Cennet müjdesi aşklarını artırdı

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Cennet müjdesi aşklarını artırdı

Cennet müjdesi aşklarını artırdı

Onlar, ufukların karanlık olduğu, kurtuluş adına hiçbir ümit emaresinin bulunmadığı bir dönemde asla ümitsizliğe düşmemişler. Herkes, Efendimiz’e sırtını döndüğünde, O’na (sallallahu aleyhi ve sellem) ve Kur’an-ı Kerim’e sahip çıkmışlar. İnen ayet sayısının beş-altıyı bulmadığı zorlu evrede büyük hakikate sıkıca sarılmışlar. Vatanlarından, çoluk çocuklarından ayrılıp hicret etmeleri istenmiş, tereddüt etmeden bu emri yerine getirmişler. İslâm akidesi için Allah yolunda en yakın akrabalarına karşı dahi çarpışmaktan geri durmamışlar. Dünya metaı karşısında hiç mi hiç eğilmemişler, hayatlarının sonuna kadar tuttukları zirveyi hep korumuşlar. Ve gün gelmiş Efendiler Efendisi’nin mübarek ağızlarından inci mercan sözler dökülmüş de cennetlik olduklarını öğrenmişler.

Sahabe-i Kiram her namazında samimiyetle, ‘istikamet üzere en doğru yola iletilme’ isteği içerisinde olur ve bu yoldan zerre miktar şaşmaz. Gün gelir Cennet müjdesi alırlar. Bu kez de ona layık olmak için canlarını dişlerine takarlar.

Nebiler Serveri, “Bana ümmet olacak biri yok mu?” buyurduğunda “Ben varım ya Resûlullah!” diyen Hz. Ebû Bekir… “Lâ ilâhe illallah” dedikten sonra arkasına ashabı alarak Kâbe’ye gidip açıktan namaz kılan Hz. Ömer… “Benim tebliğ ettiğim bu dini kabul edecek yok mu?” nidasını işittiğinde defalarca “Ben” diye haykıran Hz. Ali… Varını yoğunu Hak yolunda infak eden cömertlik ve hayâ abidesi Hz. Osman… “Sana bir zarar verirler düşüncesiyle kapının önünde perdedâr olmaya geldim.” deyip Allah Resûlü’nün kapısında kılıcıyla nöbet tutan Sa’d İbn Ebi Vakkas… Uhud’da Efendimiz’in mübarek yanaklarına batan miğfer parçalarını dişleri ile çıkaran Ubeyde b. Cerrah… “Yâ Resûlullah! Senin yakalanıp şehit edildiğini duymuştum. Bu kılıçla onlara hadlerini bildirmeye gidiyordum.” diyen Zübeyr b. Avvam… Uhud’da Gönüller Sultanı’na siper olan ve “Talha Rasûlullah’a yardım ettiği zaman cennet ona vacip oldu” buyruğuna mazhar olan Hz. Talha b. Ubeydullah… Hiçbir zaman puta tapmayan, Peygamberimiz’in iman davetini duyar duymaz icabet eden Hz. Said b. Zeyd…

İşte, Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tarafından Cennet’e girecekleri daha hayatta iken kendilerine müjdelenen bu on sahabeye ‘Aşere-i Mübeşşere’ deniliyor. Allah Resûlü, onların Cennetlik olduğunu değişik vesilelerle ifade buyuruyor. Bu noktada “Cennetle müjdelenmeyen ashap oraya gidemeyecek mi?” sorusu akla gelebilir. Fethullah Gülen Hocaefendi bu sorunun dahi su-i edep sayıldığı kanaatinde. Efendimiz, “Allah, ümmetimden yetmiş bin insanı sorgusuz sualsiz Cennet’e koyacak.” buyurur ki hadiste sorgusuz sualsiz Cennet’e gidecek olan insanlar içinde evvelâ Ashab-ı Kiram’ı düşünmek gerekiyor. Bu hadisin devamında “Ben, Cenâb-ı Hak’tan artırmasını istedim. Her bire bedel, bir yetmiş bin, bir yetmiş bin oldu.” beyanı yer alıyor. Zaten Allah Kur’ân-ı Kerim’de pek çok yerde Ashab-ı Kiram’dan razı ve hoşnut olduğunu beyan ediyor.

‘Cennetle müjdelenenler’ dediğimizde az önce saydığımız meşhur on sahabe akla geliyor. Çünkü onlar cennet muştusu aldıkları halde hayatları boyunca zerre miktar şaşmadan aynı istikamet üzere yaşamaya devam ediyor. Hakkâri Üniversitesi Eğitim Fakültesi Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenliği Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Esma Sayın da “Sahabeyi bizlerden farklı kılan ve onları yıldızlaştıran özellik, onların Cennet’le müjdelenmelerine rağmen istikametten ayrılmamaları.” diyor. İstikamet, hakikî manadaki sıdk ile Hak Teâlâ’nın huzurunda durmak manasına geliyor. Ayrıca kişinin yaşadığı zaman dilimi içerisinde kıyametin koptuğunu ve Allah’ın huzurunda bulunduğunu müşahede etmesi anlamını taşıyor. İşte sahabeyi sıradan insanlardan ayıran özellik burada beliriyor. Onlar bir an bile Rıza-yı İlahî peşinde koşmaktan geri durmuyor. En başta Gönüller Sultanı ‘bütün hataları bağışlanmış olduğu’ (Fetih, 48/2) bildirilmiş olmasına rağmen çoğu geceyi ayakları şişinceye dek ibadetle geçiriyor. Keza Efendiler Efendisi’nin tilmizleri olan sahabiler de aynı yolun yolcuları. Onların ufku cennetten ibaret değildi ki cennetle müjdelenince hemen yan gelip yatsınlardı!

Hocaefendi’nin ifadesiyle bu sahabiler, hangi perdeden işin içine girmişlerse, bitirirken de aynı seviyede bitirmişler. Yani duygu ve düşüncelerinde zerre miktar sapmadan, olabildiğince civanmert bir şekilde Allah Resûlü’nün yanında kalmışlar. Şimdi dönüp kendi istikametimize şöyle bir bakalım. Bize Cennet’e gideceğimiz söylense liyakat kazanmak için uğraşır mıyız yoksa “Nasılsa yerim belli.” deyip ibadetten uzaklaşır mıyız?

Cennet muştusu alan 37 sahabe var

Bizler Cennet’le müjdelenen 10 sahabeyi biliyoruz. Nitekim ‘Aşere-i Mübeşşere’ şeklinde meşhur olan kavram, bize bu rakamı veriyor. Aşere Arapça’da ‘on’, mübeşşere ise ‘müjdelenen’ anlamına geliyor. Yazar Ahmet Kurucan, Cennet muştusu alan 37 sahabe olduğundan bahsediyor. Örneğin Efendiler Efendisi (sallallahu aleyhi ve sellem) “Cennet kadınlarının en faziletlisi Hatice b. Huveylid, Fatıma b. Muhammed, Asiye b. Müzehim (firavunun karısı idi) ve Meryem b. İmrân’dır.” buyuruyor. Aşere-i Mübeşşere’nin içinde Hz. Hatice ve Hz. Fatma’nın isimleri geçmiyor. Lakin onların Cennet muştusu aldığı aşikâr. Aynı durum Âişe, Hafsa ve Zeynep b. Cahş validelerimiz için de söz konusu. Onlar da direkt veya dolaylı olarak Cennetlik olduklarını öğreniyor. Nebiler Serveri’nin, “Hasan ve Hüseyin Cennet ehli gençlerin efendileridir.” ifadesi de mübarek torunlarının Cennet’e gireceğini gösteriyor.

Kutlu Nebi’nin sadece ailesi değil, ashabından bir kısmı da Cennet’e gidecek olma sevincini dünyadayken yaşıyor. Harise b. Nu’man, Ebu Zerr el-Gifârî, Sa’d b. Mâlik el-Ensâri, Umeyr b. Humam, Abdullah b. Selâm, Abdullah b. Mes’ud, Umeyr b. Humam, Yâsir’ul Ansî gibi. Fahr-i Kâinat Efendimiz, Mekkelilerin işkencesi sonucu ailesi şehit olan Ammar b. Yasir’e “Ey Yasir Ailesi! Sabredin, sizin mekânınız Cennet’tir.” vaadinde bulunuyor. Bir gün Kendisine (sallallahu aleyhi ve sellem) ipek bir elbise hediye edildiği sırada, “Sa’d b. Muaz’ın Cennet’teki bir mendili bundan daha hayırlıdır.” buyuruyor. Resûlullah, vefatlarından sonra Zeyd b. Harise, Ebu Seleme, Useyrım, Harise b. Umeyr ve Mâiz b. Mâlik’in Cennet ehli olduğunu muhtelif yerlerde beyan ediyor. Efendimiz’in, “Cennet’e girdim, beni genç bir cariye karşıladı. Ona ‘Sen kimsin’ dedim. ‘Ben Zeyd b. Harise’yim’ dedi.” beyanı da Zeyd’in Cennet’lik olduğunu anlatıyor. Tüm bu örneklerde görüldüğü üzere ayet ve hadislerin diliyle Aşere-i Mübeşşere haricinde de Cennet’le müjdelenen müminler bulunuyor. (Hemra Köse)

Share:

More Posts

Send Us A Message