Bülent Korucu’nun son bir yılda kaleme aldığı yazılardan bir derleme “Korku Cumhuriyeti” adıyla yayımlandı. Kitap yaşadığımız süreci adım adım analiz ederken algı sihirbazlarının oyununu bozuyor.
Sanırım Çinli bilgenin işaret ettiği ‘ilginç zamanlar’dan geçiyoruz. Çinliler, bir insanın hayatının allak bullak olmasını istedikleri zaman ‘İlginç zamanlarda yaşayasın!’ diye beddua ederlermiş. Çinlilerin sözüne müracaat ettik; çünkü bugün yaşananlara baktığımızda sürece bir isim koyamıyoruz. Yakın tarihte 28 Şubat’la kıyas edilebiliyor ama o ‘şubat soğuğu’ bile süreci anlamada eksik kalıyor. Her gün en yetkili ağızlardan yalan, iftira ve nefret, meydanlardan, gazete manşetlerinden, televizyon ekranlarından dillendiriliyor. Bir linç kampanyasında devletin bütün kurumları, imkânları kullanılıyor. Hak ve adaletin yerini hınç ve adavet almış. Hakikatle, hukukla değil, algı operasyonlarıyla yürüyen bir çark ve kutuplaşan bir toplum var… İç açıcı bir tablo yok ortada. Peki, bu fotoğrafı nasıl okumalıyız? Olan biten karşısındaki kafa karışıklığını nasıl giderebiliriz?
Bülent Korucu’nun bu hafta içinde yayımlanan kitabı “Korku Cumhuriyeti” süreci anlamada rehber niteliğinde bir eser. Kitaptaki yazıların tamamı son bir yılda kaleme alınmış. Korucu, süreci yakından takip eden bir gazeteci. Aksiyon’nun genel yayın yönetmeni, Zaman’da köşe yazıları kaleme alıyor. Ortalama haftada üç yazı yazan bir gazetecinin günlüğü gibi de okunabilir kitap.
Korku Cumhuriyeti’nin önsözünde yazar söze şöyle başlıyor: “Bu kitap aslında bir süreç analizi. Adım adım yaklaştığımız korku duvarıyla yüzleşme girişimi de diyebiliriz. Kendi seçmeni ve partisine karşı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın yürüttüğü psikolojik harbin köşe taşlarına dikkat çekmeye çalışıyor. ‘Millî irade’ diye tanımladığı kitlesini korku ile esir almış bir liderden söz ediyoruz. Bu algı sihirbazlığı öyle boyutlarda ki doğru ile yanlış arasındaki mesafe ortadan kalkmış, ayırt edici unsurlar ters yüz edilmiş durumda…”
Öyle ki 11 ay öncekine bizzat Başbakan’ın katıldığı Türkçe Olimpiyatları yapılamıyor. Kutlu Doğum Haftası etkinliklerine salon veren kovuluyor. En başarılı bürokratlar başka hiçbir gerekçeye ihtiyaç duyulmadan ‘paralel’ yaftasıyla işini kaybediyor. Banka batırılmaya çalışılıyor. Eski vesayetçi yapılarla ortak hareket ediliyor. Dünün karası bugün ak diye alkışlanıyor. Söylenilen büyük yalanlar sık ve yüksek sesle tekrarlanarak gerçek gibi sunuluyor.
Bülent Korucu, kitaptaki yazılarda bu yalan rüzgârına dikkat çekiyor ve yalancının mumunu söndürüyor. Buna örnek olarak “7 Şubat’ta Neler Oldu Biliyor musunuz?” yazısını gösterebiliriz. Bugün hâlâ gazete sütunlarından, ekranlardan ısrarla bu yalan sürdürülüyor: “7 Şubat’ta Erdoğan hasta yatağından alınıp kelepçelenecekti.” İşin gerçeğinin hiç de öyle olmadığını o yazıyla öğreniyoruz. Korucu, uzun uzun 7 Şubat’ta ne olduğunu anlattıktan sonra şu hatırlatmada bulunuyor: “Erdoğan ameliyat masasında iken ‘7 Şubat kalkışması’nın yaşandığını ileri sürüyorlar. Başbakan Erdoğan, 26 Kasım 2011’de ameliyat oldu. Yani 7 Şubat’ta (ameliyattan 74 gün sonra) Erdoğan nekahet dönemini çoktan atlatmış ve yurtdışı seyahatler hariç tam mesaiye başlamıştı. 7 Şubat’ta parti grubunda, 8 Şubat’ta ise valiler toplantısında uzun konuşmalar yapmıştı. 11 Şubat’ta ise neredeyse ayakta tedavi denilebilecek tamamlayıcı operasyonu geçirmiş, hastaneden makam arabasıyla ayrılmıştı.”
Kitapta buna benzer birçok örnek var. Kısaca bazı yazı başlıklarını verelim: “Zaman, 28 Şubat’ta Ne Yaptı?”, “Operatör Gazetecilerin Cuntası”, “Yalan Rüzgârları”, “7 Bin Kişiyi Dinlemenin Dayanılmaz Saçmalığı”, “Elçilere Kara Propaganda Rehberi”…
Bülent Korucu, yaşananların fotoğrafını çekerken gidişat konusunda da öngörüde bulunuyor. Korucu’ya göre Başbakan Erdoğan, Gezi’yle başlayan süreçte Türkiye’yi bir korku tüneline çevirdi. Ülke korku siyaseti ile yönetiliyor. Ortada bir illüzyon var: “Korkularla esir alınıp yönetilen kadar korkutanı da bekleyen tehlike gerçekten kopma riski. Paralel bir evren kurup orada yaşamaya başlamak kaçınılmaz son. Fakat gerçek, her zaman kurguya galip gelir.”
Son söz olarak diyebiliriz ki Bülent Korucu, bu yazılarda algı sihirbazlarının oyununu bozuyor. Haklının yanında durup gerçeği tarihe not düşüyor.
Kaynak: http://aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-39229-yalancinin-mumu-sonerken.html








