Anadolu’dan bir gönül türküsü yükseldi 20 yıl önce. Çile, ümit ve fedakârlıkla bezeliydi. Ama bütün dünyaya umut müjdeliyordu. Yüreklerindeki bu umudu dünyanın dört bir yanına götürmek isteyen Anadolu’nun fedakâr insanları yollara düştü. Gayeleri “sinelerindeki ilhamı ölü dünyanın gönüllerine boşaltmak”tı. Ne Sibirya’nın soğuğu ne Afrika’nın sıcağı ne de geride bıraktıkları gözü yaşlı çocukları durdurabildi onları. Daha önce hiç görmedikleri, tanımadıkları, dilini dahi bilmedikleri ülkelere geleceğe rengarenk bir ufuk çizmek için koştular. Gittikleri ülkelerde gönül dili ve hal şivesiyle, kalplerde silinmeyecek nakışlar bıraktılar. Bu sebepledir ki ektikleri tohumlar kısa sürede meyveye durdu. Emekle, çileyle, özveriyle yetiştirdikleri öğrencileri her yıl, Anadolu insanının gönlüne misafir etmeye başladılar. Bu yıl 10.su düzenlenen Uluslararası Türkçe Olimpiyatları için gelen 135 ülkeden bin 500 öğrenci bugünlerde ülkemizi şenlendiriyor. Şiirleri, şarkıları, halkoyunları, özel becerileriyle bizi bize resmediyorlar adeta. Türkçeleri ve Türkiye’ye olan sevgileriyle geleceğe umut aşılıyorlar.
‘Yeni bir dünya’ inşa edecek bu çocukların arkasında şüphesiz onları binbir özenle yetiştiren öğretmenler var. Dile kolay, dünyada çok yaygın olmayan, belki çoğunun okula başladığında var olduğunu öğrendiği Türkçeyi öğretiyorlar. Sadece dil öğretmekle kalmayıp bu ülkenin mana güzelliğini de o diyarlara taşıyorlar. Bunu da hal dili gibi en etkili yöntemle yapıyorlar. Onların destansı hikâyelerine ‘Türkçenin Çocukları’na kulak verdiğimizde daha yakından şahit oluyoruz.
‘Öğretmenim bana annem gibi sarılıyor’
10. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’na Afganistan’dan katılan Habibullah Jeren de o öğretmenlerin özenle yetiştirdiği öğrencilerden biri. Mezar-ı Şerif Afgan-Türk Okulu’nun 10. sınıfında okuyan Habibullah, Türk okullarına girebilmek için büyük bir mücadele vermiş. Yoğun talep sebebiyle stadyumlarda yapılan sınavlara üç kez girmiş. Sonunda Türk okulunda okumaya hak kazanmış. Bu haberi duyduğu günün hayatının en mutlu anı olduğunu söyleyen Habibullah, okula ilk adım attığı günü hiç unutamıyor. Kısa sürede öğretmenleri ve arkadaşlarıyla kaynaşmış. Öğretmenlerinin gayreti ve teşvikiyle 8 ay gibi kısa bir sürede Türkçeyi akıcı bir şekilde konuşur hale gelmiş. Türk öğretmenlerin sıcaklığına ve dost tavrına hayran kalmış. Kısa sürede ağabey-kardeş ilişkisi kurmuşlar. Habibullah’ı en çok etkileyen öğretmeni ise Hüseyin Hoca olmuş. Okula ilk adım attığı günlerde kendisine gösterdiği ilgi ve yakınlık dolayısıyla öğretmenine karşı büyük bir sevgi duymuş. “Onun en çok hangi davranışı seni etkiledi?” diye sorduğumuzda hüzünlenerek “Sarılması” yanıtını veriyor: “Öyle içten sarılıyordu ki kelimelerle anlatamam. Anne-babama sarılırken duyduğum hissi ona sarılırken de duyuyordum.” Ancak Habibullah’ın çok sevdiği öğretmeniyle birlikteliği pek uzun sürmemiş. Tanıştıktan iki hafta sonra Hüseyin Hoca’nın tayini çıkmış. Bu Habibullah’ın Türk okullarında yaşadığı en büyük üzüntüsü olmuş: “İnanmazsınız belki ama tam 24 saat ağladım. Onun gidişi bir yakınımı kaybetmişim gibi hissettirdi bana. Hâlâ Hüseyin Hoca’mı unutamam. Bazen dua ederim tekrar okulumuza gelsin diye.” (Cihan Yenilmez)
‘Türkçeyi kalplerin dili olarak görüyorum’
Stuttgart Bil Koleji’nde okuyan Aleksander Frellesen (15) de Afgan Habibullah gibi öğretmenlerini çok seviyor. Aynı duygu, ideal ve sevginin insanlarının farklı olması beklenemez zaten. Babasının Türk okuluna yazdırmasıyla Türkçe ile tanışmış Aleksander. İlk başta bu okula gitmeyi pek istememiş. Ancak eğitimine başladıktan sonra hem Türklere hem de Türkiye’ye karşı olan önyargıları yıkılmış. Öğretmenlerinin şefkatli ve sıcak tavırları onu çok etkilemiş. 7 ay gibi kısa bir sürede dilimizi akıcı bir şekilde konuşur hale gelmiş. Öyle ki Kemal Sunal hayranı olacak, Hababam Sınıfı’nın repliklerini yapabilecek, Türkiye’deki ünlü isimleri sayabilecek, Türkçeyi şiveleriyle birlikte öğrenebilecek kadar bizden biri olmuş. Aleksander, “Bu kadar kısa sürede Türkçeyi hem de şiveleriyle birlikte nasıl öğrendin?” sorumuzu, “Bir dili öğrenmek için istek lazım. Onu da bana öğretmenlerim verdi.” diye cevaplıyor. Okulunda Alman öğretmenler de çalışıyor ama Aleksander en çok Türk öğretmenlerini, özellikle de matematik öğretmeni Atakan Hoca’yı seviyor. Zira Türkçe öğrenmedeki en büyük yardımı da bu hocadan görmüş. Aleksander, Türk okuluna başladıktan sonra birçok Türk arkadaş edinmiş. Alman gencin, Türk okullarında edindiği Türk algısı ise şöyle: “Siz Türkler çok sıcak insanlarsınız. Güler yüzlüsünüz. Sevmeyi ve bunu göstermeyi iyi biliyorsunuz. Bu da beni çok etkiliyor. Bu nedenle Türkçeyi öğrendim. Çünkü bu dili kalplerin dili olarak görüyorum.”
‘Öğretmenimi Türkçe konuştuğu için seviyorum’
Senegal’den gelen Meryem Ane (12) ise Türkçe Olimpiyatları’na ilk kez katılıyor. Ama ablası geçtiğimiz yıl halk oyunlarında sahne almış. Ablasının iyi eğitim alması ve Türk okullarından evde övgüyle bahsetmesinden etkilenen Meryem, geçtiğimiz yıl bu okullara gitmeye başlamış. Kilometrelerce uzaktan kendilerine eğitim vermeye gelen öğretmenlerini çok seven Meryem, en çok Vildan Abla diye hitap ettiği Türkçe öğretmenini seviyor. Türkçeyi de onun sayesinde öğrenmiş. Okullarında Senegalli öğretmenler de çalışıyor ancak Meryem, Alman Aleksander gibi Türk öğretmenleri daha çok seviyor. Sebebini de ilginç bir şekilde açıklıyor: “Okulda Senegalli öğretmenlerimiz Fransızca ya da İngilizce konuşuyor. Vildan Ablam ve diğer Türk öğretmenler ise Türkçe konuşuyor. Ben Türkçeyi çok sevdiğim için Türkçe konuşulmasını istiyorum. O nedenle öğretmenlerimi Türkçe konuştukları için çok seviyorum.”
‘Türkleri Türk Okullarıyla sevdim’
Olimpiyatlara güzel sesiyle renk katan Iraklı Yadigar Muhammed (15), Türkçeyi bir gönül dili olarak görenlerden. Kendi ifadesiyle Irak’ın en başarılı okulu olan Işık Koleji’nde eğitim görüyor. Kolejde okumak isteyen birçok kişinin olduğunu ancak imkânlar el vermediği için okuyamadıklarını anlatan Yadigar, bu anlamda kendisini şanslı hissediyor. Bu kurumlar sayesinde Türk insanına karşı büyük bir sevgi besleyen Yadigar, “Irkçı konuşmaların ne kadar yanlış olduğunu Türk okullarında daha iyi anladım. Türk-Kürt-Arap olmak önemli değil bence en önemli şey insan olmak.” diyor. Hiçbir ayrım yapmadan kendileriyle ilgilenen öğretmenlerini örnek alan genç kız, yaşanan sıkıntıların çözümünü de yine öğretmenlerinin diliyle söylüyor: “İnsanlık el ele. Bayram o bayram ola.”
Habibullah, Aleksander, Meryem ve Yadigar’ın Türk öğretmenlerine karşı hissettiği duyguları şüphesiz dünyanın dört bir yanındaki Türk okullarında öğrenim gören diğer yabancı öğrenciler de hissediyor. Onlara bu duyguyu, gönül diliyle konuşan fedakâr öğretmenlerimiz aşılıyor. Dünyada sulh adacıkları oluşturmaya devam eden öğretmenlerin hal diliyle yetiştirdikleri nesiller, yeni bir dünyanın müjdesini vermeye başladılar bile.








