Lütfen Ayağa Kalkalım!

Home » Türkçe » Basından » Haberler » Lütfen Ayağa Kalkalım!

Barışı tesis etmek, savaşmaktan daha zor bu coğrafyada. Avrasya’da da etkinliğini artıran Türkiye’nin izleyeceği yol haritası, her şey için belirleyici olacak.

Lütfen Ayağa Kalkalım!

Otobüse yaşlı biri bindiğinde koltukta oturan gencin üç farklı tavrı olur: Ya büyüğe saygı gereği ayağa kalkar ve yer verir, ya görmezlikten gelir, ya da ‘ben parasını verdim, oturmak hakkımdır’ der.

Kafkaslarda olup bitenin birinci tavırla üçüncü tavrın savaşı olduğunu savunuyor Gürcü siyaset bilimci. Bu, o salonu dolduran Avrasya entelektüellerinin yaklaşımıyla örtüşüyor. Pek çok sorun, gelenekçilik ile modern küresel kültür arasındaki zıtlaşmaya dayanmaktadır çünkü. Rus Foros Vakfı ve Diyalog Avrasya (DA) işbirliği ile Antalya Rixos Sungate’te 29 Ekim-1 Kasım tarihleri arasında gerçekleşen toplantı bir hayli hararetli, güncel ve felsefi tartışmalara sahne oldu. Toplantıda bölgeyi kapsayan yeni siyasetin gerekliliğine vurgu yapılırken, bunun arka planında ahlaki ve felsefi temeller irdelendi. Rusya’nın önemli entelektüellerinin ve Avrasya fikrine sahip siyasetçilerinin de bulunduğu toplantıda, pek çok ülke katılımcısının Gülen Hareketi’nin bu yeni ahvalde oynayacağı role vurgu yapması bir yenilikti.

Diyalog Avrasya Platformu (DAP) Genel Sekreteri İsmail Tas’ın hareketin felsefesine dair etraflı konuşması dikkatle izlendi. Tas, sivil toplumun, soğuk devlet bürokrasisi ve aygıtları ile birey arasındaki aracı rolüne dikkat çekti, muhtemel tercüme hatasına mâni olmak için de ‘hareket’ kavramının politik bir muhteva içermediğini vurguladı özellikle. Tas’ın sözleri özetle şöyleydi: “Gülen Hareketi, yeni küreselleşmeyi savunmaktadır. İçe kapanma tam anlamıyla bir felaket olur. Hareket, küreselleşmenin yeni bir ahlaki kıyafet giydirilerek başka bir aşamaya taşınması gereğine inanmaktadır. Uluslararası ilişkiler, şartsız ve yatay bir iletişime dayanmalı; güce değil, ahlaka yaslanmalıdır. Kaynakların kıtlığı ve arzuların sınırsızlığına dayalı birtakım felsefeler dünyayı felakete götürmektedir. Eşitsizlik, kaynak kıtlığından değil, adaletsiz dağıtımdan kaynaklanmaktadır. Ekonominin merkezine konulan ‘doyumsuz insan’ fikri sorgulanmalı, kıt kaynaklar yerine herkese yetecek kadar rızık kavramı, sonsuz haz kavramı yerine de makul ve mütevazı ölçülerde tatmini önceleyen tüketim anlayışı tesis edilmeli.”

İsmail Tas, Türk kültüründe bir dostluğu oluşturmanın ve sınamanın üç yolunu ‘ortak ticaret, ortak seyahat ve ortak yemek’ şeklinde sembolize ederek bu üç alanı doldurmaya aday Gülen Hareketi’nin kalıcı dostluklar peşinde olduğunu vurguladı: “Türk okulları sayesinde komşu ülkelerde Türkiye’yi anlayabilecek bir nesil yetişiyor. Karşılıklı, birbirini anlayacak yeterli miktarda dost gerekmektedir.”

Avrasya Gençlik Forumu’nun ana başlığı olmamasına rağmen harekete dair bu görüşlere daha girişte genişçe yer vermemizin sebebi, ağırlığını Rusların oluşturduğu Avrasya aydınlarının üzerinde anlaştığı görüşler manzumesiyle örtüşüyor olması. Mikrofona geçen her Rus, “üç yılda bir araba değiştirmenin âlemi yok” sözünü tekrarladı. Sade hayat, maneviyat, terbiye ve geleneklere bağlılık vurgusu ile çılgın tüketime karşı tavır çok baskındı. Bütün dünyada ve dahi Moskova’da kendini gösteren tüketim ve lüks çılgınlığı esefle anıldı, fatura da kapitalist tüketim alışkanlığına kesildi. Sadece tüketim kültürü üzerine konuşmalar yapıldı.

Türk aydınlarının ‘küreselleşme’ korkusuna rezervleri vardı. DAP Eşbaşkanı Harun Tokak, dünyaya açılmayı ve küreselleşmeyi ideolojik değil, reel bir gereklilik olarak izah etti: “Aile şirketleri üçüncü nesilden sonra yüzde 95 oranında kapanmak zorunda kalıyor. Dünyaya açılmayan ülkeler de aile şirketleri gibi daralmaya ve küçülmeye mahkûm kalıyor.” Tokak’a göre, pratikler ideolojiyi aşmaktadır her zaman. Ruslarla yabancı evliliklerde Türkler birinci sırada. 200 bin Rus’tan biri bir Türk’le evlidir sözgelimi.

Avrasya düşüncesi Türkiye’yi de içine alan ve Çin’e kadar uzanan, biraz da Batı karşıtı bir blok oluşturma hedefiyle ortaya çıkmıştı. Türkiye’nin öneminin daha da belirginleşmesi ve ‘tek eksenli’ bir siyaset gütmeyeceğinin anlaşılması, Obama sonrasında gelişmekte olan Rus-Amerikan ilişkileri Avrasya’yı ideolojik değil ‘reel’ ve mümkün bir birliktelik hâline getirdi. Toplantıda, felsefi temelde ekonomik krizin aslında kapitalist dünyanın sonu olduğu, Avrasya’nın yeni dünyanın merkezi olacağı fikri sık sık dile getirildi, fakat kapalı bir siyaset önermesi yoktu.

Teknoloji sayesinde insanlar arasında iletişim arttı, dünyanın bir uçundaki insanla ‘görüntülü’ görüşülebiliyoruz. Peki bu, medenileşme ve barış göstergesi mi? TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin’e göre, tabii ki hayır: “Huzursuzluk artıyor, savaşlar sürüyor, çevre kirliliği, salgın hastalıklar artıyor. Bilim ve teknoloji yeni suç tiplerinin ortaya çıkmasına yol açıyor. Bir başka ülkenin yardımı olmadan suçlar çözülmüyor. Bunun için de uluslararası işbirliğine ve diyaloğa ihtiyaç var. İnsanlık tarihi sırf diyalog kurulamadığı için çıkmış felaketlerle dolu.” Şahin’in konuşmasında sivil toplumun gerekliliği ve etkinliği en çok vurgulanan konu oldu.

Avrasya Gençlik Forumu’nun öne çıkan ismi Duma Milletvekili Siyasi Araştırmalar Enstitüsü Başkanı Sergey Markov’du. Makrov’un diplomatik dile iltifat etmeyen, açık, zaman zaman sert konuşması birtakım itirazları beraberinde getirse bile bir hayli zihin açıcıydı. Ona göre, AB, Türkiye’yi oyalıyor. Bunun farkında olan Türk eliti dünyadaki yerini arıyor ya da aramalı.” Markov, Türkiye’nin asıl yerinin Avrasya olduğunu, bu coğrafyanın herkese yetebileceğini vurguluyor: “Bir ülkede olmayan diğerinde var. Bizde atom endüstrisi var, Türkiye’de tekstil.” Erdoğan-Putin arasındaki görüşme trafiğinin ‘stratejik diyalog’ mahiyetinde olduğunu da vurguluyor Markov. Medyedev-Gül ikilisi için de geçerli bu.

Bugünlerde Avrasya demek, Kafkasya demek biraz. Sibirya’dan gelen gençler bile Kafkasya Gençlik Forumu oluşturmak istiyorlar. Sergey Markov da bölgede ekonomik ve güvenlik işbirliğine dayalı bir sistem kurulması gerektiğini vurgularken, yine Türkiye’den daha aktif rol bekliyor: “Türkiye ve Rusya arasında Güney Osetya-Gürcistan çatışmasındaki işbirliği çok önemli. Fakat Türkiye daha cesur olmalı bu konuda. Gürcistan- Osetya arasındaki diyaloğu Erdoğan Bey yapabilirdi, Sarkozy değil.”

Markov’un ve diğer bazı Rus delegelerin yeni maneviyat ihtiyacına ve ‘din’in barışa yaptığı katkıya dair vurguları o kadar yoğundu ki bir Rus delege “Dindar olmayanlar da dürüst olabilir. Medeni ülkelerde din devletten ayrıdır. Bu kazanımlardan vazgeçmemek gerekir.” uyarısında bulundu.

Yeni bir dünya kurulduğu ve bu yeni dünyanın merkezinin Avrasya olacağı konusunda fikir birliği var. Dünya siyasetinin enerji kaynaklarına, dolayısıyla Avrasya’ya odaklandığı günlerde bu fikir yabana atılamaz. Ancak yeni dünyanın yeni değerleri olmalı. Yani ‘üç yılda bir araba yenileme, dolap dolusu ayakkabı alma’ dönemi sona ermeli.

Ekonomist İbrahim Öztürk, Markov’un birbirini besleyen ekonomiler, yeni değerler ve yeni merkezin Avrasya olduğu fikrine katılıyor: “Yeni dünyanın merkezi Avrasya olacak. Bunlar bin yıllık kaymalardır dünyada. Yavaş yavaş Doğu’ya göç başlamıştır. Bu göç yolunda olan Rusya ve Türkiye’nin Avrasya’nın çıkarlarına daha adil müdahale etme fırsatı var.”

Türkiye ve Rusya’nın geçmişte savaşmış, Soğuk Savaş’ın izlerine rağmen barış tesis edebilmiş iki ülke olmasının yanı sıra, iki devletin de bir imparatorluk mirası taşıdıkları, benzer bir modernleşme tecrübesine sahip oldukları, bölgede çıkarlarının örtüştüğü sık sık vurgulandı. “Artık her iki ülkenin birbirleri üzerinde emelleri olmadığını biliyoruz.” diyor İbrahim Öztürk.

AK Parti Antalya Milletvekili ve Avrupa Parlamenterler Birliği’nin ilk Müslüman Başkanı Mevlüt Çavuşoğlu da bu süreçte en büyük desteği Rusya’dan aldığını söylüyor. Türkiye’yi ve Rusya’yı birbirine yakınlaştıran sürecin, AK Parti’nin komşularla sorunsuz, çok boyutlu ve etkin dış politika anlayışıyla başladığına dikkat çekiyor: “Türkiye’nin Amerika ile müttefikliğinin yanında alternatif göstermeden Rusya ile her alanda iş birliğine girmesi son derece pozitif olmuştur. 1 Mart tezkeresinin Meclis’ten geçmesi için evet diyen bir kişi olarak söylüyorum, komşularla ilişkilerin düzeltilmesinde bu tezkere rol oynamıştır. Türkiye’nin AB’den sonra bölgede en önemli stratejik işbirliği yaptığı ülke Rusya’dır.” Bu kadar da değil; Türkiye, Rusya ile ilişkileri geliştiren ilk NATO ülkesidir üstelik.

Toplantıda Rusya Federasyonu Cumhurbaşkanlığı Temsilcisi Oleg Matveyçev, eski Millî Eğitim Bakanı ve YÖK Başkanı Mehmet Sağlam ve daha pek çok isim söz aldı. Avrasya jeopolitiğinden tüketici haklarına kadar geniş yelpazede mevzular tartışıldı. Yaşlılar konuştu, gençler dinledi. Rusya Bilimler Akademisi üyesi Rostislav Rıbakov, ‘gençler bize, biz gençlere muhtacız’ diyerek girdi söze: “AIDS, asrın en kötü hastalığı. Doğa insanlardan en önemli şeyi, kötülüğe olan bağışıklığını alıyor. Diyalogla bunu aşmalıyız. Türk dostlarımız büyük Türk düşünce adamı Fethullah Gülen beyefendinin okulunu açtılar Moskova’da. Gidebilirsiniz, çocuklarınızı götürebilirsiniz. Bu okulda, hem modern müfredat ve dil bilgisi vardır hem de yüksek ahlak aşılanmaktadır. Moskova’ya Sayın Gülen’in gençleri gelecektir, hep beraber çok şey yaşayacağız.”

Kırgısiztan’dan Mahmut Kaşgari Üniversitesi Rektörü Asan Ormuşev de Türk okullarının bölgeye getirdiği yenilikleri ‘yeni teknoloji ve terbiye’ vurgusunu yaparak anlattı. Gülen Hareketi’nin geleneksellik ve sadelik vurgusu ile eğitimci ve diyaloğa açık yüzü, Avrasya’da yankı bulmuş gözüküyor. Gençlik Platformu’na katılan gençlerin bir kısmın Avrasya ülkelerindeki Türk okullarından mezun gençlerdi. DAP Genel Sekreteri İsmail Tas, önümüzdeki yıl Kazakistan’da sadece gençlerin bölge sorunlarını tartışacağı bir toplantı planladıklarını söylüyor.

Dünyanın ilk parlamentosunun bulunduğu Antalya’nın yağmurlu, sessiz, dingin atmosferinde sabahtan akşama kadar yeni dünyanın yönü ve anlamı tartışıldı. Antalya’nın sunduğu eşsiz plato eşliğinde tabii… Mevlüt Çavuşoğlu’nun anlatımıyla, “Ruslarla Almanların aynı masada yemek yediği, Azerilerle Ermenilerin birlikte tavla oynadıkları, İranlılarla İsraillilerin aynı havuzda yüzdükleri, Gürcülerle Rusların aynı hamamda terledikleri bir yerdi burası.”

11 yıl önce temeli atılan DA, Avrasya’nın ‘akil adamları’nı bir araya getirdi, getirmekle kalmayıp bölgesel projelere imza attı. Daha çok kültürel ve entelektüel düzeyde ilerleyen platform Rus Foros Vakfı ile birlikte pekâlâ siyasi denilebilecek konuşmaların yer aldığı bir toplantıya ev sahipliği yapabildi. Daha heyecanlı, yer yer karşılıklı soru cevapların yükseldiği bir toplantı olmasına rağmen 10 yılda oluşan ünsiyetle o birlik havası hiç bozulmadı, bilakis pekişti. Ortak değerler vurgusu öne çıktı. Rusya, Ukrayna, Gürcistan, Güney Osetya gibi zaman zaman sorunlu ilişkileri olan ülke aydınlarını bir araya getirebilen ve bölge sorunlarını tartıştırabilen yegâne mekanizma hüviyetinde. Gelecek yıl söz tamamen gençlerde olacak. Gençler, otobüse binen yaşlı yolcuya yer verecekler mi? Şimdi mesele bu.

Share:

More Posts

Send Us A Message