Yaz Ramazanlarında ibadetle serinleyelim

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Yaz Ramazanlarında ibadetle serinleyelim

Yaz Ramazanlarında ibadetle serinleyelim

Havalar sıcak. Yaz ayı tüm cazibesiyle bizi dağlara, denizlere, mevsimin güzelliklerini hissetmeye davet ediyor. Güneş en parlak zamanlarını yaşarken aklımızı çeliveriyor: “En ihtişamlı günlerimdeyim ey fani yolcu, gel buluşalım. Seneye kalacağın belli mi?” İlahî çağrı ise mevsimin Kur’an ve oruç ayı Ramazan-ı Şerif olduğunu hatırlatıyor bize. Yapılan ibadetlerin onlarca katı ile mükâfatlandırıldığı, manevî neşesi bol bir zaman dilimini idrak ediyoruz. Ancak Ramazan’ın yaz mevsimine denk gelmesi, her dakikası ibadet, hayır ve hasenatla geçirilmesi gereken bu günleri ıskalamamıza sebep olabiliyor. Kışın manevî motivasyonumuz daha yüksek iken, yaz aylarında dış etkenlerin etkisiyle vazifelerimizi yerine getirmekte biraz zorlanıyoruz. Ülfet bulutları, ibadetlerimizin üzerinde dolaşarak şevkimizi kırıyor.

Yapılması gereken elbette dünyadan büsbütün el etek çekmek değil. Yazın tadını çıkararak da bu günlerin hakkını vermek mümkün. Bunun için belki de iç dinamiklerimizi bir kez daha gözden geçirmemiz gerekiyor. O halde ilk sorumuz, “Rehavet ve tatil havasının üzerimize çöktüğü bu aylarda manevî hayatımızı nasıl canlı tutabiliriz?” olsun. Sorumuza yanıt bulmak için ülfet hâli ve metafizik gerilim kavramlarına değinmekte yarar var. Fethullah Gülen Hocaefendi ülfeti, insanın bir şeye karşı alışkanlık peyda etmesi, etrafındaki orijinal ve harika şeylere alâkasız kalması olarak tanımlıyor. Metafizik gerilimi ise, iç coşkunluğu, aşk, heyecan ve şevk potansiyeli, manevî duygularımızın daima aktif halde bulunması, bizi ibadetlere sevk edecek güç kaynakları olarak ifade ediyor. İşte, yaz mevsiminin cazibesiyle metafizik gerilimimiz zamanla yerini ülfet haline bırakıyor. Hocaefendi, bu hâlden kurtulmak için başvurulması gereken çareleri ‘İnancın Gölgesinde’ adlı eserinde şu başlıklar altında ele alıyor: “Benlikten vazgeçilmelidir, iradenin kavgası verilmelidir, nefse düşkünlükten vazgeçilmelidir, Marifetullaha ulaşmak lâzımdır, kalp ve ruhta operasyon yapılmalıdır, daima tefekkürle, kalp ve kafayı beslemek lâzımdır, hayalde de istikamet kazanmak lâzımdır, ölümü sık sık hatırlamak lâzımdır, kalbin incelmesi ve yumuşamasına çalışmak lâzımdır.” Dış âleme ait meseleleri ise “iyi arkadaşlar içinde olunmalı ve meşguliyetsiz kalınmamalı.” olarak özetliyor. Yani, Ramazan-ı Şerif’i bizi bu aydan uzaklaştıracak ortamlardan ziyade, camiler, mukabele meclisleri, iftar-sahur organizasyonlarıyla dolu dolu geçirmekte fayda var.

İbadetin mükâfatına odaklanma

Manevî boşluk ya da yetersizlik hissedilen noktada dikkat edilmesi gereken ise ümitsizliğe düşmemek. Dicle Üniversitesi Din Psikolojisi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Celal Çayır, meseleye bu nazarla bakıyor ve insanın ömrü boyunca hep aynı çizgide bir hayat süremeyeceğine vurgu yapıyor. Kişinin dinî inanç ve tutumları, his ve heyecanları tekdüze değil. Zamana-şartlara göre değişiyor, dönüşebiliyor ya da artıp eksiliyor. Kimi zaman aşk ve iştiyak ile Yüce Yaradan’a, dostlarımıza bağlanırken, bazen de içe kapanıp her şeyden kopabiliyoruz. Kulunun bu hallerini kendisinden daha iyi bilen Cenab-ı Hak da mü’minin hayatında ümitsizliğin olamayacağını, kendisinden ümidini kesenlerin yalnızca kâfirler olacağını beyan buyuruyor. Hasılı, ibadetler insana zor gelebilir ancak her bir zorluk onu yapana beklemediği birçok mükâfat kazandırabilir. Bu yüzden mükellefiyetlerimizi birer külfet olarak görmeyip sabırla ifa etmede kararlılık göstermemiz gerekiyor Çayır’a göre.

Niyette saklı hakikat…

Yaz günlerinde nefsimizi en çok zorlayan ibadetin oruç olduğunu söyledik. Hele bir de meseleye yalnızca ‘saatlerce aç susuz kalmak’ olarak bakıyorsak, basit sebeplerle oruç tutmamaya karar verebiliyoruz. Oysa Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Öğretim Üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker, oruç ibadetinin sırrının niyet nazarında saklı olduğuna vurgu yapıyor. Onun tespitleri yalnızca Ramazan ve üç aylarda değil, her daim manevî dinamiklerimizi ayakta tutmamıza vesile olacak türden. Şöyle ki, oruç farkında olmadan bize çok önemli bir şeyi anlatmaya ve öğretmeye çalışıyor. Rabb’imiz önemli bir hakikati öğrenmemiz için bize bu ibadeti emretmiş. Yazın sıcağında rahat oruç tutabilmenin sırrı da bunu kavramada gizli. Çeker, o ibretlik hakikati şöyle izah ediyor: “Biz Müslümanlar ‘niyet’ denilen şeyin hakikatini ve gücünü anlamış değiliz. Niyet, amellerin sahih olması için ön ve vazgeçilmez şartıdır.” Öyleyse niyet nedir? Niyet, ruhun bedene emridir. Beden, ruhu zayıf görürse yani niyeti gevşek bulursa o emri yerine getirmez. Kısacası beden kaçamak yapmaktan ümidini tamamen kesmiş olmalıdır. Öyle ki güçlü ruh, güçlü şekilde niyet etti mi beden ne pahasına olursa olsun o emri yerine getirir. İşte bu iradenin varlığını bize oruç öğretiyor. Ve o inançla sahurda ettiğimiz niyetle kavurucu sıcaklara rağmen akşama kadar yemeden içmeden duruyoruz. a.kossekoglu@zaman.com.tr

Sıcakta sefere çıkılır mı?

İnsan fıtratı, daha çok rahatı, bolluğu, güzelliği ve huzuru sever; sıkıntı ve meşakkat çekmekten ise hoşlanmaz. Tam da burada Tebük Seferi bize baştan sona mü’minlerin zorluklarla imtihanını hatırlatır. Ağaçların meyveye durduğu, herkesin gölgede serinlemek için can attığı yazın en sıcak günlerinden birinde Allah Resûlü, düşmanlarının oldukça güçlü olduğu uzak bir yere seferberlik ilan etmişti. Mü’minler, yaz meyveleri, ağaç gölgeleri ve ailesinin yanında kalmak ile Allah yolunda cihada gitmek arasında bir tercih yapacaklardı. Bu imtihan ile mü’min ile münafık birbirinden ayrılacaktı. “Sıcak bir mevsimde sefere çıkılır mı?” diyenlere nazil olan Tevbe Sûresi 81. ayet-i kerime şöyle cevap veriyordu: “Allâh’ın Rasûlü’ne muhâlefet etmek için geri kalanlar (sefere çıkmayıp) oturmaları ile sevindiler; mallarıyla, canlarıyla Allâh yolunda cihâd etmeyi çirkin gördüler de; “Bu sıcakta sefere çıkmayın!” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır! Keşke anlasalardı!”

Share:

More Posts

Send Us A Message