Türkiye’nin AB Üyeliği Sürecinde Misyonerliğe Karşı Yapılması Gerekenler (6 Şubat 2005 Tarihli Pazar Sohbeti’nin Transkripsiyonu)

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Türkiye’nin AB Üyeliği Sürecinde Misyonerliğe Karşı Yapılması Gerekenler (6 Şubat 2005 Tarihli Pazar Sohbeti’nin Transkripsiyonu)

Hüseyin Gülerce: Pazar sohbetimizin sonuna geldik. Sayın Hocamıza son beş dakika derken kameralara birlikte. Şimdi misyonerlik elbette ki çocuklarını Müslüman yetiştirmek isteyen, benim dinimden olsun diyen aileler için böyle düşünen ailelerden oluşan bir toplum için bir tehlike arz ediyor. Fakat bir yandan da AB üyeliği var din özgürlüğü var, ifade özgürlüğü var. Yani insanlar serbestçe anlatacaklar. O zaman böyle düşünen aileler için, yani biz Müslüman kalalım kimliğimizi kaybetmeyelim diyen aileler için, böyle bir düşünen yönetimler için hemen soru şu oluyor yani; bizim açımızdan tedbir nedir? Ve AB üyeliğinde bu mesele hakikaten nasıl bir mecraya gidecek? İkisi ile birlikte buyurun.

Hayrettin Karaman: Tabii beş dakika diyorsunuz, beş dakika beş dakikadır.

Hüseyin Gülerce: Hocam beş dakika daha ilave ettik, on dakika. Buyurun.

Hayrettin Karaman: Ben biraz daha latife olsun diye ama ciddi tarafı da var, bir mukayese ile girmek istiyorum. Bazı insanlar biliyorsunuz hep cinle yatar, cinle kalkarlar. Bir cin korkusu vardır insanlarda. İşte cin çarpmış işte cinler gelmişler, kadınla evlenmişler falan filan. Böyle ben de bu STV’den de bir-iki laf Kanal 7’den, başka konuştuğum, yazdığım yerlerden bütün dünyanın cinlerine ilan ettim. Dedim ki, “Ey cinler, ey cinlerin kafirleri! Sizin elinizde bir insana kötülük yapma imkânınız varsa ben Hayrettin Karaman’ım buyurun bana yapın.” dedim. Bunu niye söyledim biliyor musunuz? Korkmasın insanlar. Yani insanlar korkmasın, cinlerin böyle bir kabiliyeti yok. Allah-u Teala onlara böyle bir imkân falan vermiş değil. Haaa cin eğer bir insanı etkilerse nasıl insanı etkiler? Vesveseli, vehham, zayıf, itikadı zayıf, psikolojisi zayıf, morali zayıf, ruhu zayıf.

Hüseyin Gülerce: Kopma noktasına gelmiş.

Hayrettin Karaman: İnsanları etkiler. Yani bu insanları etkileyen şeyin adına hadi cin diyebilirsiniz. Hadi neyse ona cin diyebilirsiniz. Eğer sizin sağlam bir inancınız varsa sırtınızı yaratana dayamışsanız, ful vazifenizi yapıyorsanız, O’na boynunuz bükük. Hatta sırtınızı O’na dayadığınız için de kendinizi dünyanın en güçlü varlığı hissediyorsanız, size cin şeytan hiç bir şey yapamaz. Şimdi buradan misyonerliğe girelim. Misyoner cinlere ve şeytanlara geçebiliriz.

Evet, Türkiye için sadece Hıristiyan misyonerliği de değil, lütfen bunu buraya da inhisar etmeyelim. Yani mesela Hint dinleri bunlar içerisinde Budizm, onun bazı tarikatları, Brahmanizm, onun bazı tarikatları. Dünyada ve Türkiye de bu tehlike değil mi? Onların teşkilatları yok mu? Onlar gençleri işte adına sosyalist dedikleri biraz bizim ihmal ettiğimiz biraz da kendilerini …

Hüseyin Gülerce: Başka sapık tarikatlar da var.

Hayrettin Karaman: Daha başka sapık tarikatlar da var.

Hüseyin Gülerce: Satanizm var.

Hayrettin Karaman: Var dünyada.

Hüseyin Gülerce: Kaç tane çocuk intihar etti, gazetelere haber oldu, televizyonlara.

Hayrettin Karaman: Şimdi Türkiye’de gençlik için din, maneviyat yolunda tuzaklar manasında tehlike var. Ama bu tehlikenin önlenmesinin yolu, gençliği güçlendirmek yerine bunları yasaklamak değildir. Bunları yasaklamak, sadece o gençliğin düşeceği manevi bunalımın niteliğini, yönünü, adını, çeşnisini değiştirir. Ama gençlik gene manevi bunalıma düşer. Yani manevi boşluğa düşer. Manevi boşluğun arkasından da bunalım gelir. O halde eğer bu insanları milliyetçi ise, eğer bu insanlar Müslümansa, eğer bu insanlar bu memleketi ve bu milleti seviyorlarsa yapılacak şey, önce kimlik üzerinde bir anlaşma yapmaktır. Biz nasıl bir kimliğe sahibiz? Bu ülkede yaşayan yetmiş milyonun kahir ekseriyeti kim bilmiyoruz, bu kimlik üzerinde anlaşmak lazım. Bu kimliğin Müslümanlık kısmında bir ihtilaf var mı? Yani bu milletin kahir ekseriyetinin Müslüman olduğu konusunda diyelim ki, Türkiye’nin yok şuydu buydu tartışılıyor. Ben bu tartışmaya şimdi şu anda burada girmek istemiyorum ama bugün içimizde öyle ciddiye almamız gereken insanlar var ki -biliyorum saate baktınız- Türk demek Müslüman demektir, Müslüman demek Türk demektir, ben Türk dediğin zaman Müslümanı kastediyorum diyen ciddiye almamız gereken insanlar var. Peki, o halde Müslümanlık kimliğimizin, Müslümanlık unsurunda bir anlaşmazlığımız yok. Bu ülkede yaşayan insanların kahir ekseriyeti dikkat buyurun, ya büyük çoğunluğu iman ondan sonra epeyce büyük bir kitle amel yapıp etme, az çok yapıp etme, ondan sonra geri kalan gene azımsamayacağımız kadar önemli bir kitle de kültür müslümanıdır. Bu da böyle olunca bizim en büyük tedbirimiz din ve kültür eğitimidir, din-kültür-ahlak. Kültür-ahlak ama bizi bin yıldan beri en azından biz yapan Müslümanlığımız çerçevesinde ona ters düşmeyen bu değerimize ana değerimize bizi en ziyade toplayan, birleştiren en büyük kitlenin ortak değeri olan Müslüman kimliğimize ters düşmeyen bir maneviyat eğitimi vermektir. En büyük tedbir budur. Milleti memleketi sevenler bir araya gelsinler. Muhalifi munafıkı ittifakı bir araya gelsinler çağdaş olmayan, haklı olmayan, laiklik, insan hakları, adına ne diyorsanız deyin, hukukun üstünlüğü bunların hiç birine uymayan, hepsine aykırı olan din eğitimi ve öğretimi engellerini önümüzden kaldırmak gerekiyor. Tedbir alacaklarsa tedbir budur.

Hüseyin Gülerce: Özellikle de şimdi AB üyeliğimizde hocam Avrupa’daki Türklere düşüyor, hali hazırdaki onlar eğer bir misyonerlik tehlikesi varsa din değiştirme tehlikesi varsa onlar cepheden tehlike altındalar.

Hayrettin Karaman: İçlerindeler.

Hüseyin Gülerce: İçlerindeler. Yani onlar için de tedbir, yine din özgürlüğü çerçevesi içerisinde kendi dinlerini serbestçe öğrenmeleri ise mesela bizim diyanetimiz, diyanet teşkilatımız, devletimiz bu güne kadar ne çalışma yapıyor?

Hayrettin Karaman: Başlangıçta uzun zaman oraya işçi olarak giden, burada da tesadüfen Kur’an-ı Kerim okumayı öğrenmiş olan ya da kurslarda biraz dini bilgi edinmiş olan insanlar fahri olarak Allah rızası için oradaki Müslümanlara Cuma, bayram falan kıldırarak dini ihtiyacı karşıladılar. Uzun yıllar. Bir kere hiç, onlar unutuldu. Bu bakımdan unutuldu. Sonra belli bir dönemde hepimiz biliyoruz artık, hem diyanet hem de diğer dini gruplar, maksatları ne olursa olsun bana sorarsanız maksadı para kazanmak bile olsa din öğretiyorsa Allah razı olsun, diyorum ben. Gidip orada din öğretmek ve onun uygulamalarını yaptırmak üzere faaliyet göstermek.

Hüseyin Gülerce: Sanki sıkıntı şuradan mı? Yani laikliği yanlış anlama, bunda direnme, işte kimilerinin laikçi dediği tavırlarla dine verilmesi gereken değeri bir türlü vereme. Yani hem tedbirin dinini, milletinin doğru öğrenmesi, şuurlanması olarak kabul etme fakat bir yanda da bir laikçilik tahkikatından dolayı tedbir alamama gibi bir sıkıntı mı var?

Hayrettin Karaman: Evet, yani bizim siz bir ara bir cümle kullandınız. Hali hazır durumumuzda, konumumuzda ve şartlarımızda. Türk milletinin Türk halkının laiklikle bir problemi, bir savaşı, bir kavgası yok dediniz. Ama Türkiye’deki laiklik anlayışı ve uygulaması ile ilgili sıkıntı var dediniz. Ben buna katılıyorum kırk kere de yazmışım. Bir Müslüman olarak ve de ben bir fıkıhçı olarak laikliğe nasıl bakarım ayrı bir konudur. Bu ayrı, bunu şurada saklı tutuyorum. Ama bugün mevcut şartlarda bugünün Türkiyesi’nde bir laik demokratik cumhuriyet düzeni mi vardır. İşte bu cumhuriyet onu defaatla yazdım zat-ı âliniz de okumuşsunuzdur.

Hüseyin Gülerce: Tabii.

Hayrettin Karaman: Cumhuriyet, Müslümanların cumhuriyetle hiç bir problemi yok. Hiç bir aklı başında Müslüman cumhuriyet gitsin, saltanat gelsin demez. Böyle bir şey yok yani.

Hüseyin Gülerce: Demokrasi ile problemi de yok.

Hayrettin Karaman: İstismar etmenin manası yok. Gelelim demokrasiye. Şimdi Müslüman halkın seçimle yönetimi iş başına getirip kendi iradesini meclise yansıtmak ve böylece beğenmediğini değiştirmek, bu mekanizma anlamında demokrasi ile de Müslümanların hiç problemi yok. Geriye kalıyor laiklik. Şimdi Türkiye’de bir laiklik anlayışı varsa o da şu; “Ben devletim. Dinini ben tanımlayacağım, ben sınırlayacağım ve benim tanımladığın sınırladığım kadar Müslüman olacaksın.” Bunu dünyada hiçbir yere, hiçbir insan hakları belgesine intibak ettiremezsiniz, uyduramazsınız ve kabul ettiremezsiniz. Böyle bir laiklik anlayışı. Problem buradan kaynaklanıyor. Evet.

Hüseyin Gülerce: Hocam, çok teşekkür ediyoruz. Maalesef bir Pazar Sohbetimizin daha sonuna geldik. İnşallah başka zamanlarda misafirimiz olmak ümidiyle hepinize sevgilerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz. Hoşça kalın efendim.

Share:

More Posts

Send Us A Message