Gönüller artık daha içten yakaracak

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Gönüller artık daha içten yakaracak

Gönüller artık daha içten yakaracak

İnsan, ihtiyaçları sınırsız ama bunları elde edecek imkânı ve gücü olabildiğince kısıtlı bir varlık. Ebedler için yaratıldığından, bitmek tükenmek bilmeyen emelleri var. Buna karşılık gücü ve sermayesi de bir o kadar az. Aciz ve fakir…

Dua, bu acz ve fakr halinin ilanıdır aslında. Kendinin farkında olmanın da itirafı aynı zamanda. Kulun, Sonsuz Kudret karşısındaki zayıflığını ve imkânlarının azlığını kabullenmesidir ya da… Dua, kul ile Allah arasındaki en büyük sır ve en mahrem ilişkidir. Bir iç çekiştir dua; yürekten yakarıştır. Sineden kopup gelen bir “âh”tır. Çocuğun ağlamasıdır dua, anne sütüne duyduğu ihtiyacın ızdırar haline dönüşmesidir. Tohumun çatlaması, tomurcukların açmasıdır. Günebakan çiçeklerinin güneşe dönmesidir. Dua bahardır, yazdır, kıştır. Yağmurdur, yağmursuzluktur. Kardır, tipidir, borandır, fırtınadır. Güneşin tutulması, ayın gizlenmesidir. Dua, öne eğilen baş, gözden akan yaştır. Mutluluktur, hüzündür, sevinçtir, kederdir. Çiledir, ızdıraptır, gurbettir, yalnızlıktır. En büyük Dost’la halleşmek, halvet olmaktır dua. Bazen gözlerini semaya dikip içinin yangınını bakışlarla haykırmaktır. Gecenin karanlığında, seccadenin üzerinde öylece kalakalmaktır.

Son devir Osmanlı ulemasından Ahmed Ziyaüddin Gümüşhânevî Hazretleri’nin derlediği üç ciltlik Mecmuatü’l-Ahzâb isimli eserden Fethullah Gülen Hocaefendi’nin yaptığı seçkiden oluşan el-Kulûbu’d-Dâria dua mecmuası, ilahiyatçı Mustafa Yılmaz tarafından Yakaran Gönüller adıyla Türkçeye kazandırıldı.

Duada esas olan samimiyet

“Yüceler Yücesi”ne aidiyet, bir insan için en büyük şereftir. Dua bu şerefin ilanı ve O’nun kudretine itimadın adıdır. O’ndan başka güç ve kuvvet kabul etmemektir. O’nun dışında kimseye boyun eğmemek, kimseden medet beklememektir. “Baş eğmeyiz edâniye dünya-yı dûn için” diyebilmektir. “Kullarım sana beni sorarlarsa bilsinler ki, ben onlara çok yakınım; bana dua ile yönelenin duasına cevap veririm” vaadine güvenmektir.

Duada esas olan samimiyettir. İhtiyacının farkında olan insan, bu ihtiyacın karşılanacağı tek merciin “Rahmeti Sonsuz” olduğuna inanarak ellerini açmalıdır. İhtiyacını koparıp alırcasına bir edayla yakarmalı, kasıkları çatlatırcasına kıvranmalıdır. Bunu yaparken de duanın en büyük sır olduğunu unutmamalıdır. Duanın safvetine riyanın pisliğini bulaştırmamalı, “Başkalarının nazarlarından uzak, gönülden, sadece Rabbine yalvarır ve gizliden gizliye O’na dua ederler” ilahi tarifine uygun hareket etmelidir.

Başka her şeye kapanıp içini sadece O’na açan, halini sadece O’na şikâyet eden zamanla yüreğinde O’nun yakınlığını hisseder. O dergâhtan hiç eli boş dönmez.

Kul efendisine arzuhalde bulunacaksa O’ndan başka her şeye kapanmalıdır. Aklıyla, duygularıyla ve bütün benliğiyle sadece O’na açılmalıdır. Sesini, sözünü, tavrını ve mimiklerini buna göre ayarlamalı, huzurun adabına riayete özen göstermelidir. Kime el açtığını, kiminle dertleştiğini bir an bile unutmamalıdır.

Gök ehlince elden ele dolaşan en kıymetli dua; sıkışmış, canı gırtlağına gelmiş, perişan ve muzdarip birinin hal duasıdır. Böyle biri Allah’a yönelip düşünürken, içini O’na dökerken ne deyip ne ettiğinin, nerede durup ne istediğinin farkındadır. “Nice üstü başı perişan, pejmürde görünümlü gariban vardır ki Allah adına yemin etseler Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz, istediklerini hemen verir.” beyanı bunları anlatır. Böylelerinin duasıyla sema gözyaşlarını salar ve ağlamaya durur. Çevreyi tehdit eden hortumlar yol ve yön değiştirir, her şeyi alabora eden dalgalar diner ve selamet ufku görünür. Kırılan faylar, sürpriz kararlara teslim olur ve faylardan boşalan gazlar atmosfer içinde eriyip gider.

Duanın kabul olacağına yürekten inanmak duada önemli bir esastır. Kabulünden şüphe edilen duada samimiyet noksanlığı vardır. Duada istediğimiz şeyin tam olarak gerçekleşmemesi duanın kabul edilmediği anlamına gelmez. Hastanın istediği ilacı değil de ona daha faydalı olacak başka bir ilacı veren doktor hastanın talebini fazlasıyla karşılamış demektir.

Dua, Hakk’ın tükenmez hazinelerinin sırlı bir anahtarıdır. Fakir, yoksul ve kalbi kırıkların dayanak noktasıdır. Iztırarla kıvranıp inleyenlerin en emin sığınağıdır. Bu sığınağa adım atan, o sihirli anahtarı elde etmiş sayılır.

Hakk’a dost olmanın en önemli vesilesidir dua. Hak dostlarının hemen hepsinin Allah Resûlü’nden (sallallahu aleyhi ve sellem) rivayet edilenlerin dışında kendi duaları da vardır. Dostluk merdivenlerini dua desteğiyle çıktıklarını görürsünüz. Bu yüzden “Dost” olmak için “daima dua” gerekir.

Gazalî’den Said Nursî’ye dua demeti

Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, bu hakikati ömrü boyunca yakinen yaşayan bir “hak dostu”. Tek gayesi, insanlarla Allah arasındaki engelleri kaldırmak olmuş. Bütün hayatı insanlığı hakiki dostluğa yükseltme uğrunda geçmiş. Şimdi bizi o dostluk ikliminin eşsiz atmosferine çağırıyor. İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhi ekmelü’t-tehâya) başta olmak üzere günümüze kadar gelen yüzlerce “dost”un duaları derlenmiş ve adına el-Kulûbu’d-Dâria denmiş. Vuslat taliplerinin, büyük yolun saliklerinin elinde bir fener olsun istenmiş.

Efendimiz’in dualarının yanı sıra, hulefa-i râşidîn ve bir kısım sahabi efendilerimizin duaları, ehl-i beytin kutlu silsilesinden büyüklerin virdleri, İmam Gazalî, Abdülkadir Geylanî, İmam Şazilî, Muhammed Bahaüddin Nakşibendî, Muhyiddin ibn Arabî, Ahmed el-Bedevî, Ahmed er-Rufaî, İmam Rabbanî, Mevlana Halid-i Bağdadî, Bediüzzaman Said Nursî gibi büyük zatların münacatları çiçek buketi gibi bir araya getirilmiş. Peygamberân-ı izâmın tesbihleri, mezhep imamlarının duaları da bu kitapta yer almış.

El-Kulûbu’d-Dâria’nın ilk baskıları, son devir Osmanlı ulemasından merhum Ahmed Ziyaüddin Gümüşhânevî Hazretleri tarafından derlenen üç ciltlik “Mecmuatü’l-Ahzâb” isimli eserden Muhterem Hocaefendi’nin yaptığı seçkilerden oluşmuştu. Son baskısında ise el-Kulûbu’d-Dâria Muhterem Hocamızın bizzat yaptığı tashihler ve başta Efendimiz’in sabah-akşam duaları olmak üzere Cevşen-i Kebir ve Evrad-ı Kudsiye gibi pek çok kıymetli duanın ilavesiyle daha dolu bir muhtevaya kavuştu. Ve uzun zamandır beklenen bir güzellik de yakın zamanda gerçekleşti. İlahiyatçı Mustafa Yılmaz Kulûbu’d-Dâria’yı enfes bir Türkçe ile tercüme etti. Adını da Yakaran Gönüller koydu. Artık okuduğumuz duaların manalarına, muhtevalarına da vakıf olacağız. O kapının tokmağına dokunurken, ne istediğimizi bilerek dokunacağız. O muhteşem dua hazinesinden her gün yeni bir pırlanta ile Sultan-ı Ezelî’nin huzuruna gideceğiz. Değerli dostum Mustafa Yılmaz’a hakikaten tarihe geçecek bu çalışmasından ötürü gönülden teşekkürlerimi sunuyorum. O vazifesini yaptı, şimdi sıra bizde…

“Yakaran Gönüller – El Kulubud-Dâria Tercümesi” kitabını satın almak için tıklayın.

Share:

More Posts

Send Us A Message