 4 kişi girdi. Günde 2 bin bomba düşüyordu şehre. Mücahidiz, dediler. Hani nerede silahınız, dedim. Biz kalem mücahidiyiz, dediler. İyi ki geldiler. Ceplerinde sadece 200 dolar vardı. Bir onlar eksikti başımızda, dedik önce. Yıllar geçti. Okullarımız bugün Avrupa’nın en iyi okullarıdır. Ben bir eğitim hastası olarak buradayım. Avrupa kendileri gibi yaşamamızı istiyor. İslamsız Müslüman istiyorlar. Biz Osmanlı torunlarıyız. Gayri meşru ilişkiler, içki, sigara, uyuşturucu olmayan tek okul burası.”
7 şehit, 7 tohum oldu ve yüzlerce çiçek açtı Saraybosna’da
Fidan Turizm’in Genel Müdürü Ali Dokumacı, buraya gelen ‘ilk’lerden biri. Ilıca’daki okul açılınca yakında oturan yaşlı bir kadının ziyaretine giden Dokumacı, ona artık komşu olduklarını söyler. Ziyarete sevinen kadın “Benim de bir oğlum vardı. Tam okulun bulunduğu yerdeki cephede şehit oldu.” der. “Allah’a şükür, senin bir oğlun buraya tohum gibi düştü, bak yüzlerce öğrenciyle çiçek açtı.” cevabını verir Ali Bey. Teyzenin sözü bitmemiştir: “Oğlumuz, evimizin tek çocuğuydu. Burada tek çocuğu olan 7 aile idik. Onlar da hep aynı yerde şehit oldu.” Ali Bey ve arkadaşları bu sözler üzerine düşünürken okulun henüz tamamlanmamış projesine dikkat ederler. Yıllar önce toprağını korumak için nice şehidin kanı dökülen bu arazide kurmayı planladıkları eğitim kompleksinin 7 adet binası vardır. Yere düşen 7 şehit, tohum olmuş, onların üzerinde yükselen 7 bina ile yüzlerce çiçek serpilmiştir Saraybosna’ya. Üstelik onlar, savaş sebebi olan ayrılıkları bir kenara bırakıp barış içinde, aynı toprağın insanları olarak bir arada yaşama gayesi ile filizleniyor. (Şemsinur Özdemir)








